Geri Dön

“Bu film bize çok iyi geldi”

10 Ocak’ta vizyona girecek “Biz Böyleyiz” filminde Özge Özpirinçci ile birlikte kamera karşına geçen Hümeyra: “Hepimiz kendi içimizde yorgunduk, yaralıydık, hepimizi bir yerinden yakaladı bu film”

“Bu film bize çok iyi geldi”

İlk olarak 10 yıl önce “Melekler Korusun”da anne-kızı oynayan, şu sıralar “Kadın” dizisinde de beraber kamera karşısına geçen Hümeyra ve Özge Özpirinçci’nin yolu bu kez beyaz perdede kesişti. Caner Özyurtlu’nun yönetmen koltuğunda oturduğu Şebnem Bozoklu, Boran Kuzum, Meriç Berrak Tüzünataç’ın da rol aldığı filmde bir kez daha birlikte oynuyorlar. İkili ile Hümeyra’nın insanı sarıp sarmalayan evinde buluştuk. İki ışıltılı ve komik kadın. Benziyorlar birbirlerine. Gördüğüm en sahici ve sıcak dostluk ilişkilerinden biriydi, aralarındaki. Sohbet de aynı sıcaklıkta aktı gitti zaten.

“Bu film bize çok iyi geldi”


“Biz Böyleyiz”in sinemamızda eksikliği çekilen türden bir film olduğunu düşündüm izlerken. Hani zevzeklik yapmadan güldüren, zaman zaman hüzünlendiren, klasik anlamda ‘eğlendiren’ bir film.

Özge Özpirinçci: Ne güzel. Yurt dışında çok örneği olan bir şey bu; ‘ansambl cast’ dediğimiz, hepsi ayrı ayrı tanınan oyuncuların bir araya geldiği, herkesin bir amaç uğruna ya da bir duyguya inanıp girdiği bir iş.

Hümeyra: Hani büyük rol, küçük rol, senin ismin arkada, benimki önde gibi kasmalar olmadan, “İyi bir şey çıkaralım” diye düşünmek, o sahne oynandıktan sonra otelimize gidip bunun üzerine sohbet edebilmek, bu oyuncu olarak insanı tatmin eden bir şey. Bunu kaybettik çünkü. Genelde filmler çekiliyor, setten çıktığın anda bir daha o insanların yüzünü şeytan görsün diyorsun, kimse kimseyi görmek istemiyor ve o konu konuşulmasın istiyor. Halbuki işin güzeli budur.

Özge Ö.: Üç hafta kamp yaptık Urla’da, Ildır’da. Bunu herhalde yaşla da öğreniyor insan; bazı şeylerin sonucundan ziyade süreci daha değerli hale dönüşüyor. Buradaki o üç haftalık süreçte, film zaten hepimiz için çok değerli bir şeye dönüştü, onun dışında her akşam otelde birlikte oturmak, hep beraber aynı masada yemek yemek...

Hümeyra: Bunu da istemek çok önemli, dört gözle beklemek. O gün sahnem yoksa otelde heyecanla onları bekleyip, akşama ne yemek yaptırayım diye düşünmek. Bizim de tahmin edemediğimiz sihirli bir şey oldu bu filmde. Ben hep o sihre inanıyorum. Hepimize iyi geldi, hepimiz kendi içimizde yorgunduk, yaralıydık, hepimizi bir yerinden yakaladı bu film ve bize çok iyi geldi. Hem birbirimize tutunduk hem işe tutunduk. Evi sevdik, birbirimizi sevdik. Sadece biz oyuncu ekibi değil; kamera arkası, saç, makyaj, kostüm, ışık, sanat hepsi. Koca bir aile olduk bir köyün ortasında.

Özge Ö.: Ayrılırken kopamadık, o kadar saçma bir andı ki... Artık film bitti, partimizi yaptık, herkes gidecek ertesi gün, parça parça gidebiliyoruz. Hepimiz birbirimizin arkasından su döküyoruz artık.

Başını sizden dinleyelim, bu hikaye nasıl doğdu?

Özge Ö.: Şöyle; Berrak zaten fikir fabrikası gibi bir şey. Yani sürekli bir fikri olan, anlatmayı çok seven ve bu fikri büyük bir coşkuyla paylaşan bir kadın. Fakat tabii bu fikirler gerçekleşmediği zaman evrende yok oluyor. En sonunda, Melikşah Altuntaş ile bu fikri büyütüyorlar ve bir sinema filmi senaryosuna dönüşebilecek hale getiriyorlar. Sonra Caner Özyurtlu’yla paylaşıyorlar ve işin kağıda dökme kısmında da Caner devreye giriyor. O süreçte ben sürekli senaryo bekliyorum Berrak’tan okuyorum, arıyorum ve “Ben hangi rolü oynayacağım?” diye soruyorum. Çığlık atıyor, “Sen iki sezon dizinin üzerine bu kadar yorgunlukla yapabilir misin, bilemediğimden soramadım” diyor. “Saçmalama,” diyorum, “Bu bir ekip işi, ilk defa böyle bir şey yapacaksak çorbada benim de tuzum olmak zorunda”. Sonra ben Berrak’a gidiyorum bir akşam. Caner, Berrak ve Melikşah oturuyorlar. Ve tabii ki Nezihe karakterini sadece Hümeyra’nın oynayabileceğini düşünerek yazdıklarını söylüyorlar. Facetime’dan arıyoruz ve Hümeyra gözlükleriyle evinde keyif yaparken diyoruz ki “Bir senaryomuz var, yazın bizimle film çekmek ister misin?” O da “Gelin konuşalım” diyor. Gerisi sende.

Hümeyra: Bir heyecan içinde geldi Berrak. İşte senaryomuz bu, sen bir oku ve bize söyle. Böyle mavi mavi gözleriyle, hafif dolu dolu da gözleri, çok heyecanlanmış belli, çok sevmiş hikayesini. Ben de çok heyecanlandım. Okudum, hoşuma gitti, tatlı ama sanki bir el mi atmak lazım, sonra ikinci draft yazıldı derken Canerlerin ofisinde bir okuma provası yaptık. O masada okunurken bir baktım çok hoşuma gitti. Hem fotoğraf çok hoşuma gitti hem de duyduğum sesler. Sanki bir tiyatro grubuyduk, uzun zamandır birlikte çalışan bir ekiptik de, bu sefer de bu senaryoya çalışıyoruz gibi bir duygu oldu. Beni çok mutlu etti hem yeni arkadaşlar edindim, sevdiklerimle tekrar buluştum,

Filmde çocukluktan gelen bir arkadaşlığın nasıl aileden farksız olduğunu, kendi seçtiğin ailen olduğunu da görüyoruz.


Özge Ö.: Belli bir yaştan sonra insan onun farkına varabiliyor. Kan bağım olan aile ve kendi seçtiğim aile. Biri mecburiyet, biri lükse dönüşüyor. Belli bir yaştan sonra özellikle arkadaş çevren daralmaya başladığında o zaman anlıyorsun onların kan bağın olan insanlardan daha değerli olduğunu. Çünkü iki taraf da hiçbir çıkarı ve mecburiyeti olmadan birbirini seviyor. Biz de orada öyle olduk. Hiçbir mecburiyetimiz yoktu birbirimizi sevmek gibi. Sadece birlikte çalışmak zorundaydık ama bayağı saçma bir aşk oluştu yani.

Nezihe’yi sizi düşünerek yazmışlar, siz okuduğunuzda “Evet ya, bu tam benlik bir kadın,” dediniz mi?

Hümeyra: Vallahi dedim evet. Yarı çatlak bir kadın, giderken geliyor falan, ben severim öyle rolleri. Hümeyra’nın bir parçası var Nezihe’de. Şaka mı yapıyor, ciddi mi belli değil. Hep böyle bir alesta durman lazım terse düşmemek için. Ben de belki hayata uyum sağlayabilmek için öyle bir tavır seçtim kendime, habire hayattan yumruk yediğim için. Bir de gençken bazı şeylerin hep hesabını vermek zorunda hissediyorsun kendini, “Bunu böyle yaptım çünkü bundan dolayı,” diye. Yaş aldıkça o kendini açıklama duygusu azalıyor, hele 65’ten sonrasında artık hiçbir şey söyleyesin gelmiyor. Enerjim yok anlatacak. Ansızın mesela konuşurken çıkıp gidebilirim. Ve sonrasında da bunun izahatını vermek istemiyorum, birden sıkıldım, gittim gibi oluyor.

Özge Ö.: Hümeyra ile sohbet ettikçe insan yaş almaktan korkmamaya başlıyor, bende yarattığı etki bu.

Bu cümleyi biraz açalım mı?

Özge Ö.: Yani ben Hümeyra ile tanıştığımdan bugüne değişen hiçbir şey görmüyorum onda. O yüzden zamansız diyorum. Yani aynı diziyi izliyor olmamız da onun zamansızlığını gösteriyor, aynı restorana gidip yediğimiz yemekten aldığımız keyif de aynı şey. Şunu hissettiriyor bana; mevzu yaş almak değil, yaş alırken ne yaptığın. Ona baktığım zaman görüyorum ki seçimlerinden çok yapmamayı seçtiği şeyler onu bugün Hümeyra yapmış. Ben de buna göre yaşamaya çok çalışıyorum. Şu anda Türkiye’de üçüncü sezon dizisi oynayan bir oyuncuyum ve popüler oyuncular listesindeyim. Seneye ne olur kim bilir? Oyunun zirvesindeyken ne yaptığın belirliyor senin kariyer geleceğini. Ben “3 - 2 - 1 kayıt” deyince başka hiçbir şey düşünemiyorum, bunu da mesela Hümeyra’dan öğrendim. Farkında olmadan çok şey öğrenmişim, burada kendime de mütevazılık etmeyeyim, ben demek ki onu okumuşum, sünger gibi çekmişim.

Hümeyra: Dikkatlisin, iyi izleyicisin. Biraz kendime belki benzetiyorum, o olabilir. Ben de geç başladım, konservatuvarlı değilim, alaylıyım. Ben de ilk sahneye çıktığım zaman karşımda dev gibi Ayfer Feray vardı. Böyle bir kadınla karşı karşıya olduğun zaman ben ona yetişeceğim çabasını bir kenara bırakıp seyretmeyi yeğledim. Her gece sahnede bir şey öğrendim. Yani bunlar çok önemli, benim de hocalarım çok büyüktü; İsmet Ay’lar, Turgut Boralı’lar, ben de onlardan öğrendim. Teorik kısmını kendi kendime halletmeye çalıştım ama hem ev geçindiriyorum hem de mesleği öğrenmeye çalışıyordum. Hepsini bir anda yapmaya çalıştığım için eksiklerim de çok, belki artılarım da var ve yolda giderken de böyle bir ışık gördüğüm zaman “Hadi gel benimle” diyorum. Özge’yi de ilk gördüğümde, “Melekler Korusun”da ilk sahnemizi oynadığımızda hissetmiştim bunu. Samimiydi. Bakışı samimiydi, kendi samimiydi, çok takip ediyordu, çok izliyordu. Çok gençle çalıştım “Melekler Korusun”da ama hepimiz gördük, o farklı çıktı.

Özge Ö.: İki sene boyunca Hümeyra’nın gözünün içine bakarak oynuyorsun. Hangi okulda bunu öğretebilirler ki?

“Hümeyra’yı gördüm ve ağlamaya başladım”

Siz “Kadın” dizisinde de berabersiniz...

Özge Ö:
Evet ve benden bir süre saklıyorlar, üçüncü sezona çok zor girdim, fiziken yorgunum, mental olarak yorgunum. Rol çok ağır, çok ağır bir dramın içindeyim. Dolayısıyla motivasyon ve sağlık kaybı yaşıyorum. Bir dergi çekimindeyim set başlamadan, Hümeyra senaryo fotoğrafını yolladı. O şekilde öğrendim. İlk teaseri çektik, 10 saat falan sürdü. Ben sahneye çıkıyorum, Hümeyra’yla göz göze geliyorum, ağlamaya başlıyorum. Geçen gün de öyle, Hümeyra ameliyat oldu, sete geldi, birlikte bir sahnemiz var, kapıyı açıyorum ve ağlamaya başlıyorum. Artık “Gözlerim bugün fazla hassas,” falan diye yedirmeye çalışıyorum. Böyle saçma sapan bir şey, duygularım karman çorman.

Hümeyra: Yorgunluktan. Bir karavanın içinde ömrün geçiyor, bu insanı etkilemez mi? Ağlama sahnesi çekiliyor; bir o taraftan çekiyoruz ağla, bir diğer taraftan ağla, insan ne kadar ağlar?

Özge Ö.:
Bir de beyin anlamıyor ya, ağlıyorsak beyin “Bir şey var,” diyor, “Şu an üzgünüz.” Ama ben iki sahne sonra kahkaha atıyorum. Yani beynimin dengesini bozdum iki buçuk yıldır.

“50 yıl önceki Hümeyra’ya ‘O kadar endişeli durma’ demek isterdim”

“Bu film bize çok iyi geldi”



Bu arada bu sene 50. sanat yılınızı doldurdunuz sessiz sedasız. Görkemli bir 50. yıl kutlaması düşünmediniz mi?

Filmin son gününde kutlama yaptılar bana, en güzeli oldu işte. Ben sevmem öyle jübileler falan biliyorsun. Bu da tercih. Tercihim o değil, ben
kendi içimde güzel bir kutlama yaptım.

Bugün 50 yıl önceki Hümeyra’ya ne söylemek geliyor içinizden?


Hümeyra:
“O kadar endişeli durma,” demek geliyor o kıza, “halledeceğiz, hallettik”. Arada bir eski zarfların içinde çok genç fotoğraflarımı görüyorum, kameraya öyle bir bakmışım ki, “Ah canım ayol,” diyesim geliyor, gözlerim yaşarıyor. İşte o kıza demek lazım, “Endişelenme, iyi çıkıyor sonu”. Tabii çok zorlandık, çok daha güzel şeyler olabilirdi ama elimizdeki malzemeye göre buna da şükür. Daha güzel şeyler yapabilirdim, sanki potansiyelimin hepsini kullanamamışım gibi geliyor bana. Birçok şeye daha erken atılabilirdim, olmadı yani; hem çocuk büyüt, hem aşklarını yaşa, hem ihanetlere uğra, hem parasızlıkla mücadele et. Şimdiki genç oyuncuların imkanları yoktu ki. Ben dizi işine 50 küsür yaşımdan sonra başladım. Onun için bütün bunlara rağmen iyi olmuş. Eski Hümeyra’ya söyleyeceğim şey o, “Aferin sana Hümeyra”.

24 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteniİşte gündemde öne çıkan magazin gelişmeleri

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber