"Filmle müziğin evliliği mükemmel olur"

Müzikleriyle de unutulmaz "Damdaki Kemancı", "Jesus Christ Superstar"ın yanı sıra "Ruslar Geliyor", "Ay Çarpması" gibi çok önemli filmlerin yönetmeni Norman Jewison Altın Portakal Onur Ödülü almak için Antalya'daydı

Jewison söze "Siz Türkler ne kadar iyi İngilizce konuşuyorsunuz! Herkes İngilizce biliyor hem de güzel konuşuyor!" diye başladı. Ama bir şikayeti de var övgülerinin yanında: "Nereye gitseniz müzik! Çok yüksek çalıyorlar. Çoğu da disko. Sanki 1970'li yıllardayız burada!"İlk iş olarak Hillside Su otelinin havuz başı kafesindeki müziği kıstırdık ve söyleşimize başladık. Sinema dünyasının önde gelen yönetmenlerinden Norman Jewison, 43. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Onur Ödülü'ne layık görüldü. Jewison Türkiye'ye ve binlerce yıllık kültürüne hayran. Jewison ile söyleşi yapmak için bir araya geldiğimizde daha ben soru sormadan içtenlikle anlatmaya başladı ilk kez Türkiye'ye gelişinde gördüklerini, yeniden gelmekten duyduğu mutluğu... Toronto Film Festivali'nde "Takva"yı izleyen arkadaşlarının onu arayıp bu filmi özellikle tavsiye ettiğini de söyledi. Türkiye'nin olağanüstü bir tarihi var. Ben çok yeni bir ülkeden geliyorum. Tarihimizi ancak 18'inci yüzyıla dek bilebiliyoruz. Göçmenler Kanada'ya gelmeden önce orada sadece yerli kabileler yaşıyordu. Yerliler ve Eskimolar da Bering Boğazı'nı geçerek Asya'dan geldi. Tarihimiz çok sıkıcı, o kadar basit ki! Ama Türkiye'ye gelip tarihten söz edince bana uygarlık üstüne uygarlık anlatıyorlar! Sonra yüzyıllar boyu süren savaşlar var. Kültürünüz çok derin, binlerce yıl geriye gidiyorsunuz. Soyağacınızı kuşaklar boyu takip edebilirsiniz. Biz yapamayız. Bulabileceğimiz büyük bir tarih yok. Biz göçmeniz. Türkiye'de sizi en çok ne etkiledi? "Soyadımdan dolayı Yahudi sanırlar ama ben Protestanım" Çoğu kişi soyadımdan dolayı Yahudi olduğumu sanır. Ama Protestanım. Hatta ailede hiç Yahudi yok. Buna rağmen soyadımız "Yahudinin oğlu" gibi geliyor kulağa. İngiliz kökenliyiz. Baba tarafımız Yorkshire'den. Bütün Jewisonlar oralı. Annem de İngiliz. Sizin kökleriniz nerede? Ama soyağacımızı takip etmek için Avrupa'ya gelmek zorundayız. O zaman sizin kültürünüz de derin. Çok ilginç. Toronto Film Festivali sırasında Bill Clinton'ın 60'ıncı doğum günü partisine gittim. Geçen cumartesi bir yemek verdi. Vakfı için bayağı para topladı. İlginç bir şey söyledi: "İnsanın genlerinin gizini çözdük. Ne bulduk biliyor musunuz? İster Yeni Gine'den gelmiş olun ister aileniz kuşaklardır aynı 10 kilometrekareden dışarı çıkmamış olsun; Kongo, Türkiye, Japonya fark etmez. Yüzde 99,7 birbirimizin aynısıyız! Öyleyse niye savaşıyoruz? Niye biri diğerinden farklı olduğunu iddia ediyor? Yok Amerikalıyım, yok Rusum... İnsanlığın bir parçasısın." Bizde de insanlar soylarını takip etmekten pek hoşlanmaz. Kim olmadıklarını bulabilir, başka soydan geldiklerini öğrenebilirler... Evet, o şekilde kurgulandı. Puccini operası sayılabilir. Cher soprano, Nicolas Cage tenor, Danny Aiello bariton, Olympia Dukakis kontralto... Oscar kazandı biliyorsunuz. En iyi kadrolu filmlerimden biridir. "Ay Çarpması"nda hangi oyuncuya teklif götürdüysem kabul etti. Ve bu film hepsine kariyerinde yeni bir sayfa açtı. Özgün bir müzikal sinema anlayışınız var. "Jesus Christ Superstar" ve "Damdaki Kemancı"nın yanı sıra "Ay Çarpması" da bir tür müzikal sayılmaz mı? "Sanatçı gerçeği arar" Müzik hayatımızın bir parçası. Sanat dalları arasında en güçlü ifade biçimine müzik sahiptir. Filmle müziğin evliliği mükemmel olur. Müzik ve ışık filmde bir şey yaratmak için o kadar önemli ki müziksiz bir film yapmayı düşünemem. Müzik-sinema ilişkisi size ifade ediyor? Kameranın varlığının farkında olmaktan hoşlanmıyorum. Haber izliyormuşum gibi. Sanatsal ışık kontrolünü sağlamak için çok emek verdik. Şimdi sanatkarlığı dışlayınca çocukça bir şey kalır geriye. Zamanın ruhu böyle derseniz, zamanın ruhu yoktur çünkü oyuncular arasındaki dramatik durumları biz yarattık. Gerçekliği yaratmak istiyorsanız belgesel çekin. Ben organik olarak bize hitap eden filmleri tercih ederim. Duygular, tutkular, arzular önemlidir. Birinin ne kadar zeki olduğunu görmek istemem filmde. Kamera çok hareket ettiğinde filmden kopuyorum. Ama gerçeği arayanları anlıyorum. Ben de arıyorum. Her sanatçı gerçeği arar. Yeni kuşak sinemacıların bir kısmı hiç müzik kullanmıyor, doğal ışığı tercih ediyorlar. Bu tarz hakkında ne düşünüyorsunuz? "Ruslar Geliyor"dan sonra Moskova'ya gittim diye ABD'ye giremedim, FBI hakkımda araştırma yaptı Her şey zamanlamaya bağlı. Filmlerin de zamanlaması çok önemli. O korkuyla, o paranoyayla alay etmek için "Ruslar Geliyor!"un zamanı doğruydu. Amerika komünizm paranoyasına kapılmış, dehşete düşmüştü. Savaşa girip dünyayı havaya uçurmaya hazırdılar. Hatırlıyor musunuz? "Ruslar Geliyor!" filminizi hatırlatmak istiyorum. Bir zamanlar insanlar sırf başka bir politik bloktan geldiği için birbirlerinden ölesiye korkuyordu. O yıllarda politik açıdan böyle önemli bir film çekmeyi nasıl tasarladınız? Sonra benim denizaltımdan korku içinde Ruslar çıktı! Denizaltının çıktığı yerdeki Amerikalılar da korkmuştu. Rus denizcilerden biri yakışıklı bir delikanlı, sarışın Amerikalı kız pek güzel. Birbirleriyle iletişim kuruyorlar. Kız delikanlının korktuğunu anlıyor, "Korkma, sana zarar vermem" diyor. Delikanlı kızın korktuğunu görüyor, "Sana zararım dokunmaz" diyor."Ruslar Geliyor!"da komünizm ve kapitalizm sözcükleri hiç kullanılmadı. Rusların tek derdi sağ kalmak, oradan kurtulmak ve bir oğlan çocuğunu kurtarmaktır. Ruslar izlerken ağladı. "Niye ağlıyorlar?" diye sordum, "Bu filmi sizden önce yapmadıkları için" dediler. Tabii, çocukluğum 3. Dünya Savaşı çıkacak, atom bombası atılacak, hayat bitecek korkularıyla doluydu... Beni demirperde zamanında Moskova'ya davet ettiler! Kanada pasaportu taşıdığım için gidebildim. Amerikalı olsam dönemezdim. Komünist bir ülkeye gidenler Amerika'ya giremezdi. Beni de almadılar. Komünist saydılar. İki-üç yıl kara listede kaldım. FBI hakkımda araştırma yaptı. n Moskova Film Festivali'nde mi oldu bu? Yeni filmi mayısta çekilecek Silvio Soldini'nin yönettiği "Ekmek ve Laleler" adlı bir İtalyan filmi var. Ondaki fikri çok sevdim, Amerikan versiyonunu yapmak için haklarını satın aldım. "Ay Çarpması"nı da yazan John Patrick'le birlikte yeniden yazdık. Adını "Accordeon" (Akordeon) koyduk. Felicity Huffman başrolü oynamayı çok istiyor. Mayıs ayında New Orleans'ta çekimlere başlayacağız. Yeni projenizi biraz anlatır mısınız? Türkiye'ye gelişim rock opera "Jesus Christ Superstar" sayesinde oldu. Filmi Kudüs'te çekmek istedim. Bu kadar uzağa gelmişken bir yat kiralayıp Yunan adalarını dolaştım. Ailemle birlikte, bir kaptanımız vardı ama ben de yelkenciyim. Sonra Efes'e vardık. İki gün geçirdim orada, hayran kaldım. 1972 yılıydı.Sonra İstanbul'a gittim. Sultanahmet Camii'ni, Topkapı Sarayı'nı, çarşıları gezdim. Kocaman, antika bir halı satın aldım. Hâlâ evimde. Budapeşte'deyken çok hoş insanlarla tanışmıştım. Boğaz manzaralı şahane bir evleri vardı. Arkadaşlarımın arkadaşlarıydı. Onuruma büyük bir parti verdiler. Partiye vardığımda tuttukları orkestra "Damdaki Kemancı"yı çalıyordu. Partide "Damdaki Kemancı"

Cem Yılmaz’dan 'Karakomik Filmler' eleştirilerine yanıtKomedyen Cem Yılmaz, 'Karakomik Filmler' serisinin ilk filmleri '2 Arad' ve 'Kaçamak'ın Eskişehir’deki gösteriminde sevenleriyle bir araya gelirken, sosyal medyadan yapılan eleştirilere yanıt verdi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber