“Benim güvecimi yiyen başkasınınkini beğenmez”

Kapadokya’da açtığı restoranın mutluluğunu yaşayan Murat Ünalmış, “Ben de çok güzel yemekler yaparım. Güvecim çok meşhurdur. Benim güvecimi yiyen başka güvece güveç demez” diyor

“Benim güvecimi yiyen başkasınınkini  beğenmez”

Bir Zamanlar Çukurova” dizisinin başrol oyuncusu Murat Ünalmış, işletmeciliğe el attı. Yıllar önce dizi çektiği, çok sevdiği için “memleketim gibi” dediği Kapadokya’ya ayağını bağlamak isteyen oyuncu, Dream Spot (Rüya noktası) adında bir restoran açtı. Uçhisar Kalesi’nden Göreme, Kızıl Vadi ve Avanos’a kadar geniş bir bölümü panaromik olarak gören mekandaki taşların rengine kadar her şeyle birebir ilgilendi. Geçtiğimiz günlerde yapılan açılış vesilesiyle bir araya geldiğimiz oyuncuyla, “yalnızlığımı paylaştığım yer” dediği Kapadokya’yı, restoranı, yönetmenlik hayallerini ve klarnet sevgisini konuştuk. Yemek konusunda kendisine olan güvenini sık sık vurgulayan Ünalmış, sıra fotoğraf çekimine geldiğinde ise bizim için önlüğünü takıp, mutfağa girdi...

Hayırlı olsun, işletmeciliğe başladınız... Bir mekan açma hayaliniz hep var mıydı?

Aslında ticaretle ilgili hiçbir fikrim yoktu. Çünkü sanatkar bir yapıya sahibim; sanat ve ticaret birbirine uzak şeyler. Ben aslında ticaretin merkezinde Kayseri’de doğdum. Ve bizde kafası çalışanı okutmazlar. Kafası çalışmayanı okuturlar ki meslek sahibi olsun... Oysa benim ticaret değil oyunculukla ilgili hayallerim vardı hep. Fakat hayatı yaşamaya başladıkça, geleceğe dair düşünmeye başladıkça ticaret amaçlı değil ama ne yapmak istediğimle, nasıl zaman geçirmek istediğimle alakalı bazı şeyler gelişmeye başladı. Burayı açmamın temelinde para kazanmak değil, sevdiğim şeyleri yapma isteği vardı.

“Benim güvecimi yiyen başkasınınkini  beğenmez”

Dream Spot (Rüya Noktası) adına nasıl karar verdiniz?

Burada karşıdaki kayalıkların derinliğini izleyerek hayallere daldım. Rüya Noktası dedim çünkü gerçekten burası Kapadokya’nın en güzel yerlerinden biri. İlk defa gelenlerin ilk 15-20 dakika sustuklarını görüyorum. Dalıp gidiyorlar, sanki rüya yaşıyorlar. Ben de insanlar burada otururken sadece lezzetli bir şeyler yemesin, güzel bir manzaraya bakmasın, o çalan müziklerle, o atmosferle kalbini kırdığı birini anımsasın ve onu arasın, “Dünya gelip geçicidir, senin kalbini kırdım” desin diye hayal ettim.

Hazırlıklar 6 ay sürmüş... Dekorasyon, menü, pek çok belirleyici unsur var.  Siz buranın oluşumunda nelere karar verdiniz?

Taşların rengine kadar her şeyi kendim düşündüm. Ben zaten kendi ismimin geçeceği bir şey yapacaksam, çok özenliyimdir. Doğaya baktığınızda yaradılıştan bir estetiklik olduğunu görürsünüz. Ben de bunu bozmadan tasarımını yapmaya çalıştım.

Dünyadaki sayılı güzelliklerden biri olarak kabul edilen Kapadokya’yı özellikle istemenizin sebebi neydi?

Ben burayı memleketim olarak gördüğüm için, ayağımı buraya bağlamak istedim. Sebep olsun istedim. Bu bölge 7 bin yıllık bir medeniyet... Gerek mistik yapısı gerekse İstanbul’da o bulamadığımız her şeyden arınmışlık duygusunu yaşadığım için çok özel. Burada insanların sana yükledikleri misyondan uzaklaşıp kendin olarak var oluyorsun. Bir de ben yalnızlığı seven biriyim ve buralar yalnızlığımı paylaştığım yerler. Deruni düşünebildiğim, eksikliklerimi tamamladığım, hayata bakış açımı değiştirdiğim nokta burası. Kendimi bulduğum yer de denilebilir.

Ayağımı bir yere bağlamak dediniz ya... İstanbul’dan uzaklaşma çabası gibi mi?

Hayatımın yarısından çoğunu İstanbul’da geçirdim. Orada dostluklar var, yaşanmışlıklar var... Kopmayı düşünmüyorum ama devamlı orada yaşamak çok zor. Çünkü ben hayatım boyunca sakinlikten yanaydım. Bu fıtrat meselesi neticede ama akli baliğ olduğumuz bir yaştayız ve artık nasıl bir hayat sürmek istediğimize karar verebildiğimiz bir dönemdeyiz. Göreme’de evim var ayrıca başka yatırımlarım da var. Dream Spot’un otelini yapmak gibi bir niyetim de var ama bunun için zaman gerekiyor.

“Hayalim kendi hikayelerimi anlatmak”

Sizin mutfakla aranız nasıl? Yemek yapabiliyor musunuz?

Açıkçası çok güzel yemek yaparım. İstanbul’daki yaşantımın 15 yılı kendi kendime yemek yaparak geçti. Annem Kayserili olduğu için muhteşem bir mutfağı vardır. Haliyle onlardan öğrendiklerim çok kıymetli. Güvecim meşhur hatta benim güvecimi yiyen başka bir güvece güveç demez. “Bir Zamanlar Çukurova” setinde zaman zaman güveç partisi de yaptım. Platomuzun arkasında bana özel ocak var ve orada bütün arkadaşlarıma ki 165 kişiyiz, güveç yaparım.

“Benim güvecimi yiyen başkasınınkini  beğenmez”

Siz senaryo da yazıyorsunuz. Sizin hikayenizi ne zaman izleyeceğiz?

Dört- beş senaryom var. Bir kısmı bitmiş, bir kısmı yarım... En büyük hayallerimden biri aslında yönetmenlik yapmak ve kendi hikayelerimi anlatmak. Bunun için de yaşantımı uygun hale getirmek gerekiyor.

Öte yandan ATV’de “Bir Zamanlar Çukurova” dizisinin başrolünde Demir Yaman olarak izliyoruz sizi. Demir’in bu kadar sevilmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında oyunculuk biraz da yazılmayanı oynamaktır. Ben Demir Yaman’ı biraz da yazılmadığı şekilde yorumladım. Çünkü Türk dizilerinde iyiler saf iyi, kötüler saf kötü. Oysa hep tersini gördüm. Olaylara, vakalara ve kişilere göre iyiliğin ve kötülüğün göreceli bir kavram olduğunu bilenlerden biri olduğum için ona göre karakterimi çıkardım. Yazılan Demir Yaman çok itici bir karakterdi. Ben kötülüğün ve iticiliğin de bir manası olduğunu düşünüyorum. Çünkü sebepsiz kötülük olmaz. Bir insan birine kötülük yapıyım diye kötülük yapmaz. Onu gerekçeli olan bir kötü yapmaya karar verdim. Dolayısıyla seyirci Demir Yaman’la empati yapabildi. Neden? Çünkü sevgi, aşk deyince bizim halkımızda her şey bitiyor. Oysa başlarken çevremdekiler risk aldığımı söylemişlerdi. Aslında kimsenin göremediği şeyi başında görmüştüm. Çünkü ileriye dair hislerim iyidir . Hayır dediler, yapma dediler, kariyerine büyük zarar dediler ama ben dinlemedim.

“Benim güvecimi yiyen başkasınınkini  beğenmez”

Dinlememenin mutluluğunu yaşıyorsunuz o zaman...

Her zaman olduğu gibi. Ben hayatımda kimseyi dinlemem çünkü yanlışa kendim düşmek isterim. Kulağıma küpe yapmam gereken bir hadise olursa onu değerlendirir, başımın tacı yaparım o ayrı. Mesela hayatımda babamın çok değerli dokunuşları vardır. Ama kendim yola çıkarım, düşüceksem düşerim ayıplayacaksam da kendimi ayıplarım.

“Klarnetimi yanımdan ayırmam”

Sizi hep dram hikayelerinde görüyoruz. Komedi sizin için çok mu uzak?

Bugüne kadar genelde kahraman, jön, mağdur rollerindeydim. Türkiye’de kısıtlı bir yelpazemiz var. Ben de isterim otistik birini oynamak.  Ya da komedi. Ki, bence 10 numara oynarım. Oynamak isterim. Ama durum komedisi. Bunun da en güzel örneği galiba Ertem Eğilmez. Tabii böyle filmler yapılırsa.  Yoksa kendimi harcamak istemem.

Müzikle aranız hep iyi olmuştu. Bağlama, ney ve klarnet çalıyorsunuz...

Klarnet benim için en özeli. Kendi kendime öğrendim. Müzk kulağım vardı ama büyük emek harcadfım. Günde 10 saat çalıştığım oldu. Neticede her şey emek istiyor. Çok istediğim hatta rüyalarını gördüğüm bir şeydi.  Şimdi klarnetimi her yere götürüyorum. Hep arabamda olur, yanımdan ayırmam.

 

22 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber