“Fosforlu sadece buruk bir aşk öyküsü değil”

“Fosforlu” müzikalinin Fosforlu Cevriye’si Ayça Varlıer: “Günümüzde namusun, şerefin anlamını taşıyamayan insanlar var. Bu hikaye o insani değerleri tekrar hatırlatacak bir hikaye, sadece buruk bir aşk öyküsü değil”

“Fosforlu sadece buruk bir aşk öyküsü değil”

Beş sezon boyunca oynadığı ve birçok ödül kazandığı “Leyla’nın Evi”ndeki Roxy karakterinin dışında bir de karşımıza Fosforlu Cevriye olarak çıkmaya hazırlanıyor Ayça Varlıer. Fosforlu’yu gerçekten çok sevmiş, onu anlatırkenki heyecanından hemen anlıyorsunuz bunu. Varlıer müzikal tiyatro eğitimi dolayısıyla oyunun her aşamasında olduğunu hatta müzikal anlamda oyunun matematiğini de kendisinin kurduğunu söylüyor.

-Roxy dışında bir de Fosforlu Cevriye’yi canlandıracaksınız. Alışabildiniz mi Fosforlu’ya?

Alışmaya başladım. Uzun bir prova süreci oldu. Oyunculuğu, şarkıcılığı ve dansı bir arada barındıran, gerçekten tam anlamıyla müzikal matematiğinde yapılan bir proje. Ekibimiz çok sağlam. Yönetmenimiz Serkan Üstüner. Eylem Pelit müziklerimizi yaptı, benim de birkaç bestem var. Sanat danışmanımız Nedim Saban da çok yardımcı oldu.

“Sonu aklıma geldikçe gözlerim doluyor”

-Gösterim tarihi yaklaşıyor, heyecanlı mısınız?

Çok heyecanlıyım çünkü altı senedir ilk defa beni bu kadar heyecanlandıran bir proje çıktı karşıma. Oyunu uyarlayan Tuncer Cücenoğlu, üç-dört sene önce “Leyla’nın Evi”ni seyrettikten sonra bana geldi ve “Fosforlu Cevriye’yi oynamanı istiyorum” dedi. Fosforlu Cevriye’nin herkes türküsünü, filmlerini bilir ama hikayesini herkes biliyor mu ondan pek emin değilim. Suat Derviş’in romanından uyarlanan bir hikaye bu. Sahneye ilk Suat Derviş olarak giriyorum ve onun Fosforlu Cevriye’ye dönüşümü gerçekleşiyor. Sonra Cevriye’nin hikayesini hep birlikte anlatıyoruz. Çok buruk ve güzel bir hikaye... Sonu aklıma geldikçe gözlerim doluyor.

-Sevdiniz galiba Fosforlu’yu...

Çok sevdim. Bir kere çok dik, çok cesur, korkusuz ama bir o kadar da çocuksu ve saf bir yapıya sahip bir kadın. Hiç ummadığı biriyle platonik bir aşk yaşadıktan sonra hayata bakış açısı değişiyor. Hiç tatmadığı duyguları hissediyor çünkü o tanıştığı kişi, ismini bile öğrenemediği o adam, ona ilk defa kadınlığından istifadeye kalkmadan bir insan muamelesi yapıyor.

-Fosforlu bir fahişe. Fahişeler genellikle ötekileştirilirler. Namus, ahlak girer hemen işin içine. Fosforlu hayattaki bu konumuna rağmen çok sevilmiş bir karakter, bunu neye bağlıyorsunuz?

Çünkü namus onun için bacak arasında değil. Namus onun için ruhta; ruh bekareti yani... Fosforlu Cevriye namus, ahlak, şeref, bu tip olgular ve değerler anlamında güzel bir hikaye çünkü günümüze baktığımız zaman gerçekten namusun, şerefin, onurun anlamını taşıyamayan insanlar var. Kendisine namus damgasını yapıştırıp namusluyum diye dolaşan fakat öte yandan kadın şiddetine, hayvan tacizine başvuran, küçük gelinlere sebebiyet veren insanlar... Bu hikaye bu anlamda seyircilere kaybettiğimiz demeyelim ama aslında evet bugünlerde kaybettiğimiz değerleri, o insani değerleri de tekrar hatırlatacak bir hikaye, sadece buruk bir aşk öyküsü değil.

“Oryantal kadına yakışan seksi bir dans”

-Fosforlu biraz zor da bir karakter sanki...

Zor demeyelim, esasında çok net bir karakter. Çok açık. Bir kere mizah anlayışı çok yüksek; bir savaşçı, sokaklarda büyümüş, köprü altlarında yaşamış çok fırlama bir tip. Ama şöyle oluyor tabii; müzik, hareket, dans olduğu için hepsine bir anda odaklanamıyorsunuz,
o anlamda çok zor bir çalışma oldu.

-Bu oyun için yaptığınız özel çalışmalarınız oldu mu?

Oryantal dersleri aldım. Cevriye’yi çıkartmak için bambaşka yollara gittim. Benim daha önce oynamadığım bir tarzda karakter Cevriye, çok uzak esasında bana. Çok uzak olduğu için çok da ilgi çekici ve çok cazip, bambaşka bir rol benim için...

-Dans dersleri nasıl geçti?

İnanılmaz eğlenceli geçti. Çok seksi bir kere oryantal. Bir kadına çok yakışan bir dans ve hakikaten ben bu kadar eğleneceğimi düşünmüyordum. Oryantalden sonra Roman havası dersleri de aldım. Genlerimizde var bir kere. Yine de yapamayacağımdan korkuyordum ama öyle olmadı.

-Şu anda da gündem o kadar kötü ki değinmeden geçemeyeceğim. Böyle günlerde provalara gitmek zor geliyor mu size?

Evet zor geliyor ama provalara gitmeyip evde otursam daha fazla üzülecektim. Tabii ki içimiz kan ağlıyor ama evde oturmak yerine, insanlara bu mahrum kaldığımız duygularımızı anlatabileceğimiz bir projenin içinde olmak açıkçası bir yandan da motive ediyor. Kültür ve sanat bir toplumun gelişmesi için en ama en önemli faktör. Sonuçta tiyatro eğlence olmaktan öte toplumda yaraları sarıp acıları dindirebilecek, insanların hayatlarıyla özleşleştirebileceği bir sanat dalı. Bundan mahrum kalamayız, üretmemiz gerekiyor.

“Film projem var”

-Yeni sezon da başlıyorken başka projeleriniz de var mı?

Dizi değil ama sinema var, yeni bir filmde oynadım; “Mavi Gece”. Çok heyecanlandığım bir proje oldu. Fırat Tanış’la birlikte oynadım. Film fantastik komedi, ben bir doktorum, Fırat ise taksi şoförü. Bir kaza sonrası elektroşok vesilesiyle taksicinin ruhunun kadına, kadının ruhunun da taksiciye geçmesiyle gelişen bir hikaye.

“Her şeyden besleniyorum”

-Fosforlu’dan ve âşık olduğundaki o dönüşümünden bahsettik; siz nasıl bir âşıksınız?

Aşk benim için illa bir insana âşık olmak değil; bir heyecan, bir tutku. Tabii ki bir insanla aşk yaşıyorsun ama ben hayata ve diğer her şeye de o tutkuyla bağlı bir insanım. Melankolik olabilmem söz konusu değil,
aşk tam tersi bana
çok enerji veriyor.

-Mutlaka yaptığınız veya yapmadığınız şeyler var mıdır?

Kötülükten uzak dururum. Kötü insanlardan korkuyorum ama aslında korkmamak gerek çünkü aydınlık her zaman karanlıktan daha baskın gelir. Ben hayattaki her şeyden beslenebiliyorum. Belki de yaşım gereği içtiğim limonatanın, kahvenin bile tadı farklı.

“Yemek yapmak terapi gibi”

-Çok yoğunsunuz belli ki... Nasıl geçiyor bir gününüz?

Boş zamanım olsa da tatil yapsam diyeceğim bir dönemdeyim. Onun dışında spor yapıyorum, orkestram var; Ayça Varlıer Project. Geçen yıl üç-dört ay Frankie’de, ardından Moda Deniz Kulübü’nde çıktık. Şu an ara verdik ama tekrar başlayacak sonbaharda. Genelde 70’ler, 80’ler, 90’lardan oluşan bir repertuvarım var.

-Spor yapıyorum dediniz... Ne yapıyorsunuz?

Pilates, fitness yapıyorum. Yogaya çok merak sardım beş senedir. Son zamanlarda pek gidemiyorum ama ben sporsuz
ya da hareketsiz kalamam.
Bazen kafamı dinlemek için evden çıkmadığım oluyor ama...

-Yemek yapar mısınız evde?

Bazen. Yapabiliyorum ama vakit ayırmıyorum. Bir gün kurslara gideceğim. Biber nasıl doğranır, maydanoz nasıl bir araya getirilip tak tak tak doğranır, o bıçak nasıl kullanılır öğrenmek istiyorum. Yemek yapmak terapi gibi esasında, yaptığın şeyi insanlar yiyip beğenince, hediye alıyormuş
gibi mutlu oluyor insan.

-Alışveriş yapmayı sever misiniz?

Severim ama mesela üç aydır hiçbir şey almadım. Bir de ben neye ihtiyacım varsa onu alırım, domates almak da alışveriş benim için. O kadar aç yaşayan insan varken bana tuhaf geliyor gereksiz alışveriş yapmak.

17 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber