Bir başkadır benim memleketim!

Bir başkadır benim memleketim!

22-28 Şubat 1998
Nazım ALPMAN

Ülkücü baba Kürşat Yılmaz cezaevindeki misafirliğini hitama erdirip, Burdur'dan ayrılınca kamuoyunda tepkiler yükseldi:
- Bu memleketin çivisi çıkmış!
Eğer Baba'nın Fransa seferi olmasaydı bizleri rahatlatacak demeci mutlaka patlatırdı:
- Endişeye mahal yok. Sistem işliyor, rejim sağlam temellere oturmuştur!
Ülkeye yıllardan beri "karamsar" gözlüklerle bakan Prof. Dr. Korkut Boratav çarşamba günkü "Memleketin hali" başlıklı yazısında şöyle diyordu:
"Türkiye bu durumdan nasıl kurtulur? Ben eski kuşak sosyalistlerden bir çalıntı yaparak, `Tek Yol Demokratik Devrimdir' diyorum." Ne kadar yanlış bir değerlendirme... Bu memleket en büyük devrimini 12 Eylül 1980 askeri müdahalesini takiben rahmetli büyük devrimci Turgut Özal'la gerçekleştirmiştir.
Bu devrimin silinmez izleri hala devam ettiği için yeni bir devrim, ihraç fazlası tekstil ürünü statüsünden işportaya bile sürülemez. Özal'ın açtığı özgürlük yolunda dev adımlarla ilerliyoruz. Yeter ki, Korkut Hoca ve onun gibi küçük bir azınlığın iç karartıcı bakış açılarından sıyrılabilelim. Ülkeye pozitif gözlüklerle bakalım.Dış dünyada Türkiye'nin en büyük başağrısı olan cezaevlerini ele alalım. Menfi propagandanın etkisiyle cezaevlerimizde "sorunlar" varmış gibi gözüküyor.
Oysa cezaevlerimizde büyük bir "özgürlük ortamı" vardır. Ancak bunları kullanmasını bilmek lazım. Bakın ülkücüler bunu ne kadar güzel ve şık biçimde değerlendiriyorlar! İstedikleri zaman cezaevine giriyorlar, canları sıkıldığında da alıp başlarını gidebiliyorlar. Onlara kimse bir şey diyor mu?
Ülkücü baba Kürşat Yılmaz, düzenli olarak cezaevlerinden elini kolunu sallayarak ayrılabiliyor. Daha önce Çanakkale ve Bolvadin cezaevlerine "Allahaısmarladık" demiştir. Avrasya Feribotu'nu kaçıran "ailemizin teröristi Muhammet" ve arkadaşları da şimdi özgürlüklerinin tadını çıkartıyorlar.
Cezaevine girme zamanı gelince de kendiliğinden girebiliyorlar. İşte Oral Çelik... Geldi kuzu kuzu teslim oldu. Abdi İpekçi cinayetinin "kilit ismi" olmaktan başka hiçbir suçu bulunmadığı anlaşıldı ve serbest kaldı.
Cinayetin tetikçisi Mehmet Ali Ağca da Maltepe Askeri Cezaevi'nden rahatça çıkıp gitmişti. İtalya'da cezaevleri bizimki kadar özgür olmadığından yıllardan beri orada yatıyor.
Sedat Bucak da bu özgürlük ortamından yararlanarak suç ortağı Sami Hoştan'la Metris Cezaevi'nde istediği kadar görüştü. Ömer Lütfü Topal'ın vefatından sorumlu olarak yargılanacaklar.
Başbakan Mesut Yılmaz'ı Budapeşte'de yumruklayan Veysel Özerdem'e bu özgürlük ortamını anlatmak için ANAP'lı milletvekilleri Macaristan'a gittiler. Kahramanımız şimdi düşünme evresinde; eğer aklı yatarsa, gelip hapiste yatacak. İstemezse gelmeyecek! Kimse bir zorlamada bulunmuyor.
Türkiye için karamsar düşünceler üretenlere sanatçı Ayten Alpman yıllar önce "ülke gerçeğini" ne kadar güzel anlatmıştı:
- Bir başkadır benim memleketiiiim! Bu şarkı memletimizin fiili anayasası gibidir. Ayten Alpman "bin can feda bir tek dostuma" demiyor muydu? Mehmet Ağar da aynı şeyi söyledi:
- Binden fazla operasyon yaptık!
Susurluk, ayran kasabası olmaktan başka bir şey ifade etmez. Türkiye şanlı, (birazcık da kanlı) rotasında onurla ilerliyor.
Bu onur hepizime yeter!

13 Kasım 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber