Ezbercinin ek belleği

yural@milliyet.com.tr * * *KİPA'nın İzmir'de düzenlediği "Küçük Mucitler Yarışması"na katılan ilköğretim çocuklarının ürünlerini görseydiniz ne demek istediğimi çok daha iyi anlardınız. Bunlar öylesine buluşlardı ki, tasarım aşamasını da geçmiş işlevsel gereçler biçimine dönüşmüştü. Bir kız öğrenci okulda şarjı biten telefonunu şarj edebilmek için okul çıkışında kendisinin yaptığı ve bisikletinin dinamosuna bağladığı bir fişle şarj ediyor ve kendisini arayan anne-babasıyla bu buluşuyla iletişim kurabiliyordu. Bu basit bir buluştu. Ama, günlük hayatlarında iş ve ev arasındaki ulaşımı bisikletle sağlayan Hollanda, İtalya, Belçika gibi ülkelerde bile böyle bir buluşla telefonlar şarj edilmiyordu. Yarışmada ürününü jüriye sunan yarışmacı, cep telefonunun şarjı düşük olan jüri üyesinin de telefonunu şarj etmeyi unutmadı. * * *Mekanik oyuncaklar çocuklara mekaniği, sistemlerin nasıl çalıştığını, çarkların nasıl döndüğünü, zembereğin nasıl bir yakıt, bir enerji görevi gördüğünü öğretiyordu. Her zaman söylerim, mekanik teneke oyuncaklarla büyüyen çocuklar oyuncaklarını söküp takarak, bozuk oyuncakları onarmasını öğrenmiş, bugün ellerinden her iş gelen yetişkinlerdir. Bugünün çocukları ne kadar becerili olurlarsa olsunlar, dijital oyuncaklar onlara tamir etme olanağını tanımadığı için, onlar yalnızca kullanıcı olacaklar, arabayı süren ama tamir etmesini bilmeyen bir şoför gibi hep yolda kalacaklardır. Geçmiş yıllarda çocuklara çarpım tablosu ezberletilirdi. Hatta ben, kerrat cetveli diye öğrenmiştim. Defterlerin arkasında, cetvellerin üzerinde kerrat cetvelleri olurdu. Özel kerrat cetveli tabloları bile satılırdı. Durmadan ezberlerdik. İki kere iki dört, sekiz dokuz yetmiş iki gibi... Daha sonra eğitimciler pek çok şeyi bu yöntemle öğrendiğimiz için ezberci eğitimin karşısında oldular. İnsan belliğinin bir hesap makinesinin görevini üstlenmesi gerçekten yanlıştı. Karekök almak da... * * *Bugün dil öğrenmenin de ezberci eğitimin bir parçası olduğu, belleğin anadilin dışında binlerce sözcükle doldurulduğu, aklın düşünme dışındaki taşıma kapasitesi yüzünden erken yorulup, yaşlanıp bozunmaya uğradığını savunan düşünce insanları var. Eğer beynimizi gerçekten bir hard disk gibi düşünürsek bir kapasitesi olduğunu da kabul etmek zorundayız. * * *Konuştuğum küçük mucitler, ilerde hard disklerin yanlarına, yani başımızın yanına konulacak ek belleklerle, çiplerle bunu çözebileceğimizi söylüyorlar. Oysa bir Japon yayıncı, konuştuğumuz dili istenilen dile çeviren, duyduğumuz dili de bizim dilimize çevirecek bir yaka konuşma makinesiyle belleklerimize ek bellek yüklemeden belleğimizi yine bir ezberci yöntemle başka bir dilin sözcükleriyle doldurmadan bu işin çözüleceğini söylüyor. Örnek olarak da, günlük yaşamımızda, iş dünyasında yaygın biçimde kullanılmaya başlanılan altı dilli elektronik sözlükleri gösteriyor. Bence de bir adım kaldı: Çok yakında okullarda bugünkü anlamda bir dil öğretisinin olacağına inanmıyorum. İnsanların da çocuklarını sırf dil öğrensin diye yabancı kolejlere sokabilme yarışı içinde olacaklarına. İnsan beyni üretmek ve yaratmak için görevler üstlenecek. Sözlükler gibi, çarpım tabloları gibi, ansiklopediler gibi bilgi depolama merkezleri olmayacak. En yeni bilgilerle yeni yaratımlar içinde olan ve daha çabuk yıpranan bir özelliğe sahip olacak. Teknolojinin çocukların yaşamında kapladığı alan büyüdükçe, sorunlara ve onların çözümlerine bakışları da edinimlerine göre farklılıklar gösteriyor. Aklın sınırları olabileceği düşüncesini, eski kuşaklar filozof Kant'tan öğrenmişti. Kant'a göre, insan aklının bir sınırı ve düşünebilme yetisi vardı. Günümüz çocukları artık teoriden pratiğe geçmiyorlar. Teknoloji araçlarının üzerinden yeni, bilime uygun düşünceler ve buluşlar üretiyorlar.

21 Eylül 2019 Magazin Bülteni21 Eylül 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber