“Daha politize bir Bülent Ersoy işimize gelirdi”

Geçtiğimiz haftanın gündeminde homofobi vardı. Eşcinsel olduğu için Merkez Hakem Kurulu tarafından görev verilmeyen hakem Halil İbrahim Dinçdağ’ın mücadelesine, Ali Bulaç’ın “Irak ve Afganistan’da sivil halkı kitleler halinde öldürenlerin çok önemli bir kısmının eşcinsel olduğunu söylüyorlar” sözü eklendi.

“Daha politize bir Bülent Ersoy işimize gelirdi”

Geçtiğimiz haftanın gündeminde homofobi vardı. Eşcinsel olduğu için Merkez Hakem Kurulu tarafından görev verilmeyen hakem Halil İbrahim Dinçdağ’ın mücadelesine, Ali Bulaç’ın “Irak ve Afganistan’da sivil halkı kitleler halinde öldürenlerin çok önemli bir kısmının eşcinsel olduğunu söylüyorlar” sözü eklendi. Homofobiyi ve Türkiye’deki eşcinsel hareketi Dr. Kürşad Kahramanoğlu ile konuştuk.
Kahramanoğlu, ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra İngiltere’de felsefe okumuş. 30 yıl yaşadığı bu ülkede üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmış. Bir süre Uluslararası Lezbiyen ve Gey Birliği’nin (ILGA) genel sekreterliğini yürütmüş. Artık İstanbul’da yaşıyor; Birgün gazetesinde köşe yazıyor, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde insan hakları üzerine ders veriyor.


Birdenbire Türkiye’de bir homofobi dalgası oldu. Nedir bunun sebebi?
Bu sözleri sarf edenler bu konuyu kendi politik amaçlarına göre kullanmak istiyor. İnsan hakları dediğin zaman birçok kişinin aklına eşcinsel hakları gelmiyor bile. Onlar için eşcinsellik eşittir seks. Biraz da onun için bu kadar tabu. Eşcinsellik Türkiye’de hep bir fantezi oldu. Başörtülü kızların üniversiteye gidememeleri insan hakları ihlali. Doğru. Ama tutarlı bir dünya görüşü olan insan o cümle içinde şunu da söylemeli: Eşcinsellerin itilip kakılması da doğru değil. Onun için onların demokrasi ve insan hakları söylemlerini ciddiye almak, inanmak mümkün değil. İnsan haklarının hiyerarşisi olmaz.

“Herkes hazırlansın, kibar olmayan eşcinseller geliyor”

 Eşcinsellik hep fantezi oldu ne demek?
Zeki Müren var, Bülent Ersoy var; ama onlar tırnak içinde sanatçı. Eğlenmek için onları tolere ederiz ama hiçbir zaman rol model olmazlar. Kimse çocuğunun Zeki Müren olmasını istemez.

Bu iki örneğin eşcinsel harekete zarar verdiğini düşünüyor musunuz?
Hayır, düşünmüyorum. Ama biraz daha politize bir Zeki Müren ve Bülent Ersoy işimize gelirdi. 

Nasıl politize?
Bülent Ersoy’un ismi artık albüm çıkardı diye çıkmıyor gazetelerde. “Oğlumu askere göndermem” dedi diye çıkıyor. Çünkü o çok politik bir söylem. 20-30 sene önce Bülent Ersoy’dan böyle bir söylem mümkün müydü? Zavallı Zeki Müren, ki ben çok severim, böyle bir şey söyleyemedi bile ömründe. “Ben bilmem kaç bakireyle ilişki kurdum” diye diye gitti öbür tarafa, Allah rahmet eylesin. Bülent Ersoy yıllardır travesti ve transseksüellere yapılan eziyetlere karşı neler yapabilirdi. Ancak Türkiye’deki eşcinsel hareketin yükselmesiyle o da politize olmaya başladı.

Ali Bulaç eşcinsellerin başkalarını özendirmeye çalıştığını söyledi. Olabilir mi böyle bir şey?
Kimseyi özendirerek eşcinsel yapamazsınız. Öyle olsaydı eşcinsellerin işi çok kolay olurdu. Veyahut Hollanda soyunun kuruması ya da bütün İskandinav ülkelerinde heteroseksüelliğin tamamen bitmesi gerekirdi. O zaman sizinle konuşmama da gerek olmazdı, bütün ömrüm boyunca eşcinselliği moda yapmaya çalışırdım. Bir kere moda oldu mu işimiz tamam demektir.
Fakat eşcinsel o kadar yalnızdır ki, bir başka eşcinselle karşılaştığı zaman onda bir güvence görebilir. Yoksa bana ne sizin cinselliğinizden? 

TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi Malik Ecder Özdemir, “Eşcinsel hakem diğerlerinden daha başarılı olabilir. Hakem kibar olursa futbolcular da kibar davranmak durumunda kalırlar” dedi.
Kibar olmayan çok eşcinsel biliyorum. Bu insanlar hazırlansınlar, onlar da geliyor. Ben de fevkalade agresif olabilirim. Eşcinselle heteroseksüelin hiçbir farkı yoktur. Kibarı da olur, kabası da... Bu anlaşılsa başka bir sorunumuz kalmayacak. 

“Transseksüeller verdikleri mücadelenin fark edilmesini istiyor”

Eşcinsellikle transeksüellik arasında da bir kavram kargaşası var.
Evet. Eşcinsellikle travestilik ve transeksüelliği ayırmak lazım. Onlar sadece cins değiştirmiyorlar, bu değişimi bir mücadeleyle yaşadıkları için bunun farkında olunmasını istiyorlar. Görünürlük çok önemli. Ama eşcinsellikte böyle bir şey yok. Türkiye’deki insanlar zannediyor ki eşcinsel erkeklerin hepsi kadınsı olmak istiyor. Bilakis! Yurtdışındaki spor salonlarına gidin, kas çalışan eşcinsellerin oranları heteroseksüellerden yüksek. Tanıdığım eşcinsellerin çoğu heteroseksüellerden daha maço. Ben hiçbir zaman “Acaba kadın olsa mıydım?” diye düşünmedim. Herhangi bir erkek gibi yaşadım. Tek bir farkla: Kadınlardan hoşlanmıyorum, tercihim kadınlar değil. 


“Nefret söylemini Ali Bulaç da üretiyor Papa da”
Sizce bu homofobinin kaynağı ne?
İnsanlar genel olarak bilinmeyenden korkuyor. Eşcinselliğin başlangıcı da çok korkuludur. “Acaba bilinecek miyim, anlaşılacak mıyım, anlaşılırsam red mi edileceğim?” diye korkarsın. Başka nedenler de var tabii. İran’ın resmi görüşü şu mesela: “Eşcinselliğe karşıyız çünkü bulaşıcı bir hastalık gibidir. Serbest bırakılırsa bütün erkekler eşcinsel olur. Bu da İran soyunun sonudur” gibi, kendilerinin bile inanmakta zorlandıkları bir diskurla bu işe yaklaşıyorlar. Ben Ali Bulaç’a hakaret etmek istemem, bu kadar basit bir beyni olacağını zannetmem. Peki o zaman bu homofobisi nedir? Bilmediği bir konuda önyargıları olduğu için, biraz da camiasının gazına gelip politik nefret söylemi üretiyor. Bunu yalnız Ali Bulaç değil, Papa da üretiyor.
Aslında Türkiye’de hepimizin gözünün önünde bir güç mücadelesi var. Bunu kabaca ikiye bölersek; dinciler ve ordu arasında bu mücadele. Eşcinseller açısından baktığında ikisi arasında hiçbir fark yok. Ordu hiçbir NATO ordusuna yakışmayacak bir şekilde davranıyor eşcinsellere. Ali Bulaç da bu sözleri söylüyor. Genelkurmay Başkanı ile Ali Bulaç arasında bu konuda öyle bir anlaşma var ki, haberleri bile yok. Bir araya gelseler birbirlerini pek sevecekler.


“Eşcinselliğin kabul görmesinde dört evre var, biz üçüncüdeyiz”
Gandhi’nin teorisine göre bütün kurtuluş mücadelelerinde dört evre var. Bunu eşcinselliğe uyarladığımda şunlar çıkıyor:
Birinci evre: Yok sayılıyorsunuz. “Bizde eşcinsellik yoktur, yok olan bir şey nasıl problem olabilir?” Arkasından yok dediklerinizin orada olduğunu fark ediyorsunuz. Eşcinseller yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor ama bir istekleri yok, görünürde bir şikayetleri yok.
İkinci evre: Alaya almak. Bizde, özellikle Zeki Müren’li yıllar böyle geçti. Sahnede küpeli, mini şortlu bir erkek var. Ama alışılmamış bir erkek. Nasıl yok diyeceksin? Var. Nasıl kabul edeceksin? İyidir, hoştur, sanatçılardan böyle marjinaller çıkar. Eşcinsel fıkraları filan... Bursa’nın adı çıktı bu yüzden.
Üçüncü evre: Yurtdışındaki rakamlar doğruysa, yani toplumların yüzde 7-10’u eşcinselse, Türkiye’de 7-7,5 milyon kişi demektir. Yani Türkiye’nin en korkulan tarikatından daha çok. Üçüncü evrede bu grup iktidarın hedefi haline gelir. ABD’de köktendinci Hıristiyan bir grup var, Irak Savaşı’nda her askerin cenaze törenine gidip bu askerlerin eşcinsellikleri yüzünden öldüklerini söylediler. Ali Bulaç bunları uydurmuyor, oradaki köktendincilerden öğreniyor. Bu dönem Türkiye’de çok zor ve acılı geçecek.
Dördüncü evre: Kabul görürsün. Ben de Türkiye’de o kabulü görmeden ölmemek niyetindeyim.

Bakan Akar açıklama! Şu ana kadar 30 ihlal yapıldıMilli Savunma Bakanı Akar, ABD ile varılan mutabakat kapsamında Resulayn’dan 125 aracın çıkış yaptığını açıkladı. Terör örgütü PKK/YPG tarafından 30 ihlal yapıldığını belirten Akar, kimyasal silah iddialarını “TSK envanterinde bir gram kimyasal silah yok” diyerek yalanladı

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber