Bebeğinizle sokağa çıkın, işe gidin, hayata karışın

Avukat Feyza Altun Meriç’in duruşmaya bebeğiyle girmesi çok konuşuldu. Meriç’le ve çocuğuyla işe giden, farklı mesleklerden annelerle görüştük. “Bebekle gezilmez, iş yapılmaz düşüncesinden vazgeçin” diyen annelerin dertleri ortak; işyerlerinde kreş yok, pusetle kaldırımdan gitmek işkence, emzirme odaları yetersiz

Bebeğinizle sokağa çıkın, işe gidin, hayata karışın

Avukat Feyza Altun Meriç geçen hafta bir duruşmasına minik oğlu Ali Yiğit’le girdi. O gün adliye koridorunda; üstünde cübbe, kucağında yedi aylık oğlu Ali Yiğit’le çektirip Instagram’dan paylaştığı fotoğrafın altına “Çocuklu kadınların toplumdan dışlanmasına karşıyım. (...) Toplumdaki bu yargıyı kıralım. İmkanı olan, işi elverenler çocuklarınızı kendinize sarın, çıkın, sosyal hayata karışın. Eve kapalı kalmayın” yazdı. Bir başka fotoğrafın altında da duruşmadan sonra yaşananları anlattı: “Oğlum, müdirenin klavyesini yaladı, bir-iki avukatın dosyasına kustu, hâkim hanımın odasında altını açarken koltuğunu pisletti. Kısacası bugün oğlum yargının içine biraz etti ama varsın bir de o etsin ne var?” Meriç ve bebeğine haberlerde, ana haber bültenlerinde geniş yer verildi.
Meriç’i iki kedili, bir bebekli, fonda plaktan güzel müziklerin çaldığı çok hareketli ama bir o kadar da huzurlu evinde ziyaret ettim. 28 yaşındaki Feyza Hanım üç yıldır evli, yedi aydır da anne. “Aman çocuğuma bir şey olmasın, kimse ona dokunmasın” gerginliğiyle hayatı kendine de bebeğine de zehir eden annelerden değil. Fırsat bu fırsat deyip doya doya sevdim Ali Yiğit’i. Feyza Hanım biz konuşurken yerde mutlulukla yuvarlanan, sıklıkla sevinç çığlıkları atan oğluna bakıp “Çocuğumun bu mutlulukta hayata devam etmesini istiyorum. Tek derdim bu” diyor. Herkesin her gün işe çocuğuyla gitmesinin mümkün olmadığının farkında. Sadece, çocuğunu işe götürmek isteyen ya da buna mecbur kalan annelerin hayatının kolaylaştırılmasını istiyor. Feyza Hanım’ın “eylemini”, hem çocuk
hem kariyer yapan, çocuğunu yanından hiç ayırmayan kadınlara sorduk. İşe çocukla gitme tecrübelerini, çalışma hayatında, sosyal hayatta çocukla karşılaştıkları zorlukları anlattılar, “Anneler eve kapanmasın, çocuklarıyla hayata karışsın” dediler.

“Bir kadın çocuğunu alıp işe gitti diye ülkede olay oldu”

Duruşmalara bebeğinizle girmek hep yaptığınız bir şey mi?

Hayır. Bu benim de tercih edeceğim bir şey değil. Orada çocukla ilgilenmek için yeterli alan yok, yeterince hijyenik bir ortam değil. Hem anne hem bebeği için yorucu bir şey çocukla işe gitmek.
O gün mecbur kaldım. Bebeğime kendim bakıyorum. Arada annemden destek alıyorum. O gün işi vardı. Protesto için gitmedim yani. Ama dikkat çekeceğini biliyordum. Bu kadar büyüyeceğini düşünmemiştim gerçi...

Ne hissettirdi bu kadar büyümesi?

Sevindirici tabii. Ama şuna da üzüldüm; bir kadın çocuğunu alıp işe gitti diye ülkede olay oldu. Ne kadar uzaklaştırılmış toplumdan çocuklu kadınlar...

Neler yaşandı o gün?

Koridorda görenler “Baksana” diye birbirlerine gösterdiler hep. Hâkim Bey de önce şöyle bir baktı, sonra duruşma olağan seyrinde devam etti. Ali Yiğit de uyudu duruşma boyunca. Duruşma bittikten sonra hâkim “Allah bağışlasın” dedi.

“Hâkim çık deseydi asla çıkmazdım”

“Lütfen çıkın, burada bebeğin ne işi var?” deseydi?

Asla çıkmazdım. Tutanak tutardım. Mecbur kaldığı için çocuğunu yanına alan bir avukat beye “Kreş mi burası?” demişler. Bizi görünce bu olayı anlattı ve “Çok kalbim kırılmıştı” dedi. Bunu diyecek insanlar çoğunlukta değil bence.

Ali Yiğit duruşmada huysuzlansaydı?

Çocuk bu, huysuzlanır. Restorana falan gittiğimizde ağlayınca insanlar ters ters bakıyor, ben kendimi strese sokmuyorum.

Müvekkiliniz ne dedi sizi görünce?

Müvekkilim yoktu duruşmada. Ama olsaydı da sorun olmazdı. Ben kabul ettirdim bunu herkese. Çocuğum olmadan bir yere gitmeyeceğimi biliyorlar.

Nasıl tepkiler aldınız olaydan sonra?

“İdolüm oldun”, “Helal olsun” diyorlar. Ama benim kişisel başarım değil bu. Hep birlikte yarattık bu etkiyi.

Olumsuz yorumlar da geldi mi?

“Reklam yapmış” diyen de var. “İnsanları yapamayacakları şeyler için yüreklendirmeyin” yazmış biri. Biri de “Modern kadın görüntüsünde arkaik bir kadın” demiş benim için. Kastedilen köylülükse; ben köylü kadınlara hayranlık duyarım. Modern olmak değerlerimizi, bu işin doğasını göz ardı etmek değil ki... Kadınların arada çocuklarından uzaklaşıp bireysel bir hayat sürmek de hakları.
İş hayatında, sosyal hayatta çocuklu kadınlar için gerekli şartlar sağlansın, sonra kadınlar kendileri karar versin çocuklarına ne kadar yakın olacaklarına.

“Amacımız üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil”

Neler elde edildi bu olaydan sonra?

Anadolu Adalet Sarayı Başsavcısı Sayın Fehmi Tosun bizzat aradı. Talimat vermiş, adliyedeki her bloka emzirme odası yapılıyormuş. Yemekhane ve kafeteryaya mama sandalyeleri koyulacakmış. Ve kreş yapılacakmış. Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi’nden de aradılar, Türkiye’deki bütün adliyelere bebek bakım odaları ve kreşler açılması için çalışmalara başlanıyormuş. Harika değil mi!

Birgün gazetesinin sizi konu eden haberine itiraz ettiniz...

Hiç sormadan haber yapıp “Erdoğan’a dört çocuk protestosu” başlığıyla vermişler. Bu konuyu birine vurmak için kendilerine yontmalarını garipsedim. Herkesin siyasi görüşü var. Dini inanışı var. Ama biz şu an bu ayrımı gözetmiyoruz. Hepimizin sorunu bu. Babaların da sorunu hatta. O yüzden amaç üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil.

“Şuncacık çocuklarımız mı fazla geliyor insanlara?”

Şimdi yeni bir kampanya başlattınız, kaldırımlara park eden araçların camına bir el ilanı bırakırken çekilmiş videolarınızı paylaşıyorsunuz Instagram’da. İlanda “Sen! Arabanı rampa önüne / kaldırıma park ettiğin için bugün bir annenin bebeğiyle geçiş hakkına, bir yürüme engellinin, görme engellinin özgürce dolaşma hakkına tecavüz ettin!” diyorsunuz...

Sokağa çıktığımda eve sinir küpü olarak geliyorum. “Arabanı rampadan çek” dedim diye arkamdan “Hayvan” diye bağıran bile oluyor. Yine de hiçbir zaman çocuğumu yola indirmiyorum. Gelsin çarpsın, yola indirdim diye ben suçlu olayım bir de... Hep 155’e ihbar ederim. Şimdi bir de böyle bir kampanya yürütüyoruz. İnsanlar çok tahammülsüz. Geçen gün bir dükkanda bir kadın bağırarak konuşuyordu, “Ay çocuğu zor uyuttum, ben arabayı çekeyim, siz öyle bakın” dedim. Kadın dönüp “O zaman çıkma kardeşim sokağa” dedi. Çocuk parkında “Sigara dumanınız pusete geliyor” diyorum birine, “Çık git o zaman” diyor. Bir bizmi fazla geliyoruz, şuncacık çocuklarımız mı fazla geliyor insanlara anlamıyorum.

Birkaç hafta önce Ailenin ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması Programı Eylem Planı açıklandı. İncelediniz mi?

Güzel gelişmeler var ama yetmez. Bu getirilenlerin de uygulanması gerek. Çoğu zaman yaptırım olmadığı için uygulanmıyor böyle şeyler. Tabii devlet için getirilen düzenlemeler özel sektör için de geçerli olmalı. Günde 13-14 saat çalışmak zorunda olan, sütünü pis, rutubetli yerlerde sağmak zorunda kalanlar var. Türbanlı kadınlar şöyle şeyler anlatıyor; hamile kaldığı için işveren onları işten çıkarmak istiyormuş, “Haklarını alma, nasılsa türbanlı olduğun için kimse seni işe almayacak, yine ben alacağım” diyormuş. Böyle bir şey olabilir mi? İşverenin “Ne zaman çocuk doğuracaksın?” demesi, “İki sene çocuk yapamazsın” demesi bile mobbing sayılmalı.

“Kadınların sesi olabilirsem çok mutlu olurum”


Siz hem çalışıyorsunuz hem çocuğunuza bakıyorsunuz... Birini seçmek zorunda hissettiniz mi kendinizi başta?

O ayrımı mutlaka yaşıyorsunuz. Çalışmayı bırakıp çocuğunuza bakmayı seçseniz, çocuk büyüyünce “Yıllarım nereye gitti? Diplomam ne işe yaradı?” diyorsunuz. Çalışma hayatını seçseniz, çocuğunuzun dişinin çıktığını göremiyorsunuz, yeterince sevecek zaman bulamıyorsunuz...

Siz üçüncü bir yol olarak çocukla çalışmayı seçtiniz. Kendi ofisiniz mi var?

Evet. Çocuğumu ofise götürebiliyorum, odamda bir beşiği var hatta. Çalışma saatlerimi kendim düzenleyebiliyorum. Eşim, annem, kayınvalidem destek oluyor. Herkes bu imkanlara sahip değil, biliyorum. Temizlik işçilerinden fabrika çalışanlarına kadar geniş bir yelpazede çalışan kadın var. Ben bir amaç için yola çıkmadım ama madem iş buna dönüştü, ben benim imkanlarıma sahip olmayan kadınlar adına konuşayım. Çünkü haklarımızı biz istemezsek kimse
vermez. Bu vesileyle kadınların sesi olabilirsem çok mutlu olurum.

Fotoğrafın altına yazdıklarınızdan şu cümle tepki aldı: “Kadınların görgüsü, bilgisi kendilerinden olmayan kadınlara çocuklarını baktırmak zorunda olmalarına karşıyım.”

Çocuğu bakıcıyı bırakmak kötü bir şey değil. Ama iyi birini bulursanız! Benimde bakıcı denemelerim oldu, kötü şeyler yaşadık. Çalışan kadınların hepsi bakıcının elinde oyuncak... En kısa zamanda bakıcı enstitüleri açılmalı. Ya da belediyeler kurslar vermeli. Kadınları eğitin, biz de çocuğumuzu gönül rahatlığıyla bırakalım.

“Çocukla işe gitmekten utanmayın”

Tuba Ünsal (Oyuncu)

* İki çocuğum da koynumdan ayrılmadan setlerde büyüdü. Sare’yi iki aylıkken, Civan’ı altı aylıkken alıp işe götürmeye başladım. Gerektiğinde seti durdurup emzirirdim. Bu imkanı olmayan annelerin vicdan azabının giderilmesi ve sağlıklı nesiller için mevcut yasa bir an önce değişmeli. Anne sütünün bebek için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek yok. Emzirme izni Türkiye’de dört ay. Oysa daha uzun olmalı. Doğum sonrası ücretsiz izin de 24 hafta olmalı. Ücretli doğum izni süresinin Almanya ve İsveç’teki gibi 47 hafta olması konuşulmalı. Yasalardaki memur ve işçi kadın ayrımı kalkmalı. Memur bebeği-işçi bebeği diye bir ayrım nasıl mümkün olabilir?

* Ben çocuklarımla her yere gidiyorum. Hayatı benim yanımda tecrübe etmelerini istiyorum. Eğlenceli de bir işim var, onlar için tatlı anılar biriktiriyoruz. Set demek zaten beklemek demek...

* Çocukla işe gitmek utanılacak bir şey değil. Neden öyle hissettirilir hiç anlamam. Geçen sene ülkenin en iyi özel hastanelerinden birinde şuna şahit oldum; hastabakıcı üç aylık bebeğini hastanenin otoparkında onu bekleyen kocasına bırakıyormuş. “Aralarda inip emziriyorum” dedi. “Neden işe geri döndün? Nasıl burada bir oda yok?” diye sorduğumda yönetimin çalışmaya zorladığını ve personelin emzirme odasından tam zamanlı faydalanamadığını söyledi.
İşte bence asıl skandal burada başlıyor...

İtalyan Parlamenter örnek oldu

Bebeğinizle sokağa çıkın, işe gidin, hayata karışın

İtalyan parlamenter Licia Ronzulli Avrupa Parlamentosu’nun oturumlarına bebeğiyle katılıyordu. Feyza Altun Meriç, Ronzulli için “Bebeğiyle çalışırken çekilmiş fotoğrafını görünce ‘İşte budur’ demiştim, âşık olmuştum resmen” diyor.

“Bebekle çalışmak kültürümüzde de var”

Bebeğinizle sokağa çıkın, işe gidin, hayata karışın

Özlem Tunca
(“Özlem Tunca ile Dünyayı Geziyorum” programının sunucusu)

* Bebeğimi çok seviyorum, işimi de... O yüzden hem çocuk yaptım hem de kariyerimi yarım bırakmadım. Ben bir gezginim. Bebeğimle dünyayı geziyorum. Bir bebeğin yeri annesinin yanıdır. İyi ki bebeğimi işimle bir arada götürebiliyorum. Gözüm hiçbir zaman arkada kalmıyor.

* Yakupcan’la o daha
40 günlükken seyahate çıktık.
Şimdi 9.5 aylık. Şimdiden 22 ülke gördü. Her ayına başka bir ülkede girdi, her dişi başka bir ülkede çıktı. Ne zaman bir uçak görse heyecanlanıyor. Gördüğü ilginç hayvanların taklitlerini yapıyor. Değişik meyvelere alıştı, kırmızı muza bayılıyor. En ilginç olaylardan birini Sri Lanka’da yaşadık. Fil Yetimhanesi’nde, bebek filleri biberonla besledim diye beni kıskanıp bir süreliğine küstü.

“İnsanlara cesaret vermeye çalışıyorum”

* Tabii ki zaman zaman huysuzlandığı oluyor. Ama uzun süreli sorunlar yaşamıyoruz. Ek gıdaları, bezleri, suyu hep yanımda. Emzirme ve uyuma vakitleri belli. Eşimin programın yönetmeni olması da en büyük avantajım, tüm güvenlik ve sağlık önlemlerini birlikte alıyoruz.
Bir de Allah öyle bir güç veriyor ki insana her şeyi göğüsleyebiliyorsunuz.

* Bebekle çalışmak bizim kültürümüzde var. Teyzelerimiz, ablalarımız tarlaya, bağa sırtlarında bebekleriyle gitmişler. Ama günümüz anneleri çocuklarını neredeyse balkona bile çıkarmayacaklar!

* İnsanlar iş sebebiyle bebek yapmayı ertelememeli. Bebekle gezilmez, bebekle iş yapılmaz düşüncesinden vazgeçmeli. Ben
bunu yıkmaya, insanlara cesaret vermeye çalışıyorum. Avrupa’da insanlar hep bebekleriyle geziyor, kimse yabancılanmıyor. Seyahatlerimizin birinde bir restoranda Yakupcan gaz sancısı nedeniyle biraz huysuzlandı. Sesten rahatsız olan bir çift, garsona bizi şikayet etti. Garson da o çifti “Bebeklerin de yaşama hakkı var” diyerek restorandan çıkardı.

“Üstüne titrediğim bebeğimi tuvalette besledim”

Nejla Ertekin(Diş hekimi)

* Bebeğim Kaan daha 40 günlükken diş çektim. Dört aylık olana kadar tek tük hasta baktım. Oğlum da hep yanımdaydı. Şimdi yedi aylık olmak üzere. Haftada iki gün birlikte işe gidiyoruz.

* En büyük şansım özel bir klinikte çalışıyor olmam. Bebeğim doğmadan önce bir devlet kurumunda çalışıyordum. Bebeğim doğduktan sonra ücretli izin,
ücretsiz izin derken iki seneden fazla evde kalabilirdim. Fakat şimdi ya da iki senem dolduktan sonra, çalışmaya başladığımda tam zamanlı çalışmam gerekecekti.
Oysa ben çocuğumun en güzel zamanlarını kaçırmak istemedim
ve istifa ettim. Şimdi belirli günlerde çocuğumla çalışıyorum.

* Özel klinikte çalışmaya başlarken bebeğim ağlarsa hasta rahatsız olur mu, bana “Al bebeğini git, evinde bak kadın” derler mi diye düşündüm. İlk gün eşimi arayıp “Yapamayacağım galiba” dedim hatta. Ama zamanla alıştım. 20 yaş dişi operasyonuna ara verip bebeğimi emzirdiğim oldu. Hastalarımın hepsi şu ana kadar çok anlayışlıydı.

“Bütün anneler ona minnettar olacak”

* Anneler için haftanın belli günleri çalışabilme veya yarım gün çalışabilme opsiyonu olmalı. Çocuklar ilkokul çağına gelene kadar olmalı bu hatta. Kurumlarda kreşler olmalı. Çoğu yerde emzirme odası yok, pusetle bir yere çıkmak için asansör bulabilirsek kutlama yapıyoruz! Kaldırımdan yürüyemiyoruz bebeğimizle, her kaldırıma bir araba park etmiş oluyor. Hamileyken bir gün arabamla işe gidiyordum. Bir adam arabasıyla beni taciz etti. Karakola gidip
şikayet ettim. Geçen hafta duruşmamız vardı. Kaan’la gittik adliyeye. Duruşmayı beklerken Kaan’ı emzirmem gerekti. Üstüne titrediğim bebeğimi umumi tuvalette besledim! Çünkü emzirme odası yoktu. İnsanların bulunduğu her ortamda o insanların yavrularının da bulunabileceği hesaba katılmalı artık.

* Feyza Hanım’ın fotoğrafını görünce çok duygulandım. Harika sonuçlara ulaşacağımız bir hareket başlattığı için bütün anneler ona minnettar olacak.

“Eğlenmeye de çıktık, tatile de...”

Fatma Büyükkoz(Öğretmen)

* Derse iki yaşındaki oğlumla girebilme gibi bir lüksüm yok. Yasalar buna izin verse bile dersin işleyişi aksar. Ancak ders dışındaki tüm faaliyetlerde oğlum yanımda; idari toplantılar, resmi törenler, karne günleri... Şimdiye kadar kimse “Ne işi var burada?” demedi, aksine herkes sevgiyle yaklaştı. Özellikle ögrencilerim...

* Çalıştığım okulda kreş yok, hatta bulunduğum şehirde de yok (Balıkesir, Marmara Adası). Anneanne, babaanneden de uzaktayız. Daha hamileyken başladı bakıcı telaşımız. Başta ücretsiz izne ayrıldım. 10 aylıkken bakıcı bulduk, yeniden çalışmaya başladım. Her çalışan kadının doğum izninin 24 haftaya çıkarılmasıyla bakıcı ve kreş desteği ile ilgili bir beklentisi var.

“Hayatımı kısıtlamadım”

* “Çocuğum var, artık evimin kadını olmalıyım” diye düşünmedim hiç. Akşamları yemeğe de, eğlenmeye de çıktık, tatile de gittik. Otobüsle, uçakla, gemiyle yolculuklar da yaptık. Hayatımı kısıtlamadım ben. Çocuğuma göre planladım. Karşılaştığımız zorluklar oluyor tabii. Mesela bebek arabası kullanmak tam bir işkence. Bir başka sorun da emzirme ve alt değiştirme... Ortalık yerde bebeğini emzirmeni, onun altını değiştirmeni yadırgarlar. O yüzden kamusal alanlarda da, iş alanlarında da emzirme odaları ve alt değiştirme yerleri artırılmalı.

18 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber