“Deprem korkusunu kabullenin”

İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Program Direktörü Prof. Dr. A. Tamer Aker, deprem korkusunu atlatmanın ilk aşamasının onu kabul etmek olduğunu söylüyor

“Deprem korkusunu kabullenin”

Perşembe günü İstanbul’da yaşanan 5.8 şiddetindeki deprem, “deprem korkusu”yla yeniden yüzleştirdi bizleri... 20 yıl önce yaşanan Marmara depreminin travmalarının halen devam ettiğini düşünürsek, sadece fiziki olarak değil psikolojik olarak da bu duruma karşı hazırlıklı olmamız gerektiğini daha da iyi anlarız. Hayatımızı birçok yönden olumsuz etkileyen deprem korkusuyla ilgili fikirlerine başvurduğumuz İstanbul Bilgi Üniversitesi Travma ve Afet Çalışmaları Uygulamalı Ruh Sağlığı Yüksek Lisans Program Direktörü Prof. Dr. A. Tamer Aker, yapılacak ilk şeyin bu korkuyu kabullenmek, onu tanımak ve ona hakim olabileceğimizi kendimize göstermek olduğunu söyledi:  “Korkuyu azaltmak için bedenin kullanılması eskiden beri bilinen bir yöntemdir. Egzersiz, solunum ve nefes egzersizleri, somatik uygulamalar zihin ve bedenin korku tepkilerini yatıştırmasını kolaylaştırır. Diğer kıymetli bir durum ise günlük alışkanlıkları sürdürmek ve değiştirmemektir. Zihin, hayatla kurduğu bağlantıları sürdürmeye devam etmelidir. Aşırı korku da tıpkı diğer duygularımız gibi geçicidir. Önemli olan bu süreci kısaltmak ve korku üzerinde, günlük yaşam üzerinde hâkim olarak güven duygumuzu tekrar inşa etmektir.”

“Ülke olarak daha donanımlı olmalıyız”

 Deprem gibi doğal afetlerin yaşandığı kriz anlarında ikinci önemli başlık ise, o tanımladığımız ve kabullendiğimiz “korku”yu nasıl yöneteceğimiz. Bunun için öncelikle birey ve toplum olarak eğitimler almamız gerektiğini söyleyen Aker, “Türkiye deprem ve afetler konusunda eğitimli, bilgili, becerili ve donanımlı bir ülke olmak zorundadır. 1999’un öyküleri içinde dolaştığımız zaman “kıyamet” söylemleri ile sık karşılaştığımızı görürüz. “Kıyametle karşılaştım” kurgu ve anlamlandırmasının zihin ve bedende yaratacağı etki ile “Bu bir deprem” kavrayışının yaratacağı etki farklı” ifadesiyle eğitim ve yeterlilik geliştirme çalışmalarının hazırlıklı olma anlamında büyük önem taşıdığını söylüyor.

Deprem esnasında evde, işte, okulda veya sokakta bulunmanın bile yansımaları farklı oluyor. O esnada yalnız olmamızın veya cinsiyetimizden ötürü yüklenen rollerin bile duygularımızı yaşamada önemli etkilerinin olduğunu da unutmamamız gerektiğini vurgulayan profesör Aker, “Örneğin son yaşadığımız büyük deprem Erciş merkezli idi. Pazar, öğleden sonra gerçekleşti. Bu saatte erkeklerin daha toplu mekanlarda kadınların ise evlerinde ve çocukları ile olduğunu düşünebiliriz. Evde tek veya çocuk sorumluluğu ile sarsıntıyı yaşamak daha korkutucudur. Ama burada evin yanı sıra cinsiyet rolleri ile ilgili özelliklerin de daha baskın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yalnız yakalanmak bile önemli bir belirleyicidir. Bu nedenle mekânın anlamı vardır ama bu anlamda başka bilgilerin yattığı da unutulmamalıdır.”

“Deprem korkusunu kabullenin”

İtfaiyecinin yangına hazır olması gibi

Prof. Dr. A. Tamer Aker, depremi yaşadığımız “tam o an”la ilgili olarak kendimizi telkin etmemizle ilgili şunları söyledi: İtfaiyecinin yangına hazır olması gibi bir durum bu. Zihinsel ve bedensel olarak tatbikatlarla kendini hazırladıkça bir yangına müdahalesi, yangın sırasındaki davranışları ve korkusunu kontrolü örneğin bu alanda hiç hazırlığı olmayan bir başkasından daha farklı ve işlevsel olacaktır. 

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber