“Gittiğimiz yerlerde ‘tanrıların arabaları’ gibi karşılanıyoruz”

Yıllardır gazeteci ve televiziyoncu kimliğiyle tanıdığımız, şimdilerde GQ dergisi genel yayın yönetmeni Mirgün Cabas, iletişim danışmanı Fem Güçlütürk ile motosiklet eğitmenliği ve turları yapan Sarper Sesli.

“Gittiğimiz yerlerde ‘tanrıların arabaları’ gibi karşılanıyoruz”

Bu üç ismi bir araya getiren şey motosiklet tutkuları. Geçtiğimiz yaz NTV Yeşil Ekran’da “Mirgün Cabas’la Her Yer” programı için motosikletlerine atlayıp gezen üçlü bu yaz yine aynı ekranda karşımıza çıkacak. Aslında motosikletlerine program için atladılar demek pek doğru olmaz. Çünkü ilk kez bir Güney Afrika seyahatinde bir araya gelen üçlü o günden beri sık sık birlikte iki tekerlek üzerinde geziyor. Türkiye’nin en sıcak bölgelerine yaklaşık 10 günlük bir motor seyahati yapacaklar. İlk durakları Hatay’a doğru yola çıkmadan birkaç gün önce Bebek’te buluşuyoruz. Şehir içinde daha pratik oluyor dedikleri Vespa’larıyla geliyorlar buluşma yerine. Yazın en sıcak günlerinde “Gittiğimiz ücra yerlerde ‘tanrıların arabaları’ muamelesi görüyoruz. Ama çabuk alışıyorlar” diyor Cabas. Ekibin en tecrübeli ismi Sesli: “Dünyanın neresine gidersen git ilk önce motosikletle ilgilenir insanlar, sonra üstündekine bakarlar. Motosiklet işte böyle sıcak bir araç, bütün kapıları açıyor.”

Bu üçlü nasıl bir araya geldi?

Mirgün Cabas: Biz aslında ilk defa bir Güney Afrika seyahatinde bir araya geldik. Sarper, Güney Afrika’da motosiklet turizmi yapıyor. Bizi de Güney Afrika’da bir rotada düzenlediği tur vesilesiyle bir araya getirmiş oldu. Fem önayak oldu bu seyahate. Bizim grubumuzun çekirdeği böyle oluştu. Sonra o seyahatleri birkaç defa tekrarladık. En sonunda geçen sene bu üçlü bir televizyon programı yapmaya karar verdi.

Fem Güçlütürk: Aslında Mirgün karar verdi bize de eşlik etmesi kaldı. Turlarda Sarper çekirdek, biz misafiriz. Burada da Mirgün ortada, Sarper ve ben yapraklar şeklindeyiz (gülüyor).

“Madem birlikte geziyoruz neden bunu paylaşmıyoruz” mu dediniz?

Mirgün C.: NTV’nin her yaz yaptığı bir yeşil ekran kuşağı oluyor. Oraya uygun bir motosikletli seyahat programı yapalım dedik. Tabii ben de en yakınımdaki insanlarla bunu yapmak istedim; onlar da Sarper’le Fem. Sarper’le gitmemizin çok büyük bir avantajı var. Çok iyi bir motor eğitmeni, bütün rotaları çok iyi biliyor. Bizi kazadan beladan koruyor (gülüyor). Fem de zaten benim çok yakın arkadaşım. Dolayısıyla onu da yanıma kattım, güzel bir üçlü olduk.

Fem G.: Ben grubun dolgu malzemesi, grubun çiçeğiyim (gülüyor).

Bu sene rotanız nasıl?

Sarper Sesli: Geçen sene Van’dan çıkıp Trabzon’a gittik. Bu sefer Hatay’dan çıkacağız yola. Kilis üzerinden Gaziantep, Adıyaman, oradan Malatya, Kayseri. Belki bir de Nevşehir’i katacağız.

“Yazın Ege’ye herkes gider, sıkıysa buralara gidin”

Nasıl seçiyorsunuz bu yerleri?

Mirgün C.: İki kriter var. Bir, gitmediğimiz yerler olsun istiyoruz. İkincisi bizim de şaşıracağımız, o şaşkınlığı da izleyiciye yansıtabileceğimiz yerler olsun istiyoruz. Muhtemelen bu seyahatte sıcak nedeniyle en çok söyleyeceğimiz laf “Bizde de hiç akıl yokmuş” olacak (gülüyor). Ama yine de seviniyorum, çok zengin bir bölge.

Böyle bir yolculuğa çıkmak için yaz uygun bir mevsim değil mi o zaman?

Mirgün C.:
Aslında ilkbahar ya da sonbaharda gitsek daha mantıklı olur. ama işlerimize bu mevsim daha uygun.

Fem G.: Şimdi Ege çok güzel mesela Ama herkes oralara gidiyor zaten.

Mirgün C.: Yazın Ege’ye herkes gider.

Fem G.: Sıkıysa buraya gidin (gülüyor)

İşlerinizi nasıl ayarlıyorsunuz?

Mirgün C.:
Ben dergiyi bağladım gidiyorum. Gelecek ayın hazırlıklarını yaptım bir ölçüde.

Sarper S.: Benim işim Afrika’da zaten. Buraya tatile geliyorum gibi oluyor.

Tatilde de motor üstündesiniz yani?

Sarper S.: Evet.

Mirgün C.: Vatman tatili diye bir şey vardır, gazetecilikte çok kullanırlar. Tramvayı kullanan adam tatilde de tramvayla dolaşırmış. Sarper’inki de öyle.

Sarper S.: O memnun mu hayatından bilmiyorum ama ben memnunum.

Geçen sene başınıza gelen birçok eğlenceli ve ilginç olay vardır herhalde...

Mirgün C.:
Geçen seneden benim en çok aklımda kalan Ağrı Dağı’na tırmanışımız oldu. Motosikletlerle Ağrı Dağı’nın belli bir seviyesine kadar çıkmayı denedik. İki bin küsur metreye kadar çıktık. Tamamen düşe kalka, saatler süren bir yolculuktu. Onun dışında birçok insanla karşılaştık. Çok şehirden geçtik... İklimler bile değişti. Urartuca konuşan bir bekçiyle tanıştık. Karadeniz’in ne kadar kötü yapılaştığını yerinde tespit ettik.

Fem G.: Artvin’de boğa festivali vardı, ben bilmiyordum Türkiye’de böyle bir şey yapıldığını. Hepimizin aklına boğa deyince matadorlar geliyor. Halbuki hemen dibimizde böyle yarışlar varmış.

Yolda nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Mirgün C.:
Genellikle gittiğimiz yerlerde tanrıların arabaları muamelesi görüyoruz. Ama tabii insanlar çabuk alışıyorlar, onlarla diyaloğa girince hemen anlıyorlar niyetimizin ne olduğunu. Sıcak davranıyorlar. Sarper daha tecrübeli tabii.

Sarper S.: Motosiklet çok sıcak bir araç. Dünyanın neresine gidersen git bırakın motosikleti, hiç beyaz görmemiş insanlar bile gelip motorla ilgilenmeye başlıyor. Üstündekiyle sonra ilgileniyor. O yüzden motosikletin bu sıcaklığı her yerde kapıları açıyor aslında. Biz de kullanıyoruz bunu (gülüyor).

Bu yolculuğu arabayla ve motorla yapmak arasında nasıl bir fark var?

Mirgün C.:
Çok büyük fark var. Çünkü motosikletle yolda olmak aslında o yolun içinde olmak demek. Çevre koşulları, doğa, yol koşulları, kokular... Etrafında bir kafes yok, arabanın camlarını açık gitmekle aynı şey değil.

Fem G.: Barboros Bulvarı’nda gül koklayabiliyorsun, kuşları duyabiliyorsun. Arabanın içinde bu mümkün değil.

Mirgün C.: Güney Afrika’ya da gittik Mozambik’e de, Latin Amerika’ya da, Alplere de gittik. Kimse arabayla seyahat yapayım diye oralara gitmez. Motosiklet sevdası yüzünden aklınızın ucundan geçmeyen yerlerde buluyoruz kendimizi.

Sarper S.: Kara olan her noktada bu araç kullanılabilir. Motosiklet ne kadar kapının önünde durursa kullanan kişi evde o kadar rahatsız uyuyor aslında. Sürekli bir binip gideyim hissi...

Devamı gelecek mi?

Mirgün C.: İşlerden, hayatımızdan zaman çalabilsek bu daha uzun bir proje olabilir. Türkiye dışına da taşabilir. Sarper’in öyle bir projesi var. Belki biz onun bir tarafına eklemleneceğiz.

Sarper S.: Cape Town’dan başlayıp İstanbul’da sonlancak bir tur olacak.
105 gün sürecek, yaklaşık 18 ülke gezeceğiz. 30 bin kilometrelik bir yol. İki motosiklet ve yine bir çekim aracı olacak. İki motosikletin birinde ben diğerinde de haftada bir değişen ünlü konuklar olacak. Mirgün, Fem, Erdil Yaşaroğlu gelecek.

Fem G.: Sarper bu işten vazgeçmediği ve biz de sağlıklı olduğumuz sürece hayatımızda motor artarak varolacak gibi gözüküyor. Hatta ben oğlumu da yetiştiriyorum. O da ehliyetini kapar kapmaz Sarper abisiyle turlara başlar. 5-6 yaşından beri motokros yapıyor. Zaten bebeklikten beri Vespa’da arkamda.

İlerde sizin kızınız da heves ederse?

Mirgün C.:
Valla mutlu olurum, Fem gibi bir örnek var hayatımda. Neden olmasın? Armut dibine düşecek diye bir şey yok. Hiç ilgisi olmayabilir de. Ama yapacak olursa da doğru bir şekilde yapmak için bütün altyapısı hazır olacak.

“Gittiğimiz yerlerde ‘tanrıların arabaları’ gibi karşılanıyoruz”

“İlk kez 30 yaşından sonra motora bindim”

Ben 30 yaşlarına kadar bisikletten daha hızlı giden bir iki tekerlekli alete binmemiştim. Sonra bir heves ettim arkadaşlarımın da desteğiyle. Bir-iki sene kullandım ve bıraktım. Aradan yıllar geçti, yakın arkadaşım Erdil Yaşaroğlu motosiklete heves etti. Ondan özendim ve yeniden kullanmaya başladım. O arada Fem ile birlikte motosiklete binmeye başladık. Sonra Sarper’le tanışıp daha uzak mesafelere gitmeye başladık. Bir anda ben kendimi tescillenmiş motosikletli olarak buldum.

“Gittiğimiz yerlerde ‘tanrıların arabaları’ gibi karşılanıyoruz”

Mirgün Cabas: “İnsanlar beni ekranda jilet gibi görmeye alışkındı, böylesi ilginç geldi”

Ben 15 yıldan beri televizyondayım. 20 yıllık da bir gazetecilik yaşamım var. Şimdiye kadar televizyonda birçok farklı program yaptım. Kimi zaman günde üç defa program yaptım, ana haber sundum. Ama yaptığım hiçbir iş bu kadar çok ilgi görmedi ve geri dönüş almadı. İnsanlar beni hep stüdyoda jilet gibi, saç-baş taralı, efendi, kravatlı görmeye alışkınlar. Toz-toprak, kan-ter içinde düşüp kalkarken görmeleri de ilginç geldi. Bir de tabii içeriğimizin de hakkını yemeyelim. İzleyici açısından da baktığın zaman sıradan bir gezelim-görelim programı olmayan bir şey yaptığımızı gördük. Yoksa bu sıcakta kalkıp da insanın kolay kolay iş olsun diye yapacağı bir şey değil bu. Hakikaten ortaya çıkan üründen çok mutlu olduğumuz için devam ediyoruz.

“İlk motorumu eski eşim hediye etmişti”

Küçükken annemlerle Silivri’ye gidip gelirken hep oradan Almanya’dan, İtalya’dan motorlular geçerdi. Kapadokya ve Nepal taraflarına giderlerdi. Sultanahmet’te Pudding Shop diye bir kahve vardı. O zamanlar e-mail, internet falan olmadığından oraya post-it’ler yapıştırırlardı: “Nepal’e gidiyoruz, şu pansiyonda kalıyoruz, gelirsen bizi bul Hans” diye. Motorlular oraya gelir birbirlerini bulurlardı. Biz de gençken gidip bakardık onlara. Çok hoşuma giderdi. Eski eşim de motor kullanıyor.
O hediye etmişti bana ilk motosikletimi. Onunla başladık. Öyle bir girdi ki kalbe
o günden beri çıkmıyor. 13 sene olmuş.

“Tatilde Afrika’ya gittim ve orada kaldım”

Motor tutkum profesyonel anlamda buradaki bir eğitim kurumunun başına gelmemle başladı. Öncesinde kullanıyordum ama profesyonel bir şeyler yapmak aklımda yoktu pek, o zamanlar müzikle uğraşıyordum. Sonrasında bir iş haline dönüştü benim için. Sonra da farklı destinasyonlarda deneyelim derken Afrika’ya tatile gidip tamamen orada kalmaya karar verdim.

21 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber