Büyük tarihli küçük ada

Malta'nın kültürünü binalarında ve sokaklarında görmek mümkün. Ortalama Maltalı İtalyanca ve İngilizceyi iyi bilir, hatta bazı okumuşlar çok iyi İtalyanca ve Oxford ağzıyla İngilizce konuşur

Üç asırda herhangi bir kavmin, hele de özgün yapılı bir Sami dil olan Arapçayı benimsemesi mümkün değil. Gerçi Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın benzer Sami dilleri konuşan kavimlerinin Arapçayı kısa zamanda benimsediği malum ama o zaman da Maltalıların konuştuğu Arapça olurdu. Oysa konuşulanın Fenikece olduğunu uzmanlar da söylüyor. Lübnan ve Tunus'taki Kartaca'nın günümüz dünyasındaki kalıntıları bu dili pek içermiyor. Lübnan'daki bazı şiveler Fenikelilerin ve Anibal'ın diline yakın, oysa topu topu 350 bin nüfuslu ve onun Avustralya'daki uzantısı küçük cemaat Fenike dilini yaşatıyor. Onun için küçük adanın Akdeniz'deki rolü çok önemli. Kulağınıza çarpan dil, İstanbul'dan iki saat uçuşla ulaşılan bu ülkedeki en özgün güzellik. Maltalılar Fenikece konuşuyor; bu filologların ve Maltalıların çoğunun kabul ettiği bir görüş. Bir kısmı da, "Hayır, bu konuşulan üç asırlık Arap hakimiyetinin bıraktığı dil" diyor. Malta'nın idaresi hep başkalarının elinde olmuş; Kartaca idaresi kendilerine en yakın olanı, sonra Romalılar, sonra onların halefi olan Bizans ve nihayet adayı üç asır için fetheden Araplar... Kuzeyden gelen Normanlar ve nihayet Hıristiyan dünyanın uluslararası bir kuvveti olan Saint Jean şövalyeleri. Haçlı seferlerinden beri Hıristiyan dünyayı korumak için silahlı rahipler ve onlara katılan şövalyeler, Kudüs ve Akka Selahattin Eyyubi'nin eline geçtikten, Antakya ve Urfa kaybolduktan sonra da hac yolunu korumak için Kıbrıs'a, bizim Bodrum'a, Rodos'a yerleştiler. Gün oldu Bodrum ve Rodos da Türklerin eline geçti ama Malta hep Saint Jean şövalyelerinde kaldı. Alman, İngiliz, Fransız, İspanyol, Portekizli bir alay milletten şövalye adaya yerleşti, kaleleri ve kuleleri inşa etti. Dünya ticaret ağına Hıristiyanlığın koruyucusu korsanlar olarak yerleşti ve geliştiler. Malta korsanları Akdeniz'de seyahat eden herkesin kabusuydu, en çok da Magripli ve Osmanlı denizcilerinin. Bu korsanlık faaliyetlerini şüphesiz Malta şövalyeleri yönetirdi, kıraç bir adanın üzerindeki hiç de mütevazı olmayan saraylar, kuleler, burçlar Akdeniz ticaretine bu yönden katılmanın ürünüdür. Bu saraylardan bir tanesi Papalığın engizitörüne ait 18'inci yüzyıl sonuna kadar insanların imanını yargılayan kuvvet. Malta adası 2'nci yüzyıldan beri Hıristiyan ve halk çok Katolik. Bağnazlık hiçbir yere gelip kendiliğinden yerleşmez. Ancak bağnaz bir halk engizitöre ve şövalyeye teslim olur. Malta şövalyeleri beynelmilel ticaret ve diplomasinin ortasındaydı. Talihsiz şehzade Cem Sultan kendilerine sığındığında büyük üstad d'Aubusson her türlü diplomatik entrika ve tüccar zihniyeti ile onu Roma'daki Papa'ya devretti. Papa Aleksandr Borjuya da bu kıymetli rehini şatodan şatoya gezdirdi ve sonunda Fransa kralı şehzadeyi isteyince zehirleyiverdi; tabii Sultan II. Bayezid'den aldığı külliyetli para karşılığı. Şövalyelerin kullandıkları umumi dil Latinceydi. Ama hiçbiri Maltalıların dilini öğrenmedi; sadece son büyük üstat Ferdinand von Hompesch buna bir istisna sayılır. Herhalde filolog bir millete mensup olduğundan bu dili öğrenmişti. O da Napolyon'un Malta'da şövalyelerin hakimiyetine son vermesiyle terk-i diyar etti. Napolyon hakimiyetinden sonra İngiltere gelip adaya yerleşti. Şövalyelerin rolü Bütün bu uzun tarihin içinde adaya zaman zaman çıkartma yapan Türk donanması ve nihayet 1565 baharında başlayan altı aylık kuşatma Malta tarihine nitelik veriyor. Kuşatma sırasında bütün Hıristiyan dünyadan yardım alan Malta doğrusu Türklere iyi dayandı ve 8 Eylül'de Turgut Reis kuşatmayı kaldırdı. Malta bugünü, her yıl kurtuluş günü olarak bir teatral şaheser diyebileceğimiz törenler ve resmigeçitlerle kutluyor. Kutlamanın merkezi Birgu, bayrak dokumalarıyla meşhur bir şehir. Malta kuşatmasıyla Osmanlı bu önemli Akdeniz üssünü elde etmek istiyordu, edemedi ama herhalde bu kuşatmadan öğrendikleriyle hemen ardından mükemmel bir Kıbrıs kuşatması ve çıkartmasını başarıp Doğu Akdeniz hakimiyetini ele geçirdi. Malta tıpkı Viyana gibi, yayılmanın sınırını oluşturuyor ve küçük Malta adası, Türklere karşı Batı medeniyetini korumakla övünüyor. Bu Avrupa tarihçiliğinde yaygın bir duygu; Viyana ve Avusturya, Krakow ve Polonya da aynı slogan ile yaşar. Malta'nın kültürünü binalarında ve sokaklarında görmek mümkün. Önce ortaçağ Arap-İslam dünyası; en belirgin örnekleriyle aristokrat şehir M'dina (Medine) yaşıyor. Yaşayış biçimi, halkın zevkleri ve Malta rönesansı İtalya'nın eseri. Ortalama Maltalı İtalyanca ve İngilizceyi iyi bilir, hatta bazı okumuşlar çok iyi İtalyanca ve Oxford ağzıyla İngilizce konuşur. 18'inci yüzyılın ünlü bir filolog ve tarihçisi Mihiel Anton Vassalli sayesinde Maltız dilinin edebi metinleri, halk deyişleri toplandı ve tetkik edildi. Bu rönesans ile de Malta dili sokaktan ve kırdan akademik dünyaya taşındı. Bugün Malta'nın tek üniversitesi bu dilde eğitim yapıyor. İngiliz ve Fransız koloniyalizminden arta kalan birçok ülkelerde bu talih yok. Doğrusu, adanın gelirleri nereden geliyor ve refah neye bağlı, ben bilmiyorum. Doğru dürüst anlatanına da rastlamadım; Güney Kıbrıs'ın gelirlerini araştırmak gibi bir şey. Akdeniz Akdenizdir, eski yapısı çok değişmez. Zeytin ağacı bile olmayan, hurmalarla süslü (ama katiyen vaha yok) Afrika'ya doğru uzanmış üç küçük adadan oluşan bu ülkenin insanları çok sıcakkanlı ve Fenikelilerden beri de Malta hep Maltalıların. Malta şövalyelerinin büyük üstatlarının oturduğu sarayda, İtalyan ressam Matteo Perez d'Aleccio'nun 1565 kuşatmasında tasvir ettiği Türkler, Avusturyalıların resmettikleri Türklerden çok farklı. Daha gerçekçi ve daha saygı duyulan bir düşmanın çok güzel canlandırılan kompozisyonları olduğunu söylemeliyiz. Malta dünyayı tanıyor, başkaları da onu tanımalı. n Kuşatma dersleri

20 Ekim 2019 Magazin Bülteni20 Ekim 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber