Bakanlar beni ‘Canımızın içisin’ diyerek teselli etti

Bakan Ömer Dinçer’e “Canım”diye hitap ettiği için azar işiten Les Ottomans otelinin sahibi Ahu Aysal: “Bu azardan sonra Ertuğrul Günay ve Abdülkadir Aksu’yu da aradım. Üzüldüler, ‘Sen bizim canımızın içisin’ diyerek beni avuttular”

Bakanlar beni ‘Canımızın içisin’ diyerek teselli etti

Kuruçeşme’deki butik otel Les Ottomans’ın sahibi Ahu Aysal geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanı Ömer Dinçer’le yaşadığı tatsız telefon konuşması ile gündeme geldi. Aysal butik otellerde yabancı personel çalıştırmanın yasaklanması üzerine Dinçer’le telefonda görüştüğünü ve ona “canıım bakanım” dediği için azar işittiğini söylüyordu.
Biz de onunla bu konuyu konuşmak için Les Ottomans’da bir araya geldik. Keyfi çok yerindeydi çünkü gözü gibi baktığı oteli Les Ottomans World Travel Awards tarafından dünyanın en iyi butik oteli ödülüne aday gösterildi, hem de
o tatsız olaydan iki gün sonra. Aysal bu konuda “Adaylık ilaç gibi geldi. Üstelik turizmin Oscar’ı denilen bir ödül için yarışıyoruz. Kasımda ödülü alırsak da bu yaşananlara cevap vermiş olacağız” diyor.

Geçen günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’e “Canım” dediğiniz için azar işittiğiniz konuşuldu. Nasıl oldu bu konuşma?
Evet, ne yazık ki öyle sevimsiz bir olay yaşandı. Konuşmanın nedeni butik otellerde yabancı eleman çalıştırılmasının yasaklanması. Bunu duyunca panik oldum ve bakanlıktan bana ilgili konu hakkında konuşmak için telefon açıldığında heyecanla “Canııım bakanım” dedim. Ömer beyi tanımam, daha önce bir araya gelmişliğimiz de yok ama içimden geldi öyle dedim. Tamamen sevgi göstergesi. Fakat o durumdan çok rahatsız olmuş olacak ki “Hop! Sen kime canım diyorsun. Ben bakanım” dedi. Dondum kaldım, kaskatı kesildim. Devam etti: “Alo! Derdin ne senin söyle?” Böyle sert bir üslupla karşılaşınca benim de ses tonum değişti tabii. Gayet ciddi ve sert bir
şekilde “Benim bir derdim yok, problemim var. Türkiye’yi yurtdışında başarıyla temsil eden bir otelim var. Ülkemizin tanıtımına ciddi katkıda bulunan bu işletmede yabancı eleman çalıştırmam gerekiyor çünkü onlar otelin hizmet kalitesini belli seviyede tutuyorlar. Bu yüzden çalışmaları gerekli” dedim. O da “Seninle konuşulmuyor”
diyerek suratıma kapattı.

Anlatırken neredeyse gözleriniz doluyor. Çok kırılmışsınız...
Kırıldım tabii ama ben her şeye iyi tarafından bakarım o yüzden bunun canımı sıkmasına izin vermiyorum. Telefonu kapattıktan sonra Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ı aradım. Onunla da eşiyle de çok samimiyizdir. Dedim ki “Bundan sonra kimseye ‘canım’ demeyeceğim, çok fena azar işittim.” Ardından da (eski İçişleri Bakanı) Abdülkadir Aksu’yu aradım, aynı şeyi ona da söyledim. Üzüldüler tabii. “Sakın öyle bir şey düşünme, sen bizim canımızsın hatta canımızın içisin” diyerek beni avuttular. Zaten biliyorsunuz ki bu olayın hemen ardından World Travel Awards tarafından dünyanın en iyi butik oteli ödülüne aday gösterildik. Bu prestijli ödül ilaç gibi geldi. Zaten “Canım” bir sevgi belirtisi ve bir sevgi sözcüğü kullandığım için canım yanacaksa da yansın.

Şu an durum ne? Bakanlıktan bir açıklama geldi mi? Ve neden illa yabancı eleman çalıştırmak istiyorsunuz?
Şu an bekleme aşamasındayız, ödül adaylığını anlatan bir yazıyı da bakanlığa yolladık. Ayın 27’sine kadar bir karar verilmesi lazım yoksa yabancı personeli sınır dışı edecekler. 130 personelim var ve 7’si yabancı. Bu konuda çok hassasım çünkü bunlar kilit noktalardaki adamlar. Türkleri eğiten, onlara şeflik edenler. Mesela
Spa bölümünde Uzakdoğu’da eğitim almış şefler var. Spa, krem sürmek gibi basit
bir şey değil. Özel teknik bilgi ve donanım gerektirir. Kısacası yabancı personelin çıkarılması Les Ottomans’ın tüm özelliğini yok etmek demek, onu Sultanahmet’teki pansiyonlardan farksız kılmak demek.

“Estetik normal bir şey”
“Formumu korumak için sebze ve meyve ağırlıklı besleniyorum ama arada sırada mantı ve hamburgere de hayır demem. Estetik bence çok normal bir şey. En son yüzümü gerdirdim. Eğer imkanınız varsa söküklerinizi dikmekte bir sakınca yok. Sonuçta üçüncü kulağınızı taktırmıyorsunuz ki Var olanı güzelleştiriyorsunuz.”

Bakanlar beni ‘Canımızın içisin’ diyerek teselli etti
“Kömürcüyle de arkadaş olabilirim prensle de“
Otelin girişinde Paris Hilton, Kevin Costner gibi ünlü isimlerle fotoğraflarınızın bulunduğu bir dolap var. En samimi olduğunuz hangisiydi? Oraya resimlerinin koyulmasını kendileri istedi biliyor musunuz?
O kadar memnun kaldılar ki burada gördükleri ilgiden. En sıcakkanlısı Kevin Costner’dı. İnanılmaz mütevazı bir insan. Ama bana kalırsa hepsi çok samimi ve sıcaktı. Bu benden de kaynaklanıyor olabilir. Dışarıdan soğuk ve otoriter gözükürüm ama tanıdıkça anaç ve şefkatli biri olduğumu anlarsınız. Kendimi insanlardan da saklamam, yani kapım herkese açık. Bir kömürcüyle de arkadaş olabilirim prensle de; yeter ki içi dışı bir olsun, dolambaçlı akıl oyunlarıyla vakit kaybettirmesin.

Hakkınızda çıkan haberlerde “Çılgın ve sosyetik” sıfatları yer alıyor. Davetlilerin çocuk gibi giyindiği doğum gününüzü hatırlıyorum. Sahi ne kadar çılgınsınız? Ve ne kadar sosyetik?
Sosyetik kelimesi cemiyet anlamında kullanılıyorsa bir şikayetim yok ancak şımarık zengin anlamındaysa hayır sosyetik değilim! Çılgınlığa gelince, içimden geldiği gibi yaşıyorum, hayatın değerli olduğunu ve paylaşarak daha değerli hale geldiğini biliyorum. Bu yüzden öyle bir doğum günü partisi verdim. Herkesin çocukluk günlerine dönmek isteyeceğini düşündüm. Hepsi birbirinden güzel çocuklara dönüştüler.

“Sıkıntıdan meme kanseri oldum, iyileşene kadar çocuklarıma söylemedim”
“İnsan kendine inandığı sürece her şeyin üstesinden gelir” diye bir açıklamanız var. Bu özel hayatınızda da işinize yaramış olmalı. Geçtiğimiz senelerde yaşadığınız olaylı boşanmayı da hiç etkilenmeden atlatmayı başardınız...
İnsan kendine inandığı sürece dimdik ayakta durur. Hiç bir şey onu kolay kolay sarsamaz. Ben Les Ottomans’ı açarken dünyanın en iyi oteli olacağımı biliyordum, bakın şimdi adayım. Bir kez tereddüt etseydim bu duruma asla gelemezdim. Boşanma dönemi o kadar da kolay değildi ama kavga dövüş bir ayrılık yaşamadım. Biz Ünal ile 32 yılı birlikte geçirdik, kolay mı? Ama geriye dönüp baktığımda beni aldattığı için de ona hiç kızmıyorum. Adam ömrü boyunca çalıştı durdu. Canı yeni şeyler çekemez mi? İlk aldatmasında suçu kendimde aramış, “Ben nerede hata yapıyorum acaba?” demiştim. Hatta sıkıntıdan meme kanseri olup kimselere söylemeden kendi kendime iyileştim. Ancak ikinci aldatmada anladım ki suç bende değil. İşleri kolaylaştırmak için aldım karşıma konuştum. “Sen çocuklarımın babasısın. Bu durum devam ederse birbirimizi kıracağız, benden nefret edeceksin. En iyisi hâlâ seviyorken ayrılalım”dedim. Birbirimizi seve okşaya ayrıldık.

“Sıkıntıdan meme kanseri oldum. Kendi kendime iyileştim” Sanki gripten bahsediyor gibisiniz..
Evet, sıkıntıdan kanser oldum. Meme ve rahim kanserleri genellikle bu tip psikolojik sıkıntılar sonucunda yaşanıyormuş ama zaten kanser artık grip gibi. Erken teşhis ve doğru tedavi ile hemen geçiyor. Önemli olan moralinizi yüksek tutmak. Ben hastalığımı öğrendiğimde “Allah’ım beni bununla öldürmeyeceksin ama bana çok şey öğreteceksin” demiştim. Öyle oldu. Pencerelerim açıldı, hayata farklı bakmaya başladım. İsyan etmemeyi, olduğu gibi kabullenmeyi, şükretmeyi anladım. Çocuklarıma söylemedim, etrafımda iyileşme sürecimi engelleyecek negatif bir enerji, üzüntü olmasını istemedim. Tedavi bittikten sonra da laf arasında söyledim, pat diye.

11 Kasım 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber