“Başbakan’ın dediği gibi üç çocuk yapacağım”

Geçen ay yıldırım nikahıyla evlenen ve bu hafta da eşiyle çıktığı tatil fotoğrafları tüm gazetelerde yayımlanan Oktay Kaynarca yeni dizisi “Ustura Kemal”i, evliliğini ve gelecek planlarını anlattı

“Başbakan’ın dediği gibi üç çocuk yapacağım”

Bu onunla ikinci röportajımız. İlkini “Adanalı” döneminde gerçekleştirmiş, deli gibi yağan yağmura inat röportaj sonrası Kurtköy’de karting yapmıştık. Şimdi ise yeni dizisi “Ustura Kemal”i konuşmak üzere Etiler’deki ofisinde buluşacağız.
Kapıyı o açıyor, her zamanki tez canlılığı üzerinde: “Haydi başlayalım” diyerek beni odasına davet ediyor, kahvelerimizi çoktan söylemiş.
Deri mobilyalar, antika dolaplar ve yine çoğu antika aksesuarlarla dekore edilmiş, şık bir oda burası. Kaynarca set dışında vaktinin çoğunu burada geçiriyor. Daha doğrusu geçiriyordu.
Malumunuz geçen ay yıldırım nikahı ile evlendi. O yüzden artık iş dışında tüm vaktini eşi Melek Angun’a ayırıyor.
Kaynarca özel hayatından bahsetmekten hoşlanan biri değil. Soruları savuşturmakta da çok başarılı ancak ilk röportajımızdaki karting performansım onu etkilemiş olmalı ki bu konuda da sohbet ediyoruz. Melek hanımı ilk gördüğü anı anlatırken zaten dikkat çekici olan mavi gözleri iyice büyüyor, sesinde bir yumuşama, saklamak istediği ama dudak kenarlarından kendini belli eden bir kahkaha atma isteği... Hani “Sırılsıklam âşık” deriz ya karşımdaki adamın ruh halini en iyi bu tarif ediyor.

“Başbakan’ın dediği gibi üç çocuk yapacağım”


Sonunda hayalini kurduğu tatile çıktı

Oktay Karnarca magazin basınında yer almaktan, habersiz fotoğraflarının çekilmesinden hiç hoşlanmayan biri. Ben de sanki içime doğmuş gibi bunu sormuştum. O da “Magazin tek taraflı bir ilişki ve ben içinde yer almak istemiyorum” demişti. Bugün tüm gazetelerde eşiyle fotoğrafları vardı. Çift Bodrum’da tatil yapıyor. Teknelerinde dinleniyor, güneşleniyor ve şakalaşıyorlar. Şahsen ben fotoğrafları fazlasıyla beğendim çünkü hem Kaynarca’nın “Çok yoruldum iyi bir tatile ihtiyacım var, eşimle tatil yapmak istiyorum” dediğini biliyorum hem de bence fotoğraflar çiftin arasındaki aşkı çok güzel yansıtıyor. Umarım kendisi de bu ‘güzel’ pozlar için canını sıkmamış, tatilin keyfini çıkarmaya devam ediyordur.

Geçtiğimiz ay süpriz bir şekilde reklamcı Melek Angun ile evlendiniz. Evlilik kararı aniden mi verildi?

Açıkcası her şey aniden oldu, ben de şaşırdım. Çok planladığım, hazırlandığım bir şey değildi. Ama Melek’i ilk gördüğüm an içimden “Ben bu kadınla evleneceğim” dedim. Garip bir şey, 6’ıncı his belki de bilemiyorum. Bir dönem birlikte olduk, sonra ayrıldık. Ayrı geçirdiğimiz zamanlarda da aklımda bu vardı. Yeniden bir araya geldiğimiz zaman ona da söyledim. Şaşırdı tabii.

Evde nasılsınız? Mutfağa girip eşine yardım eden kocalardan mısınız mesela?

Valla daha çok yeni. Evde her şey yerine oturmuş durumda değil. İkimiz de çalışıyoruz, akşam eve gelince pişmiş bir şey varsa birlikte yiyoruz. Birlikte kuruyoruz sofrayı tabii. Ama öyle mutfağa giren bir adam değilim. Olmayı çok isterdim çünkü yemek yapan erkekleri çok karizmatik buluyorum. Hatta bir ara yemek kurslarına gidip bu işi öğrenmeyi düşündüm. Belki ileride yaparım.

Önceki röportajımızda “Baba olmayı çok istiyorum” demiştiniz. Mutlu haberi yakında alacak mıyız?

Çocuk bence muhteşem bir olay. Her insanın tatması gereken bir duygu. Şu an evliliğimiz çok yeni, iki kişilik hayatımızı kurmaya çalışıyoruz. Düzenimizi kuralım, mutlaka istiyorum. Ben çocuk konusunda başbakanımıza katılıyorum. Bence de her sağlıklı ailenin en az üç çocuğu olmalı. Benim planım da bu. Annelerimize, babalarımıza bakın, onlar bizim gibi “Aman doğru şartlar var mı?”, “Evlilik oturdu mu?” diye düşünmemişler, çocuklarını büyütürken sıkıntılarla yüzleşmişler. Bizler biraz fazla düşünüyoruz ve erteliyoruz.

Siz nasıl bir ailede büyüdünüz?

Anne-babam Almanya’da çalışıyordu. Anneanneler, babaanneler baktı bize. Kuzenlerimle çok kalabalık bir gruptuk. Yuva gibi düşünebilirsin evimizi. Okulda da iyi değildim. Yaramazdım, sanırım birinin bana bir şeyi zorla öğretmesi fikrini kabul edemiyorum. Ben istersem öğrenirim, zorla değil. Konservatuvara kadar böyle sürdü. Ailenin ilklerine imza atan, “O deli doludur ne yapsa yeridir” dedirten çocuğu benim. İlk üniversite mezunu, evlenmeden evden ayrılan ve kafasının dikine gidip ailede hiç varolmayan bir mesleği seçen falan... Bizimkilerin Malatya’dan İstanbul’a gelişini yazsam roman olur, çekmeye kalksam ciddi ses getirecek bir dizi çıkar ortaya. O derece yani! Varolmanın ne demek olduğunu, yokluğu çok iyi bilirim. Zaten bu meslek hayatıma da çok yansımıştır. Ben kimsenin torpiliyle bir yere gelmedim. Tırnaklarımla kazıdım, inandım, sabrettim ve bekledim. Hiç ödün vermeden.

Biraz gelecek hayallerinizden bahsedelim. Mesela oyunculuğa ömrünüz vefa ettikçe devam edecek misiniz?

Konservatuarda “Oyunculuk olmazsa ben biterim. Başka iş yapamam” diyen arkadaşlarım vardı. Açıkcası benim aklım almıyor. Saçma bir bakış bu. Bir gün uyanırsın, sesin gitmiştir, konuşamıyorsundur. Ne yapacaksın? Nasıl yaşayacaksın? Oyunculuk da dünya üzerindeki milyonlarca işten biri, vazgeçilmez olmamalı. Şu an seviyorum, yapıyorum ama ileride istemeyebilirim. O zaman da yazarım. Elim kalem tutuyor, biriktirdiğim öyküler var.

Oyunculuğun vazgeçilmez oluşunun sebebi “şöhret”tir belki. Sizce mühim mi “ünlü” olmak?

Hiçbir zaman gündemde olmayı önemsemedim. Bu ülkenin hemen hemen tüm televizyon kanallarına çıkıp “Lütfen beni protesto edin. Çekmeyin fotoğrafımı, ben yokmuşum gibi davrananın” dedim. Magazin basınına rest çektim. Şöhreti önemsiyor olsam böyle bir delilik yapmazdım. Annem bile o dönem “Oğlum emin misin?” demişti. O bile inanamamıştı. Ama durum böyle. Magazin basını sizden besleniyor ama siz onlardan bir şey almıyorsunuz. Sonuçta beni sevenlere borçluyum her şeyimi ve unutulmak gibi bir korkum yok. Kaldı ki aktörlerin yaşlandıkça daha değerli olduklarını düşünüyorum. Hollywood’da böyle. Adam tecrübe kazandıkça aldığı para da içinde bulunduğu işlerin sayısı da artıyor. Sonuçta 19 yaşımdan beri bu piyasadayım. Mesele “ünlü” olmaksa buna çok alışığım.

Bu ünden, ilgiden sıkıldığınız zamanlar oluyor mu?

İnsan annesine nasıl “Yeter artık!” diyemezse bu da öyle. Sokakta “ünlü”sünüz diye sizi görmezden gelen, arkadaşına çaktırmadan gösteren ve fısıldayan, heyecandan ağlayanlar oluyor... Her cins insan var. Fotoğraf çektirmek ister makinesi bozulur, bir türlü düzeltemez, çeker ama tutturamaz yeniden gelir. Neler neler...Mesela bir gün havaalanındayım, kemerimi, saatimi çıkardım kapıdan geçtim. Tam toparlanıyorum polis uzaktan “Gel gel!” yaptı. Bozuldum biraz, gittim yanlarına. “Kollarınızı kaldırın” diyor gayet ciddi. Kaldırınca pat diye sarılmaz mı? Meğer sarılmak için plan yapmış. Şimdi buna kızabilir misin? Bundan sıkılabilir misin?

“Hülya Avşar’ın bir sözü bana 10 kilo verdirdi”

Çok kilo vermişsiniz. Bu da mı iş için?
Ustura çok fit bir karakter o yüzden kilo vermem gerekiyordu ama tam olarak iş için diyemem. 4 ayda 10 kilo verdim ve buna vesile olan isim de Hülya Avşar. Bir yerde karşılaştık benim iyice göbek şişmiş tabii. Bana “Oktay! Ne zaman başlıyorsun?” dedi. Benim de niyetim vardı, gaza geldim. Ertesi günün spora ve diyetisyene başladım. Haftada dört gün iki saat spor yaptım. Sağlıklı beslendim.
Hâlâ da devam ediyorum, bir beş kilom daha var.

“Bir eşcinseli oynar mısınız?’ sorusundan çok sıkıldım”

Çakır, Adanalı ve şimdi Ustura Kemal... Kabadayı rollerinin, racon kesen adam tipinden sıkılmadınız mı?

Hayır ama sıkılmam bekleniyor belki de. Çünkü en sık duyduğum soru “Bu rolün üzerinize yapışmasından korkmuyor musunuz?” oluyor. Valla korkmuyorum, neden korkayım ki bunu ben yaptım, bu rolleri ben seçtim. Kaldı ki hepsi farklıdır. Adanalı ile Çakır’ı aynı kefeye koymak mümkün değil. Tamam, ortak özellikler var ama farklı insanlar.

O zaman klişe bir başka soru ile devam edelim. Seyirciyi ters köşeye yatıracak bir karakteri canlandırmayı düşünüyor musunuz?

Her şeyi oynayabilirim, ben oyuncuyum. Ama madem klişelerden gidiyoruz hemen söyleyeyim: İnsanların aklında nedense bu kabadayı rollerinin ters köşesi eşcinseller. Bana en çok sorulan sorudur, hatta geçenlerde bir yemek çıkışında acemi bir muhabir selam bile vermeden hop diye “Oktay bey eşcinseli oynar mısınız?” dedi. Nedense ülkemde eşcinsellik o kadar karikatürize edilmiş halde ki. İlla hareketleri kadınsı olacak, “ayy, uyy” diye konuşacak. Saçma bunlar. Farkında değil miyiz ki bu ülkenin en önemli adamları arasında da cinsel tercihi böyle olanlar var. Her gün eşcinsel insanlarla birlikteyiz ama fark etmiyoruz çünkü karikatürize değiller.

“Bıyıkla öpüşmek çok zor”

“Ustura Kemal” nedeniyle bıyıklısınız, bundan önceki dizinizde de bıyık vardı. Kendinize yakıştırıyor musunuz bıyığı?

Valla “Şu an bıyık moda” diyorlar, inanın bilmiyordum. Benim bıyık tamamen iş yüzünden var. Ben yapı itibariyle parlak bir adamım, bu kadar çok sakalımın bıyığımın çıkmasına şaşırıyorum. Annem bile geçenlerde “Oktay senin nasıl o kadar bıyığın var?” dedi. Genel olarak bıyıklı olmak çok zor. Yemek yiyemiyorsun, her gün özel bakım yapman lazım. Sonra en zoru da öpüşmek.

Genel olarak ayna ile aranız nasıl? Kendinizi yakışıklı buluyor musunuz?

“Kendimi sevmem, beğenmem”diyenlere inanmıyorum. İllâ ki biraz beğenmen gerek yoksa bu hayata nasıl devam edersin ki? Kimi günler ayna karşısından memnun ayrılıyorum kimi zamanlarda ise “Bugün eh işte” diyorum.

“En büyük hayalim Atatürk’ü canlandırmak”

Yeni diziniz yakında başlıyor. Dizini kahramanı Ustura Kemal ile çok benzediğinizi söylüyorsunuz...

Ustura’nın hikayesi tam benim hikayem. Aynı mahallede yaşamışız, ikimiz de Üsküdar’da büyümüşüz. Onun bir kahvehanesi var, bizim de bir dönem vardı. Çocukken çok çay taşımışımdır. O askı nasıl tutulur, çaylar dökülmeden nasıl afili afili çevirilir iyi bilirim. Sonra kahvecilik racon işidir. Ona da hakimim. Bu kadar benzeşince enteresan şeyler yaşıyorum sette. Yürümeye başlıyorum, evler, sokaklar, sokaktaki yoğurtçu...Resmen çocukluğuma ışınlanıyorum. Ayrıca çocukken Ustura’ya fena hayrandım, idolümdü hiç kaçırmaz hangi gün çıkıyorsa alır okurdum. Haldun Sever Gün Gazetesi’nde çizerdi. Çocukluk kahramanını canlandırmak da çok az kişiye nasip oluyordur herhalde.

Reyting açısından da epey iddialısınız sanırım...

Aslında işlere reyting odaklı bakmamak gerek. Reyting sisteminin saçmalığına inanıyorum. Dünyada bizdeki gibi ilerlemiyor işler. Burada bir dizi pat diye kaldırılıyor yayından, final bile yapmadan. Haftada 90 dakikalık sinema filmi gibi dizi çekiyoruz, tabii ki hatalar olacak. Ama şanslıyız, Ustura için yeterli zamanımız vardı. İlk dört bölümü mükemmele yakın çektik. İzlediğinizde bana hak vereceksiniz.

Size teklif edilse çok heyecanlanacağınız başka bir karakter var mı?

Olmaz olur mu? Hayalim Atatürk. Bence bir oyuncunun elde edebileceği en büyük şans öyle bir karakteri oynamak. İleride doğru dürüst bir Atatürk filmi çekilirse çok isterim doğrusu.

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber