‘Bir albüm, bir çocuk’

‘Popa geçiyorum, Jennifer Lopez benden korksun’

‘Bir albüm, bir çocuk’

Sibel Can kronolojisini çocuklarının doğum tarihlerine endekslemiş
‘Bir albüm, bir çocuk’

‘Popa geçiyorum, Jennifer Lopez benden korksun’

Ahmet Tulgar

Eğer Sibel Can’ın ruhu, bedeninin çağdaşı olsaydı, büyük olasılıkla ilk evliliğini bu kadar erken yapmaz, hele bu yaşta bu ün, bu parayla üç çocuklu bir kadın hiç olmazdı. Bu kadar kilo almaz, mantı yerine sebze haşlardı. İlk evliliğinden kurtulur kurtulmaz, hemen ikinci bir izdivaç yapmaz, sahnelerin şen dul kadınlarından biri olarak medeni halinden rant elde etmeye çalışırdı.
Eğer Sibel Can’ın bedeni, ruhunun çağdaşı olsaydı, ya bir taşra kentinin cezaevine bakan bir evin penceresi önündeki bir koltukta, kırmızı lekeli ipek mendiline öksürür, ince hastalığın elinde erir ya da art arda hamileliklerden kalan kilolarla şiştikçe şişerdi.
Ama tam da bedeniyle ruhu arasındaki bu eşgüdümsüzlük Sibel Can’ı Sibel Can yapıyor ve erkeklerin kafasını durup durup yeniden karıştırıyor.

Nasıl bu kadar güçlü olabildim diye şaşırdım
Türk Sanat Müziği klasikleri albümünüz çıkalı pek fazla olmadı. Neden hemen "Canım Benim" adıyla yeni bir çifte albüm?
Belki yalnızlığımı, sıkıntılarımı, şarkılarla aşıyorum. Türk Sanat Müziği albümü Emir doğduktan hemen sonra çıkmıştı. Şu anda Emir 11 aylık. 11 ay ara oldu yani bir önceki albümden sonra...

Kronolojinizi çocuklarınızın doğumlarına, yaşlarına endeksleyecek kadar anaç ve doğurgansınız.
Evet. Bir albüm, bir çocuk.

Yaşama sevincinizin bir işareti olabilir mi bu doğurganlık?
Hayata çok bağlıyım. Çoluğumla çocuğumla büyük bir mücadelenin içerisindeyim. Kolay değil. Uzak değil bu yaşadığım şeyler. İki buçuk yıl öncesi kabus gibi geliyor şimdi bana. Benim bile şaşırdığım dönemler oldu, "Nasıl bu kadar güçlü olabildim?" diye. Bu yaşama sevincim ve çocuklarımla oldu. O küçücük insanlar o kadar hayata bağlıyor ki insanları.

Bu kadar genç ve ünlü bir kadın neden bu kadar çok çocuk yapar?
Evet, aslında bir sanatçı için büyük risktir bu. Ama ben hiç öyle düşünmüyorum. Ben fiziğimle değil, sesimle kendimi ispatlamak istiyorum. Vücudum bozulsa ne olacak? Amerika’da Demi Moore, Türkiye’de ben. Sürekli doğuracağız. Madonna’dan da bir tane daha bekliyorum.

‘Bilmiyorum neden, her şeyi ben taşımak zorundayım’
Bütün o şantaj davası, polis soruşturmaları, Hakan Ural’dan zorlu boşanma, ikinci kocanız Sulhi Aksüt’ün tutuklanması gibi olaylar sırasında hiç umutsuzluğa kapılmadınız mı?
Çok yalnız, çok incinmiş, çok yaralanmış, çok karalanmış hissetiğim anlar oldu. Ölmeyi bile düşündüm. Ben ki hayata inanılmaz bağlıyım. Kimse sahip çıkmadı bana. Sanat camiasında dostlukların gerçek olmadığını biliyorduk da, bilmezden geliyorduk. Ama birinci dereceden akrabalarım dışındaki yakınlarım bile bana sahip çıkmadı. Şimdi hepsine mesafeliyim. Şöhret, o pırıltılı dünya gelip geçici. Bilincindeyim artık.

Çok küçük yaşta çalışmaya başladınız. Ve hep yükü siz taşıyorsunuz. Hep erkeklerin arkalarını toplamak zorunda kalıyorsunuz.
Hep ben, hep ben. Bilmiyorum neden. Her şeyi ben taşımak zorundayım.

Yorulmuyor musunuz peki?
Her şeye yetebilen bir insanım. Böyle iyiyim.

Ama bir kadın bir erkeği sürekli taşırsa, erkeğin de kendisinden finansal beklentileri olursa, o erkeğin bir çekiciliği de, cinselliği bile kalmaz kadının gözünde. Tabii Sulhi Bey’i bu tanımın dışında tutuyorum. O özel bir dönemden geçiyor. Diğerini kastediyorum.
Bir sürü şeyler yaşadım. (Hakan Ural ile olan evliliğini kastediyor). Artık kaldıramayacağımı anladım ve kocaman bir noktayı kendi isteğimle koydum. Artık gözüm görmek istemedi onu. Yüzünü değil, sesini, seslerini ailece duymak istemedim. Artık belli bir şeyden sonra, ne olursa olsun, çocuklar bile olsa, tahammül edemedim.

Ama siz bu olayların arasından dans edercesine sıyrıldınız. Ve o kocaman gülümsemeniz ve güzel şarkılarınızla yine bizimlesiniz. Yetenek ne kadar önemli bir şey değil mi? Sıyrılıveriyorsunuz bir sürü şeyden...
Ne kadar güzel anlatıyorsunuz.

‘Ben onu cezaevinde değil, askerde düşünüyorum’
Bütün bu olaylardan sonra, yine tazelenip, bir liseli kız gibi geldiniz.
Aşk tazeliyor beni. Büyük bir aşk yaşıyorum. Ve yalnız başımayım şu anda. Ama tabii ki Sulhi Bey’in de beni çok sevdiğini biliyorum. Tanıştık, bir tatil yaptık İskoçya’da, sonra o cezaevine girdi. Bu yüzden hâlâ o İskoçya tatilini yazıyoruz birbirimize. Ama ben kendisini cezaevinde değil, çünkü o laf bile insanı çok üzüyor, askerde düşünüyorum. Asker yolu gözlüyorum ben. Aralık ayının sonunda geliyor.

Muazzez Abacı sizin dansözlükten şarkıcılığa geçişinizde önemli bir rol oynamış. Aslında hayatlarınız bazı açılardan benzeşiyor. O da erkeğini cezaevi kapılarında bekledi.
Evet, onun da çok zor dönemleri oldu. Muazzez Abacı canım benim. O beni yalnız bırakmadı.

Cemil İpekçi bana sizin için, "Sibel, yarın bir gecekonduda da oturabilir, ama çocuklarıyla, sevdiği adamla yine çok mutlu olur" demişti. Doğru mu bu?
Tabii. Zaten öyle bir ortamdan geldim. Karagümrük’te oturan, normal bir Sibel olsaydım da üç çocuk doğururdum ben. Kraliçe de olsam yine üç çocuk doğururdum. Ben her yere uyum sağlarım.

‘Belki Rahşan Hanım gibi mektuplarımızı bir kitapta toplarım’
Sahiden rejimle mi zayıfladınız?
Bu yaşta ameliyat yaptırmam. 50 yaşından sonra belki... Emir’de ben çok kilo aldım, 25 kilo. 15 kilosunu verdim. Geri kalan 10 kilo taş olmuştu sanki. Doktor diyet ve spor önerdi. Kadınlara önerim şu: "İstediğiniz kadar doğurun, kilolar kalmıyor, gidiyor". Sulhi de çıkınca çok şaşıracak. Onunla mektuplaşıyoruz, bana "Sen 70 kiloyken çok güzeldin" diyor. Demek ki benim çok zayıf olmamı istemiyor. Şişman olursam onun kontrolünde olurum diye düşünüyor.

Mesajlar ve e-posta çağında mektup mu yazıyorsunuz? Çağdışı bir aşk...
Mektup aslında o kadar güzel bir şey ki... Bir ara Rahşan Hanım’ın mektupları yayımlandı, ben de ileride "Sibel’in mektupları" diye bir şey düşünüyorum.

"Yurtdışında bir single çıkaracağım İngilizce olarak. Ve çok kısa süre içinde başarılı olacağım. Bu o kadar zor bir şey değil. Türkiye’de her şeyi yaptım kendi branşımda"

Erkeklerin kafasını karıştırdığınızın farkında mısınız? Müşfik bir anne, sahnede seksi bir çocuk kadın, delice aşık bir sevgili...
Evet, bir tuhaflık olduğu kesin. Ama ben böyleyim. Kendiliğinden oluyor. Bunu engelleyemem. İmaj için doğurulur mu? Sahnede ise çok farklıyım. Kendim bile şaşırıyorum. Orada bambaşka bir, çok güzel bir Sibel görüyorum. Evde ise Emir’e bir kaşık çorba yedirmek için sekiz takla atıyorum. Ve ben her yönümü çok seviyorum.

Cinsellikle masumiyet arasında gidip geliyorsunuz.
Evet, kendimi masum seksi görüyorum.

Tam fırsat bu fırsat ayrılmışken, neden ticari düşünüp, bu dul ve güzel kadın döneminizi uzatmadınız?
Ne büyük fırsatlar verildi... Tamam, ayrıldım şimdi, daha rahat olabilirim, her şey olabilir. Ama benim yapımda böyle bir şey yok. Bir kere benim annem 16 yaşında babamla tanışmış ve kaçmışlar. Ve babam 42 yaşında öldü, annemle babacığımın birbirlerine "Bebeğim, güzelim" diye hitap ettiği bir ortamda büyüdüm. Ben bir aşk çocuğuydum. Onun için evlilik benim için çok önemli. Ayrıldıktan sonra çocuklarım olmasaydı bile yine evlenirdim.

Bir ara parasız kaldınız. Borçlarınızı ödeyemediniz. Boşanırken sizden paralar talep edildi. Çözdünüz mü bu sorunları?
Bir başıma, kadın halimle omuzladım bunları. Toparlamaya çalışıyorum. Borcumun çoğu bitti. Ufak tefek şeyler kaldı. Bir an önce babamın adına yaptırdığım okul bitmeli. Bizim şerefimiz o okulu bitirmek. 2002’nin eylül ayına yetiştireceğim.

12 yaşında çıkarıldınız sahneye. Bu yüzden kızmıyor musunuz kimseye?
O kadar normal geliyor ki bana. Karagümrük’te bir ev alalım diye çalıştırdılar beni. Şimdi bu evde anneannem oturuyor. Sonra bir de araba almak istedik. Babamın bir arabası olsun, bizi Sarayburnu’na götürsün istiyorduk. Fahrettin Aslan, Maksim’de dans etmemi teklif ettiğinde, sekiz yerde çıkıyordum bir gecede. "Hepsinin yevmiyesini verirseniz çıkarım" dedim. "Kızım, sana Maksim’i teklif ediyorum" dedi. "Olsun, ben ekmek parası için çalışıyorum" diye karşılık verdim. Maksim’de çıkmışım, çıkmamışım umurumda değildi. Şöhret değil, ekmek paramla ilgiliydim. Böyle devam etti.

Ve Karagümrük’teki evden Miami’ye kadar gidildi.
Evet, okyanuslar aştım.

Türkü söylediniz, sıradaki pop mu?
Evet, yurtdışında bir single çıkaracağım İngilizce. Çok da kolay olacak. Sesime güveniyorum, dansıma ve fiziğime de güveniyorum. Jennifer Lopez benden korksun.

Aşık olma yeteneğine sahip bir insansınız. Herkes İbrahim Tatlıses’le Asena’nın aşkını yadırgıyor. Siz nasıl bakıyorsunuz bu aşka?
Çok insani. Tam net açıklamadılar. Bir açıklasalar. İbrahim Bey’in mutlu olması, o gözlerindeki pırıltı beni de çok mutlu ediyor. Ne istiyorsa onu yapsın.

"Kocam, çıkınca çok şaşıracak. Mektuplarında ‘Sen 70 kiloyken güzeldin’ diyor. Düşündüm, demek ki benim zayıf olmamı istemiyor. Şişman olursam, onun kontrolünde olurum diye düşünüyor.ö


PAZAR





























İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber