“Bir değil beş yapmamız gerekiyor”

Müzisyen Selen Gülün, Osmanlı’dan günümüze 156 kadın besteciye yer verdiği kitabı için “Rol modeline çok ihtiyacımız var. Bu sayının artması çok önemli” diyor.

“Bir değil beş yapmamız gerekiyor”

Besteci, piyanist ve akademisyen Selen Gülün, bu kez bir albüme değil, Türkiye’de kadınların müzik alanındaki varlığını kayıt altına aldığı bir çalışmaya imza attı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan “Türkiye’de Kadın ve Müzik” kitabı, Osmanlı’dan günümüze 156 kadın bestecinin yer aldığı bir tür sözlüğü içeriyor. Aralarında Sezen Aksu’dan Tülay German’a, Adile Sultan’dan Ayşe Tütüncü’ye dönem ve tür bakımından oldukça geniş bir müzik yelpazesinden isimler var. Gülün, kitabın yaklaşık altı yıla yayılan hazırlık süreciyle ilgili “Bu süreçte beni en çok etkileyen kadın bestecilerimizin görünür olmak konusundaki umutsuz duruşuydu” diyor. Öyle bir umutsuzluk ki, dünya çapında işlere imza atan birçok kadın müzisyenin kısa özgeçmişine dahi ulaşamadığı olmuş. Bu yüzden kitap, Gülün’ün bu umutsuzluğa verdiği bir yanıt aynı zamanda. Yaklaşık iki yıldır Japonya’da yaşayan Gülün’ü yolu İstanbul’a düşmüşken yakaladık.

Kitabın tamamlanması altı yılı bulmuş. Zorlu bir çalışma olduğunu düşündürüyor...

İtalya’da Donne in Musica organizasyonunun sağladığı bursla yürüttüm bu çalışmayı. Kurumun başkanı ve kitapta da imzası olan Patricia Adkins Chiti Türkiye’yi çok önemsediği için ilk bursu bana vermişti. Maalesef geçen yıl kaybettik kendisini. Üç yıl boyunca haziran ayında Donne in Musica’nın Fiuggi’deki kütüphanesinde çalıştım. Tüm dünyadan kadın bestecilerin eserlerinin toplandığı bir kütüphane bu ve ben de Türkiye üzerine bir arşiv çalışması yaptım. Tabii kısa sürede kendimi “Nasıl oluyor da hiç kadın besteci bulamıyorum?” sorusuyla baş başa buldum. Konuyla ilgili yazılmış, derlenmiş hiçbir makale yoktu. Dolayısıyla kişisel bilgilerimden yola çıkmak zorunda kaldım. Kendi müzik çevremden destek aldım. Şehvar Beşiroğlu’nun birikiminden çok faydalandık. Bilgi Üniversitesi’ndeki öğrencilerimden yardım aldım. Kitapta özgeçmiş bilgisi olan bazı besteci arkadaşlarımız bile çalıştılar. Tam bir kadın emeğiyle ortaya çıktı.

Tüm bu isimleri bir araya getirmenin önemi neydi sizin için?

Tüm dünyada kadın bestecilerin sayısı az ve bunun en önemli sebebi eserlerinin orkestralar, operalar vs tarafından programa alınmaması. Örneğin 2012’de BBC Orkestrası, ki dünyanın en önemli orkestralarından biridir, programına hiç kadın besteci almamıştı. Bu çok yaygın. Bunu müzik okullarına baktığınızda da görüyorsunuz. Liseye kadar müzik bölümünde kız öğrencilerin erkek öğrencilerden fazla olduğu konservatuarlar var. Ama üniversiteye geldiğinde, besteciliği seçen kadın sayısı birden düşüyor. Çünkü gelecekte kendi eserlerinin yer bulabileceği inancı oluşmuyor. Bu yüzden rol modeline ciddi anlamda ihtiyaç var. Bu sayının artması çok önemli. Bu kadar kadın yapabilmiş, öyleyse ben de yapabilirim dedirtebilmeyi kendimize dert edindik.

“Bir değil beş yapmamız gerekiyor”

Kitap, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan İngilizce ve Türkçe olarak iki dille yayımlandı.

Siz kendinizi bu tabloda nerede görüyorsunuz?

Björk bir röportajında anlatmıştı, kendisi eserlerinden telif alamadığı halde DJ arkadaşının nasıl kolaylıkla alabildiğini. O arkadaşı da “Bunlar benim kaynaklarım değil” dese de dinletemiyor. Björk de “Boşver” diyor, “Sizin bir kere söylediğinizi bizim beş kere söylememiz gerekiyor.” Çığır açan bir röportajdı bu. Ben de benzer şekilde illa şarkıcı olmaya itildim örneğin. Bir noktada kopup Amerika’ya gitmeseydim, şarkıcı olmuştum. Amacım o değildi ama. Müzik yazmakta ısrarcıydım ve öyle kabul edilmek istiyordum ama edilemiyordum. O alanı kimse açmadı bana, gittim ve buraya besteci olarak, elimde dünyanın en iyi müzik okullarından birinin diplomasıyla ve çok özel bir ödülle döndüğümde, mecburen ciddiye alındım. Aynen Björk’ün dediği gibi bir değil beş yapmamız gerekiyor ki kendimize ortalama bir yer bulalım.

“Bir değil beş yapmamız gerekiyor”

Gülün’ün kaleminden gölgede kalan besteciler

Avniye Nazife Aral Güran

Cumhuriyet döneminin ilk batı klasik müziği konusunda ciddi eğitim almış, müthiş çalışkan, sürekli eserler üreten kadın bestecisidir. Ben bu çalışmaya başlamadan önce uzun eğitim yıllarım boyunca kendisinin bırakın bir eserini dinlemeye veya çalmaya fırsat bulmayı ismini dahi duymadım. Özgeçmişi başarılar ve sürprizlerle dolu. Cemal Reşit Rey’in öğrencisi olmuş, Berlin Yüksek Müzik Akademisi’nde okumuş, Berlin radyosunda konser vermiştir. Ankara’da Türk - Amerikan Kadınlar Derneği’ni kurmuştur. Kore Savaşı için bestelediği Kore Marşı’nın ise Kore’de Türklerle Koreliler evlendiğinde evlilik marşı olarak çalındığı biliniyor. Başarılarından dolayı Ankara’da oturduğu sokağın adı Bestekar Sokak olarak değiştirilmiş. Avniye Hanım çalışmalarına Köln’de devam etmiş, Amerikan, Alman ve Japon derneklerle yakın temasta çalışmış gerçek bir kültür elçisi fakat maalesef eserlerini tanımıyoruz. Bana enteresan gelen en önemli konu ise çok farklı alanlarda eserler yazmış olmasıdır; dini eserler, milli eserler, müzikaller, çocuklar için eserler…

Laika Karabey

Laika Karabey’in adını da ilk defa bu çalışmayı yaparken duydum. Kendisi meşhur Tanburi Cemil Bey’in bilinen en son öğrencisidir. Son derece entellektüel birisi ve çok önemli bir eğitmendir. Özgeçmişinin beni en çok etkileyen tarafı müzik teorisi konusuna merak salması ve yetkinleşip öğretmek konusundaki sevdası oldu. Hüseyin Saadettin Arel ile birlikte İleri Türk Müziği Konservatuarı’nı kurar. Yine birlikte yayımlamaya başladıkları Musiki Mecmuası’nın yazı işleri müdürlüğünü yapar. Amerika’da çeşitli üniversitelerde dersler verir, konferanslar yapar, resitaller düzenler. BBC Radyo için program yapar ve “Who is Who?” ansiklopedisinin Türk Müziği kısmını yazar. Bu kadar çalışkan ve üretken, yayınlar yapmış bir akademisyen müzisyenin müzik tarihimizde baş tacı edilmesi gerekirdi diye düşünüyorum.

“Bir değil beş yapmamız gerekiyor”

 

 

17 Ağustos depreminin hikayesi: YarımBüyük acıların yaşandığı 17 Ağustos depreminin anlatıldığı dizinin süpervizörlüğünü oyuncu Fikret Kuşkan yapıyor. Genç oyuncu Fırat Temir ise ‘Yarım’da depremin ardından stres bozukluğu hastası olan 'Rüzgâr' karakterine hayat veriyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber