Daktilonun tıkırtısı kesildi

Geçen haftanın burukluk yaratan haberiydi: Dünyanın son büyük daktilo fabrikası bir dönemin bitişini ilan etti

Daktilonun tıkırtısı kesildi

Fabrika yetkililerinin verdiği rakamlar durumu özetliyor aslında: “20 yıl önce yılda 50 bin daktilo satardık. O zamanlar daktilo almak kültürlü ve kaliteli olmaya işaretti. Şimdi yılda 180 adet satabiliyoruz.” Dünyanın son daktilo fabrikası olan Hindistan’daki Godrej&Boyce geçen hafta artık üretim yapmayacaklarını açıkladı. Devamında da, aslında 2009’dan beri üretim yapmadıklarını ve stoklarının da tükendiğini söyleyerek bir devrin kapanışını ilan ettiler.
Artık çoğunluk için daktilo nostaljik bir yazı aleti; hatta dekoratif olmak dışında bir özelliği bile kalmadı. Şeridini değiştirmek, mürekkebini koymak gibi ritüeller geçerliliğini yitirdi. Küçücük çantalara sığan dizüstü bilgisayarlar, rahatlıkla yazı yazılabilen akıllı cep telefonları daktiloların mezarını kazanların başında geliyor. Godrej&Boyce’in bu hüzünlü açıklaması sitelerde “Daktilo öldü” başlığıyla yer bulunca haber sosyal medya platformlarında da yankı uyandırdı. Hatta “R.I.P typewriter” (Nur içinde yat daktilo) sloganı Twitter’ın
en çok bahsedilen başlıkları arasına girdi.
Biz de ilerleyen teknolojiye rağmen emektar daktilolarından ayrılamayan ustalarla konuştuk.

“Bugüne kadar aşağı yukarı 20 değişik makine kullanmışımdır”

ÇETİN ALTAN (Gazeteci-yazar)


* Daktilonun ölmesi ve benim gibi tek tük insanın kullanıyor olması aklıma gençliğimde eski Türkçe yazmaya alışmış yazarlardan Falih Rıfkı’yla Refii Cevat’ı getirdi. Onların Eski Türkçe harflerle yazılmış yazıları Latin harflerine çevrilerek dizgiye gönderilirdi; tıpkı şimdi benim daktiloda yazdığım yazıların gazetedeki genç dostlar tarafından bilgisayara aktarılması gibi...
* İlk daktilomdan bu yana herhalde aşağı yukarı 20 daktiloda çalışmış olmalıyım. Bugün kullandığım makine en az
40 yıl önce bir kitabevi tarafından verilmişti bana, çünkü üstüne yerleştirilen kapak ezik olduğu için satılacak durumda değildi. Altı makinem daha var. İlk makinem bir Baby Hermes’ti. Nereden, nasıl aldığımı pek hatırlayamıyorum.
* Söylediğim gibi pek çok makinem var ama koleksiyon amaçlı bir birikim değil bu. Bir de bir zamanlar resmi dairelerde kullanılan Continental marka oldukça eski bir makinem var, bir dostum hediye etmişti.
* Evde tek başıma çalıştığım için “Hâlâ bunu mu kullanıyorsun?” şeklinde şakalara maruz kalmıyorum. Zaten daktilomdan ayrılmaya da niyetim yok. Alışmışım elimin kağıda dokunmasına ve tekrar kağıdı önüme koyup elimle yanlış basılmış harfleri düzeltmeye. Bir zamanlar nereye gitsem taşırdım daktilomu ama şimdi seyahat etmiyorum zaten.

Bilgisayara geçmem, el yazısına dönerim”

SELİM İLERİ (Yazar)


* 12 yaşından beri yani yarım yüzyıldır daktilo kullanıyorum. Son fabrikanın da kapanması benim için çok acı bir haber. Sanki hayatımın bir bölümü sona ermiş gibi hissediyorum.
* Daktilo yazılarımı paylaşan bir dost gibi. Ben alışkanlıklarına fazla bağlı biriyim. Masam, daktilom, sigara ve kahvem olmadan yazamam. Daktilo ile bu ilişkimi 2000’li yılların başında çıkardığım “Daha Dün” isimli kitabımın başındaki daktilo bölümünde de anlatmaya çalışmıştım.
* Bilgisayar kullanmayı denedim ama olmadı. Bir cümle yazdım ve karşısında beş saat oturdum. Kendimi rahat hissetmedim. Bilgisayar robot gibi geldi.
* Şu an Türkiye’de hâlâ daktilo şeridi üretiliyor ama bulma imkanım kalmazsa da daktilo yerine el yazısına geri dönerim.
* Antika daktilolarım var ama koleksiyoner değilim. Şu an kullandığım da babamdan kalma bir antika Smith Corona. Bu üretimi 50 yıl önce bitmiş bir daktilo. Ayrıca Hermes Baby ve Olivetti’m de var.

“Yurtdışı yazılarımı bilgisayarla, Milliyet’inkileri ise daktiloyla yazarım”


SAMİ KOHEN (Gazeteci)

* Daktilonun verdiği his tarif edilemez. Nostaljik bir bağ, eski sevgili ile bir araya gelmek gibi bir durum onu başına oturup yazı yazmak. Sesini duymak, yazı öncesi hazırlık süreci o kadar özel ki kopmak imkansız. Bu nedenle bana “Bırak artık şu daktiloyu” diyen de olmuyor. Galiba yazı yazarken çıkardığım ses etraftakilere müzik gibi geliyor.
* 1950’li yıllardan beri daktilo kullanıyorum. O dönem daktilo bugünün iPad’i gibiydi. Benden bir önceki kuşak gazeteciler el yazısı kullanırlardı, mesela Altan Öymen hâlâ el yazısı ile yazıyor. Yazarın düşüncelerini kağıda aktarma yöntemi önemli, neye alışırsa öyle devam eder.
* Yaklaşık 10 yıldır bilgisayar da kullanıyorum. Yurtdışı basını için hazırladığım yazılarımı bilgisayarda yazıyorum. Ama Milliyet yazılarımı 1954’ten beri mutlaka daktilomda hazırlarım.
* Evimde eski daktilolarımı sergilediğim küçük bir bölüm bulunuyor. Beş-altı adet daktilom vardır. Mesela Hermes Baby marka, seyahat için tasarlanmış, nispeten küçük daktilom var. Bir de büyük bir Olivetti’m.

İlk daktilo insan elinden yavaş yazıyordu


İlk daktilo 1828 yılında William Austin Burt tarafından yapıldı. Burt yeni icadına tipograf adını verdi. Tipografın en büyük dezavantajı elden daha yavaş yazıyor olmasıydı. Bugünkü pratik daktilo ise 1868 yılında Christopher Sholes tarafından yapıldı. Sholes’in yaptığı makineyi inceleyen Thomas Edison, elektrikle çalışabileceğini söyleyerek üzerinde çalışmaya başladı. Ardından da harf çubuklarının elektromıknatısla hareket ettiği elektrikli daktilo makinesini icat edip 1872’de patentini aldı. 1930 yılında da seri halde elektrikli makinelerin satışına başlandı.

16 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber