“Dördüncüyü eğlenelim diye çekeriz, kimse seyretmese de”

Demet Akbağ ve Serra Yılmaz “Eyyvah Eyvah 3” filminde buluştu. İkili çekimlerde çok eğlendiklerini, dostlarıyla yaz tatili gibi bir set olduğunu söylüyor: “Yemekler güzel, önümüz deniz... Dördüncüyü kendimiz eğlenelim diye çekeriz, kimse seyretmese de”

“Dördüncüyü eğlenelim diye çekeriz, kimse seyretmese de”

İki çok komik kadınla buluşmak üzere Mövenpick oteldeyim. Demet Akbağ ve Serra Yılmaz bir gece önceki galadan dolayı biraz yorgunlar. Nasıl olmasınlar? Ben öyle kalabalık görmedim hiçbir film galasında. Kapıda kalabalık bir grup içeri girmeye ve başarılı bir serinin üçüncü filmini izlemeye kararlıyız. İçeri girmeye çalışırken bile yoruluyorum. Gecenin onlar için film gösterimiyle bitmediğini düşünürsek karşımda ne kadar yorgun olduklarını tahmin edebiliyorum. Ama birer sade Türk kahvesinin halledemeyeceği bir şey değil neyse ki...
Akbağ ve Yılmaz’la “Eyyvah Eyvah 3”ün dostlarla bir yaz tatili gibi geçen çekimlerinden, çekimler sırasında kaldıkları otelde zifaf gecelerini yaşayan yeni evli çiftlerden, Yılmaz Erdoğan ve Ferzan Özpetek’ten, biraz ondan biraz bundan konuştuk. Ve eğer yazı işleri müdürümüzün
yasağı olmasaydı siz içinde bol (gülüyor) ifadesi olan bir röportaj okuyacaktınız.

Filmi galada mı izlediniz ilk kez?

Demet Akbağ: Ben geçen hafta Ata (Demirer) ve yönetmenimiz Hakan Algül’le birlikte izledim. Kendimi filmden tamamen çıkarıp oynadığım sahneler dışında her sahneye güldüm. İnsan kendine gülemiyor, ne bileyim ben.
Serra Yılmaz: Valla ben hepsine gülüyorum.
Demet A.: Bende şöyle oldu;
Ata ben çıktıkça gülüyor, ben
Ata çıktıkça gülüyorum. Dedik ki
biz şimdi böyle birer birer gülüyorsak, seyirci ikimize birden gülse demek ki bütün filme gülecekler. Bir seri filmi olduğunu düşünürsek “Eyyvah Eyvah”ın, bizi utandırmayacak bir iş olmuş.

“Öbürü daha iyiydi, niye yaptınız diyorlar; e siz istediniz!”

Seri film çok riskli değil mi, her devam filminde artıyor bu risk...

Demet A.: Evet. Hem seyirci çok talep ediyor olsun olsun diye,
sonra da bayılıyor kıyaslamaya. Yok öbürü daha iyiydi de, niye yaptınız da... E siz istediniz! Sokakta her gördüğüm insan söylüyordu. Beni bugüne kadar farklı farklı işlerde seyretmiş, tiyatroda, televizyonda, sinemada, bütün seyirci kitlemin ortak en sevdiği film bu. Onlar
“ne zaman olacak, mutlaka olsun” deyince yaptık. Ata zaten o coğrafyanın âşığı, orada yaşıyor. Hüseyin’i de seviyor, ben de Firuzan’ı seviyorum. “Acaba bir daha bir şey çıkartabilir miyim?”
diye düşününce böyle bir film çıktı ortaya. Artık bilmiyorum kimilerinin bu filmden bir düzine istemelerine rağmen bir düzine olur mu ama biz 3’ten memnunuz.

Serra Hanım, siz nasıl dahil oldunuz filme?

Serra Y.: Ata’nın fikriydi. Biz Ata’yla komşuyuz. Ata bir gün bana geldi, İtalya’da gidilecek yerlerle ilgili tavsiye istedi. Sonuçta o çıkmak istediği yolculuğa hep birlikte çıktık. İyi tanışmadan birlikte yolculuğa çıkmak çok riskli bir şey olmasına rağmen çok güzel vakit geçirdik. Ondan sonra görüşmeyi sürdürdük. Sonra da böyle bir karakter yarattı.

Size özel yaratıldı yani Mercedes karakteri?

Serra Y.: Tabii.
Demet A.: Senaryoyu almamdan bir hafta önce Ata’yla telefonlaştık. “Keyfimiz çok yerinde, adadayız, Serra’yla rakı içiyoruz” dedi.
Serra Y.: Doğum günümdü...
Demet A.: Sonra bana senaryo geldi, hiçbir şey de söylemedi bana, okumaya başladım. Mercedes kesin Serra dedim. Bunu da şimdi söylüyorum sana Serra.

“Ata’nın içine binlerce insan kaçmış sanki”

Bu kadar komik insanın olduğu set de çok eğlencelidir herhalde...

Serra Y.: Çok eğlendik hakikaten.
Demet A.: Çok! Ata zaten hiç rahat durabilen bir tip değil, içine binlerce insan kaçmış. Bir de
müzik insanı olduğu için akşam yemeklerimizde hep iPhone’umuzu masaya koyup müzik dinledik. Hava güzel, önümüz deniz, yemekler güzel... Ortam o kadar müsait olunca, hani insan tatile çıktığı zaman neşeli olur ya, onun gibi. Hakikaten 4’ü çekersek kendimiz eğlenelim diye çekeriz, kimse seyretmese de...

En çok neye gülmüştünüz?

Serra Y.: Bir gece sabahladık, Yunanistan’dan gelen müzik ekibi vardı. Saz söz sabaha kadar devam etti. Gün doğarken de denize girdik.
Demet A.: Unutulmaz bir geceydi.
Serra Y.: Sonuna doğru bir gece Tarık (Ünlüoğlu) UFO’ların geldiğine kanaat getirdi, lazer ışıkları nedeniyle. UFO geliyor diye milleti ayaklandırdı, herkes koştu. Ben de peşlerinden “Nihayet geldiler” diye koşuyordum. Benim çok güldüğüm anlardan biriydi.

Filmde arkada devam eden bir yemek teması var. Sarmalar, oğlaklar, deveden sucuklar...

Demet A.: Senarist damak tadı olan biri olunca senaryonun böyle olması kaçınılmaz. O coğrafyanın lezzetleri de malum... Bir de bizim kasaba insanının misafir ağırlama şekli böyle. Şimdi Rize’deyim dizi için. Orada herkes “Akşam çat kapı gelin, yemeği bizde yiyin” diyor. Sofraya koyacak bir şey bulurlar. Millet olarak yedirip içirmeyi seviyoruz. Bu filme de damak zevkini eklemek iştah kabartan bir şey.

“Yemek programım başladı”

Yeni projeler neler?

Serra Y.: Yeni bir programım başladı benim
CNN Türk’te. Yine bir konuğum olacak eski programımdaki gibi, sohbet edeceğiz. Eataly’de çekiyorum, çok güzel bir girişim Eataly, konsept olarak da bana çok uyuyor. Her cumartesi saat 12’de. İlk programı da Ata’yla çektik. Demet uygun olduğu anda onunla da çekeceğim. Meltem Cumbul, Ferzan Özpetek var sırada.

Siz Rize’desiniz “Sevdaluk” dizisi için. Haftada kaç gün oradasınız?

Demet A.: Şu an daha haftanın şu kadar günü oradayım, şu kadarında İstanbul’dayım yapamadım.
Hep oradayım. Yılbaşında üç günlük bir boşluğum oldu, onda da Ali’yi oraya getirdim. Bir de şimdi gala için geldim.

Nasıl geçiyor orada günleriniz?

Demet A.: Valla Ali de oraya gelse ben hiç aramıyorum İstanbul’u diyebilirim. O kadar mutluyum ki... Coğrafyayı seviyorum. Orada eve yerleştik, altımızda Cengiz (Bozkurt), yan tarafta Devin Özgür, hep birlikteyiz. Bir de yeni evime taşındıktan sonra, şehir içinde değil evim, şehir hayatından uzaklaştım. Zaten gençliğimizde olduğu gibi gece dışarı çıkıp sabahlara kadar sokaklarda olduğum bir hayatım da yok.

“Erkekler neyi idare edebiliyorlar ki bunu edecekler?”

Filmde aynı erkeğin etrafındaki iki kadını canlandırıyorsunuz. Biri sevgilisi biri de formaliteden de olsa karısı... Birbirlerine bayılmıyorlar ama çok güzel idare ediyorlar bu durumu. Aynı durumda iki erkek olsa böyle güzel idare edemezdi.

Demet A.: Yok canıım, aman kıskançlar!
Serra Y.: Nerede canım, erkekler neyi idare ediyorlar ki bunu edecekler...

Derler ki Türkiye’de özellikle, belli bir yaştan sonra kadınlara ağız sulandıracak roller yazılmıyor. Sizin gerçi daha çok var o yaşlara ama... Var mı bu konuda bir endişeniz? İstediğim gibi bir rol bulmazsam diye...

Demet A.: Geçen seneye kadar böyle düşünüyordum ama artık düşünmüyorum.
Değil mi ki ben bu sene başımı yastığa koyamadım film çekmekten... Benim şimdiye kadarki en yoğun zamanım oldu. Zaten başından beri Serra da ben de kompozisyon oyuncularıyız. Bir filmin güzel kadını, jön kadını rollerini oynamadık.
Serra Y.: Karakter oyuncusuyuz biz.
Demet A.: Yaş almamız bir engel değil
o yüzden.
Serra Y.: Belki daha bile iyi.
Demet A.: Küçücük rolü bile iyi birinin oynaması çok önemli. Bize irili ufaklı roller de verseler yaşlanınca, küçük rolde ezber daha az olur hem, biz o rolün de hakkını veririz. Bize bir şey olmaz yani. Serra’nın zaten evrensel bir yapısı var, onun şansı daha çok olabilir.

“Kaldığımız otelde arada bir zifaf gecesi oldu”

Serra Hanım, mutfakta marifetleriniz malum, yemek yaptınız mı orada?

Serra Y.: Peynirli bir makarna yaptım. Sonra Ata’yla birlikte balık yaptık. Arada otelin mutfağında işgal kuvvetleri olduk. Otel çok kalabalık değildi zaten, biz bizeydik neredeyse. Arada bir zifaf gecesi oldu...

Nasıl?

Serra Y.: Otel tamamen bize ayrılmış gibiydi ama önceden tutulan odalar iptal edilmedi tabii. Benim kaldığım odanın üstüne iki defa yeni evli çift geldi. Ahşap bir ev, esnesen duyuluyor.

Yeni evli çift coşkusunu duydunuz demek ki...

Serra Y.: Yok, yeni evli çift coşkusu yaşayamadılar. O gece çok yorgun geldiler ve uyudular. Öteki çiftin de bir vukuatı olmadı, çok yürüdüler sadece.
Demet A.: Bu bir önyargıymış demek ki.
Serra Y.: Zifaf gecesi diye herkes çok heyecanlandı ama tık yoktu bence.
Demet A.: Hatta Serra’ya “Gel bizimle kal bu gece. Evi bunlara bırakalım, yazık rahat etsinler” bile dedik. “Şimdi altımızda Serra Yılmaz oturuyor, ayıp etmeyelim” diye kasmasın kendini garipler diye düşündük ama öyle olmadı.

Başka neler oldu sette?

Demet A.: Oğlum Ali geldi, uzun süre kaldı benimle. Ali’nin Fransızca öğretmeni hazır orada diye, “Ödevlerini al gel, rahat edersin” dedim. Ali sabah kalkıyor denize girmek istiyor ama önce Serra’yla Fransızca ödevlerini yapması lazım. Sonra oradan denize... Aa, biz resmen tatil yapmışız!

Siz mutfağa girdiniz mi otelde? Ablanız Sedef İybar’ın mutfaktaktaki hünerleni biliyoruz...

Demet A.: Onlardan bana fırsat kalmadı, her şeyi çok güzel yaptılar. Çok güzel pilav yaparım; bademlisi, enginarlısı, patlıcanlısı... Makarna çeşitlerini güzel yaparım. Her türlü salatayı, zeytinyağlıyı çok güzel pişiririm. Bizde et ve balık yemekleri Zafer’den sorulur. Ama çok yaratıcı, bilmem ne yatağında bilmem ne gibi yemekler için Sedef’e alo derim. Bizim babaannemiz Osmanlı mutfağını çok iyi bilen bir kadındı. Ailenin bütün kadınları babaannemim elini almıştır yemekte. Sedef de öyle... Çocukluktan beri “Hadi Demet bize bir taklit yap”, “Sedef sen de bir kek yap”. Biz iki kardeş bölüşmüştük işleri.

“Bu ikinci filmimiz aslında”

Nasılmış birlikte çalışmak?

Demet A.: Çok memnunuz bir arada olmaktan. Bu bizim birlikte ikinci filmimiz aslında. Benim ilk sinema filmim “Davacı”da birlikte oynamıştık. Yönetmen Zeki Ökten, başrolde Kemal Sunal. Benim öğrenciyken oynadığım ilk sinema filmi. İki tane repliğim var.
Serra Y.: Aynı odayı bile paylaştık.
Demet A.: Benim küçücük bir rolüm vardı ama öyle bir film ki hikaye gereği sürekli bütün sahnelerde varız. Bir kamyona doluşup dangır dandır mahkemeye gidiyoruz. Sadece iki lafım var ama o zamanlar müthiş bir şeydi benim için. Zeki abi, ah canım benim, sonradan çok şakasını yapardı ben biraz daha şöhret olunca... “Ya Demet, kusura bakma, biz senin kıymetini bilemedik” derdi. “Ya zeki abi, neyi bileceksin; ben öğrenciyim, Zeki Ökten’in, Kemal Sunal’ın filminde oynuyorum. Heyecandan ölüyorum” diyordum ben de.

“Yılmaz’dan sonra hiçbir şey beğenemez oldum”

Sizin adınız Yılmaz Erdoğan’la anılır hep, Serra Hanım sizin de Ferzan Özpetek’le...

Demet A.: Aslında bu iyi bir şey. Biz şimdi mesela Ata’yla bir film daha çekmek, bir arada olmak istiyoruz. “Ertem Eğilmez zamanlarında olduğu gibi; aynı kadroyla farklı filmler, niye olmasın ki” diyor Ata. Dünyada da çok bunun örneği. Dost olarak anlaşmak önemli. Bizim Yılmaz’la da dostluğumuz, artık iş arkadaşlığımız demiyorum, çok eskiye dayanıyor.

“Oyuncu kimseye ait değildir”

Uzun zamandır birlikte bir şey yapmadınız değil mi?

Demet A.: Evet ama bu bir daha bir arada olmayacağız anlamına gelmiyor. Onun yazarlığının ve yönetmenliğinin en demlenmeye başladığı olgunluk çağında yazmak istediği hikayeler, yapmak istediği filmler var. Bunların her birinde de Demet Akbağ yaşına, fizyonomisine uygun rol olacak diye bir şey yok. Ama bir gün öyle bir şey yazar ki “Gel Demet” der, yine bir arada oluruz biz. Ama şu an izlediğiniz filmlerinde benim oynayabileceğim bir rol görüp de bunu neden Demet Akbağ değil de başkası oynamış diyor musunuz? Hayır, çünkü yok zaten. Benim oynayacağım şeyleri yazmaya zorlanması onun yaratıcılığını kısıtlayabilir. Ben istediğim işleri yaptım, o istediği işleri yaptı. Yine bir araya gelebiliriz. Çok şükür öncelikle dost olmayı becerebiliyoruz. Her an değiştirebiliriz. Serra, Yılmaz’la film çekebilir, ben Ferzan’la çekebilirim!
Serra Y.: Bir yönetmenle anlaştığınızda, o da sizden esinlendiği zaman sizi türlü şekillerde görmeyi hayal ediyor. Ama bu bir mahkumiyet değil. Bir filmde olur, ikincisinde olmaz, üçüncüsünde yeniden olur...
Demet A.: Bizim ülkemizde bir ikilik tutkusu var. İnsanları ikili yapalım, hep ikili kalsınlar. Birbirlerinden başka biriyle çalıştıkları zaman da kavga edip ayrılmış olsunlar... Biz bunu seviyoruz.
Serra Y.: Ferzan’ın son filmlerinde yokum diye çok soruldu bana küs olup olmadığımız. Ayol niye küs olalım! Bir de çevre sizi Ferzan’ın oyuncusu olarak görüyor. Halbuki oyuncu kimseye ait değildir. Bu bir siyasi parti, klan ya da aşiret değil ki.
Demet A.: Bana böyle böyle rol teklif edilmemiş zamanında.
“Bir rol var, Demet Akbağ’ı düşünüyoruz ama oynamaz, o Yılmaz’ın oyuncusu.” Yahu teklif ettiniz mi, senaryo getirdiniz mi? Ha kusura bakmayın, beğenmiyorsam
o da benim çok konforlu bir oyuncu olmamdan kaynaklanıyor çünkü ben Yılmaz’la çalışıyorum. Yılmaz’ın yazdıklarını oynamak keyiftir benim için. Senin getirdiğin senaryo beni onun kadar memnun edemiyorsa bu senin kabahatin. Bir de Yılmaz bana güzel güzel karakterler oynattı sonra ben hiçbir şey beğenemez oldum!

“Ferzan’ın filminde Serra İtalyan’ı oynar, ben de bir Türk’ü...”

Demet Hanım bir gün Ferzan Özpetek’le çalışacak olsa ve size gelip tavsiye istese?

Serra Y.: “Katiyen şekerim, çok korkunçtur, onunla çalışma” derim!
Demet A.: Benim oynadığım o Ferzan filminde mutlaka Serra da olur. O İtalyan’ı oynar, ben Türk’ü...
Serra Y.: Şaka bir yana Ferzan keyifli set sever çünkü çalışırken eğlenmek ister. Gülünsün, yenilsin...
Demet A.: Filmlerinde de görüyoruz zaten, bol yemekli sahneler. O da yaşadığı coğrafyayla ilgili işler yapıyor doğal olarak. Türkiye’de çok fazla film çekmiyor. Serra gibi çift pasaportlu bir Türk oyuncu olabilir. Serra’yı İtalyan olarak da oynatabiliyor isterse.

6 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber