‘Bebeğimi kaybettiğimde öğrendiğim duygu Allah’a teslimiyet’

Ece Vahapoğlu: “Rutin kontrole gittiğimde öğrendim düşük yaptığımı. Monitörde o minik nabzın durduğunu görüyorsun; bu çok acı bir şey. Benim bu düşük olayında en çok öğrendiğim duygu teslimiyet, Allah’a teslimiyet”

‘Bebeğimi kaybettiğimde öğrendiğim duygu Allah’a teslimiyet’

Ece Vahapoğlu yeni kitabı “İçindeki Dişiyi Uyandır”da unuttuğumuz, derinlerde bir yerde uyuttuğumuz dişiliğimizi yeniden hatırlamamız için biz kadınlara kendi uyguladığı ritüelleri anlatıyor. Kitabını ilk bebeğini kaybettiği dönemde, acısını hafifletmeye çalışırken yazmış. O yaşadığı acı deneyimi kabullenebilmeyi başarmış bir kadın. Şimdi yeniden hamile ve yaşadığı deneyime teşekkür ediyor. Bu dönemde öğrendiği en önemli şeyin teslimiyet olduğunu söylüyor. Kadın dayanışması ise yaralarına çok iyi gelmiş ve yalnız olmadığını hissetmiş. Biz onu sunucu, yazar, wellness ve yoga eğitmeni olarak tanıdık ama bu röportajda düşük yapan bir kadının yeniden hamile kalma sürecinde neler hissettiğini çok samimi bir şekilde anlatan Ece Vahapoğlu’nu göreceksiniz. Meraklılarına küçük bir not: Çekime düz ayakkabıyla geldi, topuklu ayakkabılarını sadece fotoğraf çekimi sırasında giydi. Malum hamile kadınların her yaptığına karışmak adettendir. O yüzden bu küçük ama önemli notu buraya iliştirdim. İyi pazarlar.

- “İçindeki Dişiyi Uyandır” sadece kadınlara yazılmış bir kitap mı?

Özellikle kadınlara yazıldı evet ancak erkek okuyucularım da var. Hayatlarındaki kadınları anlamak için okuyorlar. Kitapta dişi ve eril enerjiler arasındaki farkı da anlattığım için herkes okuyabilir ama özellikle kadınlar için ve dişi enerjiyi ortaya çıkartmak üzere yazıldı.

- Bu kitabın yazılma süreci nasıl oldu?

Aralık ayında sekiz haftalık hamileyken bir düşük yaptım. Çok duyuldu, paylaşıldı. Aslında o dönem fit hamilelikle ilgili bir kitap yazıyordum, o kitabı rafa kaldırdım çünkü araştırma konum doğurganlığa geçti. Yoga eğitmeniyim zaten ama doğurganlık yogası üzerine çalışmaya başladım. Kitabı ertelemek için yayınevine gitmiştim, yayınevinden bana “Neden bu konuyu yazmıyorsun, çoğu kadının asıl derdi bu; hamile kalamamak, kadınlığını unutmak” dediler. O yüzden de ben yaşadığım süreci birebir kitaba aktardım. Ne yiyorsam, ne meditasyon yapıyorsam, kafa yapım nasılsa, hangi sporları, hangi egzersizleri, hangi yoga hareketlerini yapıyorsam bütün hepsini kitaba aktardım.

‘Bebeğimi kaybettiğimde öğrendiğim duygu Allah’a teslimiyet’


- Normalde düşük yapan kadınlar büyük bir travma yaşıyor. O dönem nasıldı senin için?

Benim bu düşük olayında en çok öğrendiğim duygu teslimiyet, Allah’a teslimiyet. Çünkü monitörde o minik nabzın durduğunu, o düz çizgiyi görüyorsun ve bu çok acı bir şey. Bir de ben rutin kontrole gittiğimde öğrendim düşük yaptığımı. Hemen eşim ofisteki toplantısını bırakıp yanıma gelmişti. Çok acı, ağlıyorsun, üzülüyorsun. Bir hafta neredeyse evden çıkamadık, ben bir koltukta eşim başka bir koltukta. Bir hafta sadece oturdum, düşündüm. Yeniden hamile kalmak istediğim için öncelikle kendimi iyileştirmem gerekiyordu, çok çabuk ayağa kalktım. Hemen spora başladım.

- Psikolojini sporla mı düzelttin yani?

Öncelikle zihinsel ve ruhsal olarak rahatlamam, giden bebekle vedalaşmamı düzgün yapmam gerekiyordu. O yüzden çok fazla meditasyon, nefes çalışması yaptım, dua okudum. Sonra fiziksel olarak kampa girdim, sporumu yaptım, hatta karı-koca Avusturya’da bir hafta detoks kampına gittik, iki ay çok iyi beslendik.

“Kadın dayanışması çok iyi geldi yalnız olmadığımı anladım”

- O travma kitabın yazılma nedeni olmuş gibi…

, o dönemde ben “İçindeki Dişiyi Uyandır”ı zaten yazıyordum, yazarak acılarımı attım diyebilirim. Ama yazarken şunu da hissettim; o giden bebek, belki de tüm kadınlar için bu dünyaya uğrayıp giden bir ruhtu. Bilemiyorum, ona da teşekkür ediyorum, bu deneyime teşekkür etmek, kabullenmekten başka bir çarem yok.

- Kitap sana da şifa olmuş anladığım.

İki aylık bu dönemde kitabı yazarken “Bak bunlar işe yarayacak” inancım çok vardı. Sadece bana değil, başka kadınlara da yarayacak, çünkü o dönem ünlü veya ünsüz tanıdığım tanımadığım pek çok kadın beni aradı, Türkiye’nin her yerinden mesajlar geldi. Düşük oranının ne kadar fazla olduğunu, ne kadar çok kadının bu nedenle acı çektiğini gördüm. Kitapla birlikte ay tanrıçası sembolü olan mitolojiden bir sembol olan Luna adını verdiğim bir kolye tasarladım altın ve pırlantadan oluşuyor. Çünkü kadın değerli ve altın tenine değdiği zaman iyi bir enerji geçiyor bu sembolün karnında spiral var. Yani doğurganlığın, kaynağın içten dışa geldiğini anlatıyor ve sonsuzluğu temsil ediyor. 4 aydır da hiç çıkarmıyorum. Hamile kaldığım dönemde tasarladım. Gündüz gece, her yere bu kolyeyi takıyorum. Aslında o dönem bana bir kitap ve dişilik kolyesi çıkarttırdı.

- Bir kadın dayanışmasına ihtiyaç var değil mi?

Kesinlikle evet. Kadın dayanışması bana çok iyi geldi. Yalnız olmadığını anlıyorsun. Başta “Niye başıma geldi?” diyorsun. Sonra da “Bak ne kadar çok kişinin başına gelmiş”.

“Dişi enerji sende olduktan sonra istediğini yapabilirsin”

- Peki, biz içimizdeki dişiyi öldürdük mü? Yani artık dişiliğimizin farkında değil miyiz? Ne oldu bizim dişiliğimize?

Dişiliği öldürmedik ama dişilikten biraz nötr olmaya geçtik, yani dişilik ve erkeklik arasındaki düz bir çizgideyiz; böyle biraz cinsiyetsiz gibiyiz. Ölmedi; içimizde. Her kadının içinde var; sadece uyuyor. O yüzden de ben uyandırma kelimesini kullandım kitabımda, onu uyandırmamız gerekiyor ve onu uyandırmanın da yöntemleri var.

- Hamilelik sürecinde içindeki kadını keşfetmeye başladığını yazmışsın. İçimizdeki kadını keşfetmek için hamile mi kalmak gerekiyor?

Şöyle; ilk hamileliğimde bunu keşfettim, evde yemek yapmaya daha çok odaklandım, evde olmak istedim, hep tayt atlet giyerdim, daha çok elbise etek giyerken buldum kendimi. Kocam bile bendeki değişikliği fark ediyordu, daha yumuşamış görüyordu beni, çünkü rahmime bebek düştü ve kadınlığımı hatırladım. Bu hamileliğimde de böyle daha yumuşadım, iş hayatımda yine o kararlı Ece duruyor ama özel hayatımda daha yumuşağım.

- Yumuşamak derken nasıl bir yumuşama bu?

Her şeyi ben yaparım, her şeyi ben çözerim, ben kararları veririm demeyi bıraktım. Planlarımdan biraz uzaklaştım, hayatın akışında süzülmeye odaklandım. Bir şey olmuyorsa çok sinirlenmeyeceksin, çok zorlamayacaksın. Özümüzdeki kadın sadece hamile kalmakla keşfedilecek bir şey değil tabii ki. Kadın rahimdir, alandır. Almak nedir? Dişilik uyanmamış olursa hayattan bereket de alamazsın, bu senin iş hayatını da aile hayatını da etkiler, iletişimini, ilişkilerini, her şeyini etkiler. Ama açıldığı anda o enerji hayattan sana istediğin ve hak ettiğin her türlü bereket gelir. O yüzden de kitapta bütün kadınlara sesleniyorum; hamile kalmak isteyen bunu hamile kalmak için kullanır, bir ilişki kurmak isteyen onun için kullanır. Çünkü dişi enerji sende olduktan sonra sen istediğini yapabilirsin.

“Kadınlar nötre gelince erkekler de nötre geldi”

- Kadının kadın, erkeğin erkek gibi davranması gerektiğini düşünüyorsunuz galiba?

Biraz öyle. Mesela benim kol kaslarım çok kuvvetlidir. Ama ben dört senedir beraberim kocamla, bir senedir evliyiz. Ben dört senedir kavanozları açamadığımı söylüyorum ve o açıyor.

- Numara mı yapacağız yani?

Tabii ki bir numara yapmaktan bahsetmiyorum. Benim eşim tanıştığımız günden bugüne daha bir gün atlamamıştır arabanın kapısını açmayı. Erkeklerin de yetiştirilme tarzıyla ilgili. Belki kocam bunları çok bilen bir ailede yetişmiş birisi ama içinde de var o. Ve ben onunlayken daha kadın olabiliyorum. Enerjisine aşık olmak dediğimiz şey mesela kaşla gözle giyimle kuşamla olmuyor. Tamamen birbirine hissettirdiğin enerji o. Zorlama hiçbir şey olmuyor. Erkek için de böyle. Rollerini çok değişmemeye bakacaksın. Çünkü rolleri değişmek hiçbir şekilde mutlu etmiyor. Kadınlar nötre gelince erkekler de nötre geldi. Kadınlar bu sefer erkekler beni sahiplenmiyor sorumluluk almıyor diye şikâyet ediyor. Bunun sebebi ne? Çünkü zaten sahipleneceği kadın o kadar güçlü duruyor ki karşısında, neyi sahiplensin erkek, gerek yok. O yüzden biraz daha kırılgan ve hassas durmakta fayda var ki sana hakikaten kırılmaz vazo gibi baksın.

“Bebeğimin cinsiyetini kimseye söylemek istemiyorum”

- Senin başına gelen birçok kadının başına geliyor; çocuk düşürmek ve sonrasında tekrar hamile kalmak. Bu kadınlara ne söylemek istersin?

Kadın olduğunuzu hatırlayın, inancınız hep olsun. Evet, tıp veya raporlar bazı şeyleri söylüyor olabilir ama siz önce kendinize inanın. Ben ne hikâyeler biliyorum; çocuğun olamaz tüp bebek yapmak zorundasın veya yumurtan azalmış denilip, normal bir şekilde hamile kalan çok kadın hikâyesi duydum. Kadın olmak acayip, müthiş bir güç.

- Bebek ne zaman geliyor? Ve sezaryen mi normal doğum mu karar verebildin mi?

Kasımda inşallah. Doktorum Sibel Malkoç bütün süreçte benimleydi. Doğum kader. Yani saat kaçta doğacak onu gerçekten Allah biliyor. En son geldiğimiz nokta bu. Dolayısıyla o gün belli olacak. İsteğim normal doğum ama her şeye de razıyım; sonuçta sağlıklı doğsun.

- Cinsiyeti nedir?

Cinsiyeti 1 aydır belli ama ben hamileliğimi gizlemekle ilgili öyle endişeli bir dönem geçirdim ki! 4.5 aylıkken açıklamak durumunda kaldım. Artık karnım belirginleşmişti son haftalara doğru. Saklamak da komik oluyordu. Cinsiyetini kimse bilmiyor annemiz babamız haricinde. Söylemek de istemiyorum. En azından o gizli kalsın diye.

“Yoga hamileliğe çok uygun bir spor”

- Yogaya ne zaman başladın?

20 senedir spor yapıyorum. 5 senedir yani 35’imden beri de koşuyorum. Yogayı da 10 senedir yapıyorum ama 2 senedir eğitmenim. Yoga bambaşka bir felsefe, 10 sene önce yoga yapamam derdim, çok sakin gelirdi, şu anda yogasız yapamıyorum. Hamileliğimde ise ilk 3 ay spor yapamadım. Spor yapamamak beni o kadar rahatsız etti ki, 12. haftamız bitti ve şimdi her gün spor yapıyorum. Çoğunlukla hamile yogası yapıyorum.

- Hamile kadınlara ne önerirsin?

Nefes çok önemli çünkü hem kendini rahatlatıyor hem bebekte oksijeni arttırıyor. Nefes yoganın bir parçası zaten. Kasları esnetmen gerekiyor, vücut ağırlık merkezin değişiyor, göğüsler büyüyor, karın büyüyor, öne doğru biraz kamburlaşmaya yöneliyorsun. Bel, sırt ağrıların başlıyor. Bunlara en iyi gelen şey yoga hareketleri çünkü yavaş ve dikkatli yaptığın, kasları güçlendirdiğin için hamileliğe çok uygun bir spor yoga.

Jean Claude Van Damme’ın ilk isteği Türk kahvesi olduÖzel jeti ile dün akşam Bodrum’a gelen Jean Claude Van Damme’ın otele girer girmez ilk isteği sade Türk kahvesi oldu. Van Damme'ı karşısında gören yerli ve yabancı turistler şaşkınlık yaşadı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber