Geri Dön

"Ey vatandaş, denize çıkamazsın diyorlar"

Denizlerden ve çok sevdiği teknesi Kısmet'ten kopmayan 78 yaşındaki Sadun Boro: "İnsanlarda hâlâ heves var ama denize çıkışı kanun ve formalitelerle zorlaştırıyorlar. Bugün dünya seyahatinde en az 10 Türk gemisi var. Çoğunda yabancı bayrak sallanıyor"

axpaz011.jpg Gazeteci olunca, o gazeteleri arşivden bulup bakmıştım. "Kısmet İstanbul'da" ya da "İstanbul'un kalbi Borolar için çarptı" manşetleriyle çıkan tam sayfa haberler. Gina Lolobrigida'nın İstanbul gezisinden bile büyük haberler... Dünya başka, İstanbul güzel. O gazetelerin içinde kaybolmuştum. Hatırlıyorum... Hep anlatırlardı Sadun Boro'nun seyahatlerini ve gazetelere yansıyışını. Dünyanın adı bilinmemiş ülkelerinde yıllarca eşiyle birlikte dolaşıp nasıl Türkiye'de bir ilki gerçekleştirdiğini. Sonra o inanılmaz karşılama törenini. İnsan seli olmuş caddelerde, Boroların Türkiye'ye geri döndükleri günün coşkusunu... İlk mektebin üçüncü sınıfındaydım. Altı arkadaş para koyup sandal aldık. İlk yelken teknesini de dokuzuncu sınıftayken üç arkadaş yaptırdık, Ayvansaray'da. 1957'ye kadar Marmara sahillerinde kullandık. Arada 7,5 metrelik bir kotram oldu, Ege'yi dolaştım. 1963'te Kısmet kızağa kondu, 64'te indi. 1965'te, eşim Oda'yla birlikte üç yıl süren dünya seyahatimiz başladı... İlk sandalınızı aldığınız zamanı hatırlıyor musunuz? Olmazdı. O zamanlar ortam sakin, televizyon yok, Türkiye daha dışa açılmamış. Bir Fiji'nin ismi hiç duyulmamış. Böyle bir ortamda bir Türkün dolaşması, dünya denizlerinde Türk bayrağının dalgalanması çok ilgi çekti. Basın da çok güzel lanse etti. Ne kadar sükseli bir gezi olmuş... Bugün olsa bu kadar havalı olmazdı herhalde. "Tabiatla iç içe olmalı" Açık deniz seyahatlerinde bir de seyir kolaylığı var. Biz aydan, güneşten, yıldızlardan rasat alırdık. Şimdi cep telefonu gibi bir alet, 150 dolar, her şeyi söylüyor. Eskiden heyecan vardı. Gideceğin adanın burnunu kaçırdın mı, bir ay daha denizdesin. O noktayı bulmanın keyfi başkaydı. Marilyn Monroe'yu koynuna koysalar öyle mutlu olmazsın... Bugün seyahat çok daha kolay. 30-40 sene evvel nasıl Marmaris, Bodrum bilinmezken, Galapagos Adası'nda da 300 kişi yaşardı. 2001 yılında gittim, 15 bin kişilik bir tatil şehri olmuş. Tekneyi demirleyecek yer zor bulduk, sahile deniz taksisiyle çıktık. Eskiden bir adaya gidince, valiye ziyarete giderdik. Ertesi sabah iade-i ziyaret yaparlardı. Düşün, senede iki-üç tekne geliyor gelmiyor. Bugün binlerce tekne demirli... Tabii sadece seyahatler değil, gezilen dünya da değişti artık... Eski Bodrum'u bilmeyen nasıl bugün keyif alıyorsa, gene her yer görmeye değer. Tabiatla ne kadar iç içe yaşarsan yaşadığını anlarsın. Evden işe, işten eve; yaşadığından ne anlayabilirsin ki? Alt tarafı iki tane gazete ilanıyla gidersin. Doğadan ne kadar istifade edersen, mehtaptan ne kadar çok anlam çıkartırsan, o kadar çok anlayarak yaşamış sayılırsın. Benim yılda sekiz-dokuz ayım koylarda geçiyor. Güney Ege'de oluyorum. Apayrı bir doğa güzelliği. Gazete yok, televizyon yok; ben ve doğa. Yine de seyahat seyahattir. Heves var, bu çok güzel. Ama denize çıkışı o kadar çok kanun ve formalitelerle zorlaştırıyorlar ki, adeta "Ey Türk vatandaşı, denize çıkamazsın" diyorlar. Son yıllarda bu tarz tatillere ilgi arttı gibi, ne dersiniz? "Bayrağımız denizlerde yok" Hikaye o. "Denizde bayrak gezdirmek" diye bir tabir vardır. Bir ülke kendi bayrağını ne kadar çok denizde dalgalandırırsa, o kadar büyük propagandadır. Bizde kanuni zorluklar ve formalite bolluğundan neredeyse kendi sularımızda bile Türk bayrağı göremez olacağız. Neden sizce? "Üç tarafımız denizlerle çevrili" diye öğrenmedik mi? İkinci el tekne alımı yasak, dışarıdan da ithal edemezsin. Zamanında yat sanayiini korumak için konulmuş bir kanun. Tekne, araba gibi üç-beş senede eskimez ki... Kısmet 40 küsur yaşında, bakılan tekne yeni kalır. Bu kanunun kaldırılması lazım. İthal edilen tekne ille de son model olacak diye bir kanun var. Oysa bugün yerli araba fiyatına bir tekne alıp denizden istifade edebilirsin. Ya vergiler? Yüzde 40'a geliyor. Her sene alınan motorlu taşıt vergisinin dünyada eşi benzeri yok. 24 metreye kadar olan teknelerden verginin bir an önce kaldırılması lazım. Cevdet Sunay bana 1968'de "Türk bayrağını dünya denizlerinde dalgalandıran Borolar" diye şilt vermişti. Bir cumhurbaşkanı bunun önemini görüyor yani. Şimdikiler bunu anlayamıyor. Bugün dünya seyahatinde en az 10 tane gemi var. Çoğunun kıçında yabancı bayrak sallanıyor. Rahmi Koç'un teknesinde Türk bayrağı olsa az mı propaganda olurdu? Buna mukabil, ticari tekneler vergiden muaf. Yabancı bayrak almayan da şirket üzerine yapıyor. Geçen yıl Türkiye'ye 100'den fazla tekne ithal edildi, sadece altı tanesi Türk bayraklı, onlar da ticari. Vergilerden ve formaliteden gına geldi... Bu durumun sebebi ne? Bizde "yat sahibi" deyince, herkesin aklına 50 metrelik motor yatlar geliyor. Halbuki, beş metrelik bir yelkenliye de yat denir. Bizim toplumda yat sahibi olmak zenginlik göstergesidir. 20 bin YTL'ye gayet iyi durumda bir tekne alınır. Bugün varoşlar arabadan geçilmiyor. O arabalar lüks değil de tekne niye lüks olsun? Bu zihniyet her şeye yansıyor. Limanlara gelince, bizde dünya çapında limanlar var. Ama bir de "barınak" lazım. Adam 20 bin YTL'lik tekneye bakmak için yılda 3 bin YTL de yat parası verirse batar! Lüks olmayan barınaklar... Bizim bürokratlar barınakla marinayı ayırt edemiyorlar. Sonra saçma sapan yerlere marina yaptılar. Trabzon, Mersin... Bomboş yatıyorlar. Limanlardaki durumlar nasıl? "Yatçılık gelişsin, sahiller korunsun" Denizin ve karanın bizdeki kadar güzel olduğu başka yer görmedim ben. Doğal zenginlik, tarih, bir de insanımız iyi. Yat turizmine bu kadar elverişli sahil şeridi başka ülke yok. Bugün gezen yabancı bir denizciye sor, "Türkiye sahilleri" der, başka bir şey demez. Kekova, Göcek, Gökova, Hisarönü... İskenderun'dan öteye koy yok. Lübnan, Mısır, İsrail; kalakalırsın. Bizim tarafa dön, her yer dantela. Ancak Allah kıymetini anlayacak insanlar vermemiş. Maalesef Özal'dan sonra hiçbir devlet büyüğü alakadar olmadı. Denizci gözüyle sahillerimiz ne durumda? Bir de "Turizme açacağız" diyorlar. 30 yıldır buralar yat turizminin belkemiği zaten. "Turizm pastasından pay alamıyoruz" lafı dillerine pelesenk olmuş. Pasta 10 parmakla yenmez, çatal-bıçakla yenir, önce onu öğrenmek lazım! Bu sahiller artık dünya mirası. Hisarönü'nde 10 küsur katlı otel yapılıyor. Yazık... Kıyıları ya betonla ya da balık çiftlikleriyle dolduruyoruz. Benim ne sahillerde bir karış toprağım ne de bir yat şirketim var. Tek amacım var: Devlet politikasıyla yatçılık gelişsin, sahiller korunsun, o kadar. Kıymet bilen bulmak zor... Sadun Boro 1928'de İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nden sonra İngiltere'de Manchester Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu. Bir arkadaşıyla 1952'de, 11 metrelik bir yelkenliyle, İngiltere'den Yeni Zelanda'ya gitmek için ilk uzun yolculuğuna başladı. Karayipler'de arkadaşı aşık olup evlendi, gezi sona erdi, Boro da İstanbul'a döndü. 1963'te yapılan teknesi Kısmet'le üç yıllık dünya seyahatini gerçekleştirdi. Kanarya Adaları'ndan aldıkları kedileri Miço da en az Kısmet kadar şöhret sahibi oldu. Bu dünya seyahati, "Pupa Yelken" kitabını oluşturdu. Ayrıca, 2004 yılında çıkan "Bir Hayalin Peşinde" ve denizciler için rehber niteliği taşıyan "Vira Demir" kitapları da bulunuyor. Miço ve Kısmet'le dünya turu

13 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber