Geri Dön

Birce Akalay: Adalet terazim hassas tartıyor

"Bir karakterin keşkesinin olması beni hep cezbetmiştir" diyen Birce Akalay merakla beklenen Babil'de karşımıza eski aşkını unutamamış ve dünyaya öfkeli İlay olarak çıkacak

Birce Akalay: Adalet terazim hassas tartıyor

 

Kapalı gişe oynayan "7 Kocalı Hürmüz"den sonra 23 Ocak'ta prömiyeri yapılacak "Keşanlı Ali Destanı"yla oyun bahçesi olarak tanımladığı tiyatro sahnesinde hastaysa iyileşiyor, ağlıyorsa susuyor Birce Akalay. Yaşadıklarını "35 yaşım bugüne kadar ki hayatımın en sert, en acımasız yaşı oldu benim için. Hiç böyle hayal etmemiştim. Bu yaşımın en büyük sürprizi yaşadığım kalp rahatsızlığı oldu. Fakat bir öğretiyi de beraberinde getirdi. Hastaneden çıkarken doktorlarımın söylediği sözü unutuyorum bazen ama hemen zihnim bir çimdik atıp hatırla Birce diyor; 'Bir tane kalbin var'” diye anlatıyor.  Akalay, şimdi kalbini verdiği yepyeni bir işle ekranlara dönmeye hazırlanıyor. Kadroyu duyduğumuz anda hepimizi heyecanlandıran fragmanlarıyla birlikte merakımızın daha da arttığı "Babil"in İlay'ı o. Birce Akalay, 17 Ocak'ta Star TV’de  izleyiciyle buluşacak Babil'den paranın kendi hayatındaki karşılığına, tiyatrodan kadın şiddetine kadar sorularımızı yanıtladı.

Babil” yanıtlaması zor sorular soruyor. “Bir insanı tanımak için parayı neden istediğini sorun” gibi… Peki, sizin bu soruya yanıtınız nedir?

Paranın miktarının hatta kendisinin gerekliliğinin yaşadığımız koşullarla ilintili olarak maalesef hayati önem taşıdığı bir çağda yaşıyoruz. Takas yoluyla gündelik ihtiyaçlarını karşılayan insanoğlu ticareti kolaylaştırmak ve takası ortadan kaldırmak için Anadolu’da icat etmiş ilk parayı M.Ö. 700’lerde. Şimdi yüzyıllar sonra hayatların sona ermesine sebep olan bir “para” ve onsuz yaşamanın nasıl bir yaşamak olduğuna her gün karşılaştığımız acı tablolarla tanıklık ediyoruz. Adalet bile satın alınabiliyor, rezalet. Ben insanları parayı neden istediklerine göre sınıflandıramam belki bu çağda ama onu elde etmek için tercih ettikleri yollar ve yöntemlere göre bir derece tanıyabilirim belki. Bana sorarsan ben yaşamak için çalışıyorum tek başıma senelerdir. Benim “para” başlığı üzerinden yaşamaktan anladığımsa kendimce kurduğum dünyamda kendime, evime, istihdam sağladığım insanlara, aileme, dostlarıma, çevreme ve hatta ihtiyaç sahibi tanımadığım insanlara bana ihtiyaç duydukları anda yetişebileceğim, el verebileceğim kadar kazanabilmek demek. Bu hep böyleydi.

Birce Akalay para için ne yapar?

Para için hiç ölmeyecekmiş gibi çalışır Birce ancak. Ama asla biat etmez. Güzel sözler var bunun için “Limon sat onurlu yaşa” mesela. Hayatımda para için istemediğim bir şey yapmak zorunda kalmadım hiç ve dilerim kalmam bir gün. Zaten mesele bu değil mi? Para için yapmak istemedikleri şeyleri yapan insanların acılarının ve keşkelerinin şehirlerin üzerini kapladığı acı bir zamanda yaşıyoruz.

Bir yandan da yakın zamanda genç bir üniversite öğrencisi hayatına son verdi. Siz nasıl bir öğrencilik geçirdiniz? Zorlandığınız, unutamadığınız dönemleriniz oldu mu?

Ben orta sınıf geliri olan bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya geldim. Babam serbest meslek erbabı olduğundan kazancımız hiçbir zaman sabit olmadı. Bazı aylar iyi bazı aylar para yok lafını sıklıkla duymuşumdur harçlık isterken. Kendi hayatını, ekonomisini kendi inşa etmiş bir aile tabii ki çocuğunu da aynı mantıkla yetiştirir. Bizim gelişimimizin bir parçasıydı bence elde varken yok lafını duymak. Ancak böyle ayakları yere sağlam basan çocuklar olarak yetişebilecektik onlara göre. Bir de tek çocuk olmak zor. 16 yaşımda bir gün ailemin bu dünyadan ani bir şekilde göçmesi ihtimaliyle tanıştırılarak çalışmaya sevk edildim. Mantıklıydı, o yüzden hiç ikiletmedim. Yazları başlayan çalışma maceram bir süre sonra gelişti ve kısa zamanda harçlığını kendi kazanan, üstünü başını kendi alan hatta arkadaşlarıma bile el verebilen bir çocuk haline geldim. Dolayısıyla üniversite yıllarımda da hiç zorluk çekmedim. Tam tersi kazandığım parayı hep arkadaşlarımla gururla paylaşan onlarla geçirdiğim zamanlara daha çok kıymet veren bir genç kızdım. Hatta İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini terk ederken, aileme ben okumak istediğim okulu yeniden seçeceğim ve bunun için bir bedel ödemem gerekirse onu kendim kazanıp kendim ödeyeceğim demişliğim vardır. Nitekim öyle de oldu. Üniversite hayatım boyunca diğer yandan hep çalıştım. Bu benim şansımdır. Sibel için konuşurken boğazım düğümleniyor. Yoksulun ezilenin yanında duran, onlara yardım edebilmek için derneklerde çalışan, okulda bulduğu hasta sokak kedilerini veteriner kliniklerine taşıyan, tüm Rus öykücülerini okumuş edebiyattan felsefeye istediğiniz her konuda sohbet edebileceğiniz, politik bir görüşü ve duruşu olan, gülüşünden ruhunun narinliğini okuyabileceğiniz ışık saçan 20 yaşında bir genç kız kendi yaşamına son verdi. Bu dünyayı taşıyamamış küçük omuzları, hassas kalbi belli ki. Çok acı, derin bir üzüntü duyuyorum. Öğrendiğim gün ve sonraki gün iki gece aklıma geldikçe ağladım. Vicdansızız, iyi ne varsa yitirdik gibi geliyor. İlk gençlik yıllarımda hiç böyle bir gelecek hayal etmemiştim. Ne söylenebilir ki mekânı cennet olsun…

"Görüntü bir yanılsama hiçbir kıymeti yok"

Sosyal medyada Sibel Ünli’nin görüntüsüyle ilgili çok çirkin yorumlar okuduk. Tescilli bir güzel olarak sizin için güzellik nedir?

Onlar cahil, onlar kötü kalpli insanlar. Onlar yüzünden dünya hepimiz için yaşanmaz bir yer haline geliyor. Hepsine şifa ve bir nebze de olsa insaniyet diliyorum. Görüntü bir yanılsama hiçbir kıymeti yok. Sosyal medyanın özellikle Instagram’ın bize yaptığını tarihte hiçbir düşman yapmadı. Yüzümüze yüz ekledik resmen güzellik uğruna. İnsanın içi boşalıyor gün geçtikçe. Geriye dönüp baktığımızda hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı bir zaman olarak hatırlayacağız bu devri. Günlüğümde tarih kısmına 2020 yazıyorum birkaç gündür feci bir yabancılaşma yaşıyorum. Bilimkurgu gibi.

Babil” oldukça katmanlı bir hikâyeye sahip. Bu hikâyede sizi İlay olmaya ikna eden şey neydi?

İlay’dan önce hikâyenin parayla bu kadar direkt temas kuruyor olması beni çok etkiledi açıkçası. Nelere sebebiyet vermiş ya da verebilecek olduğu karakterlerin geçmişleri ve gelecekleri bazında iki taraftan da çok katmanlı. İlay, paranın yaşamak için hayati gereklilik taşıdığına inanan fakat gençlik yıllarında bunun dozunu ayarlayamamasından ve trajik bir hatasından sebep hayatında en sevdiği adamı kaybetmiş. En büyük keşkesi bu yarım kalan hikaye. Yıllar önceki aklı olsaydı şimdi İrfan’la giderdi. Bir karakterin keşkesinin olması beni hep cezbetmiştir. Diğer taraftan zengin bir ailenin kızıyken iflaslar ölümler sonrası kız kardeşiyle dünyada yapayalnız kalmış bir genç kadın. Para olmadığı için kurtaramadığı ailesinin yerine kendi kendisinin ailesi olmuş. Düşe kalka yapmış. Becerebilmiş mi bilmiyorum ama bu beni can evimden vurdu diyebilirim. İnsanın mecburiyetten kendi kendisinin ailesi olması bunun için didinmesi dünyanın en derin ve katmanlı acılarından biri bence. İlay’ın İrfan’a ne kadar aşık olduğunu, kendine yapılan, kendince haksızlıkları göz ardı edebilecek kadar yumuşacık fakat dünyaya da ne kadar öfkeli olduğunu biliyorum ve bu karakterde bir kadının, bu yaşanmışlıklarla gelecekte yapacaklarını merak ediyorum.

Dizide İlay, bir anda geçmişinden çıkıp gelen biriyle tuhaf bir karşılaşma yaşayacak. Geçmiş sizin ardınızda bırakabildiğiniz bir şey mi yoksa geçmişle yaşamayı sevenlerden misiniz?

Ben geçmişimi asla bir kenara bırakamam. Çocukluğumdan beri hatıralara çok kıymet verir onları hak ettikleri değerle saklarım. “Bizi biz yapan geçmişimizdir” demişti eski bir dostum geleceğe dair bir umutla ben onun gözlerine bakarken. Ama o geçmişi bir engel bir barikat gibi tanımlamıştı o gün. Bence öyle değil. Evet geçmişimiz bizi biz yapar elbette ancak asla geçmişin beni zincirlemesine izin verecek kadar takılmadım geride bıraktığım yaşadıklarıma ya da yaşanmışlıklara iyi ya da kötü. Çünkü başımı geriye çevirirsem önümü göremem, önümü göremezsem yürüyemem. Geçmişte yaşadığım, iyi kötü, güzel çirkin her ne varsa hepsine şükrediyorum. Bugün dünyada olmayan geçmişte kaybettiklerim var çokça mesela, sahneye çıkmadan hepsiyle selamlaşıyorum. Ya da dua ederken önce geçmişte kırdıklarımdan özür diliyorum. Bazen kafamı geriye çevirip baktığımda takılıp kalıyorum bir resme, bazen ruhum çekiliyormuş gibi oluyor bedenimden ama takılma Birce diyorum. Hayat bir gün o da bugün.

Dizide bir anne ve babanın çocuklarını yaşatmak için sınırlarını kaldırdıklarını görüyoruz. Siz hiç kendi inandıklarınıza sırt çevireceğiniz bir şey yaşadınız mı?

İnandıklarıma hiç sırt çevirmedim sanırım öyle bir hatıram yok. İnanmaktan da kolay kolay vazgeçen bir insan değilim zaten. Henüz çocuğum yok ama olsaydı hikâyemizdeki gibi kuvvetli bir ıstırap ve de çaresizlik benim de gözümü döndürebilirdi.

 "Aslı ile hikâyemiz lise yıllarımıza dayanır"

Dizinin kadrosuyla ilgili Şampiyonlar Ligi gibi yorumları yapılıyor. Böyle bir kadroyla çalışmanın avantajları ve dezavantajları neler?

Benim için birlikte çalışmak büyük bir keyif ve hayatım boyunca hatırlayacağım bir cümle gibi. Her sahnenin tadına varıyoruz. Halit, Nur ve Ozan daha önce birlikte çalışmıştı çok keyifli bir dostlukları var bizim de Aslı ile hikayemiz lise yıllarımıza dayanıyor. Bunca yıl sonra ilk defa aynı kameraya bakıyoruz bu harika bir his benim için. Zamanın neleri nasıl geride bıraktığını izlemek gibi olacak onunla sahnelerimizi izlemek. Şampiyonlar Ligi tabiri gurur okşayıcı elbette ama benim için biraz iddialı, bu minvalde söylemlerden ve iddialardan hayat boyu çekinmiş, kaçmışımdır. Ama layık görenlere yürekten teşekkür eder, sarılırım. Her şey hepimiz için güzel olsun.

Bir yandan da “Keşanlı Ali Destanı” ve “7 Kocalı Hürmüz” ile sahnelerdesiniz… Tiyatro sizin için ne ifade ediyor?

Tiyatro benim en sevdiğim oyun bahçem. Sahnedeyken hissettiklerimi tarif etmem pek mümkün değil. Benim için bir mabet orası. Bu kadar hacimli bir sevginin yerini ancak bir gün bir çocuk alabilir diye düşünüyorum. Hastaysam iyileşiyorum, ağlıyorsam susuyorum, varlığımı unutuyorum resmen. Hürmüz 3. sezonunu kapalı gişe noktaladı. Bu tablo bizim için 1.800 kişilik bir salonda büyük gurur. İzleyicimiz sanırım izlemeye devam etmek istiyor biz de ayda bir oynayabiliriz müjdesini son oyunumuzda canım Müjdat Hoca’mızdan aldık, çok mutluyuz. Yeni oyunumuz Türk Tiyatrosunun mihenk taşlarından ilk epik metini “Keşanlı Ali Destanı”. Prömiyerimiz 23 Ocak’ta.  İlker’le sadece bir fikir ile yola çıktığımız o aralık akşamından beri kalbim kuş gibi ve heyecanım her geçen gün tırmanıyor. Türk Tiyatrosu’na borçluyum ve onu ödemek için var gücümle çalışan bir oyuncuyum ben. Saygıdeğer hocamız rejisörümüz Yücel Erten ile çalışabilmiş olmak benim için büyük onur. Başta Meral Çetinkaya, Köksal Engür ve Nilgün Kasapbaşoğlu ve tüm oyuncu dostlarımla aynı sahneyi paylaşacak olmak ve en önemlisi ZİLHA olmak benim için büyük gurur.

"Adalet terazim hassas tartıyor"

Sözünü sakınmayan, susmayan bir Birce Akalay var. Her zaman böyle biri miydiniz? Ve en çok nelere susamıyorsunuz?

Ben kendimi bildim bileli böyleyim haksızlığa amiyane tabiriyle hiç “Eyvallah”ım olmadı. Adalet terazim hassas tartıyor biraz. Kimseye haksızlık etmem edersem de kahroluyorum. Kimse de bana haksızlık etsin istemem. Ezilen, hor görülen, yaşama hakkı elinden alınan her canlıyı savunmak içgüdüsü bende mevcut diyelim. İnsanız sonuçta değil mi? Aslında bu hepimizin içinde olmalı. Yani aslında bunun tek kelimelik bir açıklaması var “VİCDAN”.  Yakınımda karşılaştığım haksızlıklara daha sabırlı olabiliyorum fakat benim dünyam dışında gelişen olaylara sabrım yok maalesef. Dilimin kemiği kırılıyor, sözümü söyleyemezsem de kendi kendimi yiyorum üzüntüden.

Kadın şiddetiyle karşı karşıyayız. Son zamanlarda da savunma eğitimi veren yerler revaçta. Sizce bu bir çözüm mü?

Şiddet asla kabul edilemez hiçbir canlıya, kadın, erkek, çocuk, hayvan, ağaç hiç fark etmez. Fakat dehşet bir tablo var karşımızda. Devlet bunun için daha çok çalışmalı daha radikal kararlar almalı ve yasalarla bunu desteklemelidir. Aile içi eğitim ve okul eğitimine daha çok önem vermeli, cinsiyet eşitliğinin baş savunucusu olmalıdır. Şiddet mağdurlarına desteğini tüm varlığı ile hissettirmelidir. Bunların dışında sivil toplum örgütleri elinden geleni yapmaya çalışıyor zaten, fakat can acımızla birlik olunduğu ve ses çıkarıldığı vakit, görülen karşılık bu kez de polis şiddeti oluyor ne acıdır ki. İnsanlar ölüyor bu bir utanç tablosudur dahası yok. “Şiddete karşı şiddeti” savunmuyorum elbette ama kendini savunmak da bir haktır. Keşke her şey sevgi ile çözülebilse.

En büyük defom insanlara çabuk ve fazla güvenmem demişsiniz. Bu yırtığı yamayabildiniz mi? 35 yaşında neler öğretti hayat size?

35 yaşım bugüne kadar ki hayatımın en sert en acımasız yaşı oldu benim için. Hiç böyle hayal etmemiştim. Bir senede kaç yaş attım bilmiyorum saçımdaki beyaz teller çoğalıyor gün be gün çok tatlı. 35 yaşımın en büyük sürprizi yaşadığım kalp rahatsızlığı oldu. Fakat bir öğretiyi de beraberinde getirmiş eğer. Hastaneden çıkarken doktorlarımın söylediği sözü unutuyorum bazen ama hemen zihnim bir çimdik atıyor bana hatırla Birce diyor; “Bir tane kalbin var”. 35 yılımın cümlesi artık budur. Mezarlıklardan hepimiz çok etkileniriz. Her şeyin hükmünü yitirdiği o ağaçlık alandan. Eminim her kes düşünüyordur faniliğini ama ne garip ki sadece orada düşünüyoruz, gidenlere bakınca. Oysa yakılıp külleri denize bırakılanlarda var, rüzgarla havaya karışanlar da. Keşke baktığımız her yanda, yaşadığımız her anda farkında olsak neler uğruna kendimizi ne kadar hırpaladığımızın. Ben de unutuyorum hep, her defasında faniliğimden herhalde. Ama unutmamak lazım. Benim güvenmek ile ilgili imtihanım ailemden miras bana ve çok sevdim ne güzel demişsin “yırtık” diye. Evet bu devirde bu bir yırtık olabilir, çok zarar görüyor insan. Ama yok henüz daha yamalayamadım, niyetim de yok. İnsanlara güvenmeden yaşamaktansa yaşamayayım daha iyi. Bence insanlara güvenmeyen insan kendine de güvenmiyordur.

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber