Güneş herkese doğar

Beşiktaş’ı Süper Lig şampiyonu yapan Şenol Güneş oynattığı pozitif futbol, yetiştirdiği yıldızlar ve bilge kelamlarıyla herkesin dilinde... “Güneş herkese doğar, yeter ki faydalanmayı bilin” diyen Güneş’in sırrı ise inat, ısrar ve sabırla yarattığı felsefesi

Güneş herkese doğar

Geçtiğimiz pazar günü, Beşiktaş’ın 2015-2016 sezonunda şampiyonluğunu ilan ettiği maçı izleyenler tanıdık bir sahneyi tekrar yaşadı: 2002 Dünya Kupası’nda ülkemize dünya üçüncülüğü sevincini yaşatan teknik direktör Şenol Güneş o günlerde olduğu gibi yine omuzlardaydı... Bu, Şenol Güneş’in (teknik direktör olarak) ilk lig şampiyonluğu! 2002’den sonra milyonları sokağa döken ikinci büyük başarısı... Kayda geçen tarih böyle söylüyor. Fakat Güneş daha fazlasını da başardı.

Güneş’in eğitmenliğinden ve teknik direktörlük başarılarından bahsetmeden önce hep birlikte zaman yolculuğuna çıkalım... Güneş yoksul bir ailenin üçüncü çocuğu olarak Trabzon’da dünyaya geldiğinde tarih 1 Haziran 1952’ydi. O zamanlarda yaşayan herkes gibi futbol kariyerine sokak aralarında, “devşirme” toplarla başladı. 15 yaşına geldiğinde ise Erdoğdu Gençlik’in altyapısındaydı. Babası futbolcu olmasını istemiyordu. O günleri “Çok dayak yedim” diye anlatacaktı zaten. Tutkusundan vazgeçmedi ama gizledi. Ta ki ilk başarısının karşılığını alana kadar: “Bir şampiyonada bir takımı eledikten sonra aldığım 50 lirayı babama verdim. Küçükken futbol oynadığım için beni döven babam değişmiş, yerini tam bir futbol hastası almıştı.”

“Gol yemeyen bir kaleci olma hayalim vardı”

18 yaşında şimdilerde Akçaabat Sebatspor olarak bilinen o zamanların Sebat Gençlik’ine transfer olarak profesyonel oldu. Hayatının dönüm noktalarından biriydi; bu formayla parlayacaktı... Aradan geçen iki başarılı yıl kendisine Trabzonspor’un bordo-mavili formasını getirdi. Trabzonlu bir genç için bir hayalin gerçekleşmesiydi bu. Fakat Güneş’in daha büyük hayalleri vardı: “Radyodan futbol maçları dinlerken ben de onlar gibi ve daha iyisi olmak isterdim. Hiç gol yemeyen bir kaleci olma hayalim vardı.” Kulağa gerçekleştirmesi imkansız bir hayal gibi geliyor, değil mi? Bir daha düşünün... Güneş 1972’den futbolu bıraktığı 1987 yılına kadar Trabzonspor’la şampiyonluklara ambargo koyan İstanbul takımlarının kabusu oldu. Trabzonspor’un altı birinci lig şampiyonluğuna (1975-76, 1976-77, 1978-79, 1979-80, 1980-81, 1983-84) da şahit oldu. Türkiye Birinci Futbol Ligi’nde 1.112 dakika (12 maç) süreyle gol yemeyerek de tarihe geçti.

Güneş’in hayatından önemli bir ayrıntı da Trabzonspor’da forma giydiği dönemde bir yandan da eğitimine devam etmesi. Fatih Eğitim Fakültesi’nde eğitim aldıktan sonra Türkçe öğretmenliğinden mezun oldu. Belki de antrenörlük kariyerinin “gayriresmi” başlangıcıydı bu...

Şenol Güneş’in “resmi” teknik direktörlük kariyeri jübilesinden bir yıl sonra başladı. 1988-89 sezonunda kulübü Trabzonspor’u çalıştırdı. Daha sonra sırasıyla Boluspor ve İstanbulspor’un başına geçti ve 1993 sezonunda yine Trabzonspor’a döndü. Güneş’le ivme yakalayan Karadeniz temsilcisi 1995-96 sezonunda 7. şampiyonluğuna çok yaklaştı. Bitime iki hafta kala Trabzon’da ağırladığı Fenerbahçe’ye 2-1 mağlup olunca şampiyonluk kaçtı. Şehir için büyük bir travmaydı... Güneş 1997-98 sezonunu Antalyaspor’un, 1998-1999 sezonunu ise Sakaryaspor’un başında geçirdi. 2000’e geldiğimizde ise Güneş’e büyük bir görev verilmişti: A Milli Takım teknik direktörlüğü.

Güneş’in yönetimindeki A Milli Takım 2002’de Güney Kore ve Japonya’da düzenlenecek Dünya Kupası’na katılmaya hak kazandı. Şampiyonada gruplardan çıkmış, 2. turda ev sahibi Japonya’yı geçmiş, çeyrek finalde Senegal’i İlhan Mansız’ın “altın gol”üyle eleyip yarı finalde Brezilya’nın rakibi olmuştuk. Sambacıları yenemedik. Güney Kore karşısında dünya üçüncülüğü unvanını aldık. Tarihi bir başarıydı ve omuzlarda Şenol Güneş vardı.

O günlerde Güneş başarısına rağmen eleştiriliyordu. Hem de oynattığı futbol yüzünden değil, saçları, kıyafetleri yüzünden. Güneş umursamadı ama birkaç yıl sonra vereceği bir röportajda o günlerde neler hissettiğini anlatacaktı: “Dünya Kupası maçlarında eleştirilere ayakkabımdan, saçımdan başladılar. Çünkü en başta ‘Senden bu iş olmaz’ dedi ama baktı ki oluyor eleştirecek bir şey kalmadı. Benim bir vizyonum var ama onun yok. Bu Türkiye’nin sorunu bence. Bataklıkta sivrisinek varsa ve yaşıyorsa önce bataklığı kurutmalıyız. Ama biz bataklığı kurutamıyoruz.”

“82 puan aldım ama şampiyon olamadım”

Türkiye A Milli Takımı teknik direktörlüğünden kırgın bir ayrılık... Kısa süreli Trabzonspor macerası ve sürpriz bir teklif... 2002’de yılın teknik adamı seçilen Şenol Güneş, Güney Kore’den gelen teklifi değerlendirdi ve F.C. Seoul’un başına geçti. Kendi deyimiyle “dinlenme ve çalışma” fırsatıydı bu: “Futbolda fanatizm yok. Sahaya çıkıyorsunuz, maçınızı yapıyorsunuz. Dolayısıyla mutluydum orada. Kore’ye gitmekle hem dinlendim hem de çalıştım.”

Güney Kore macerasından sonra, 2009’da, Şenol Güneş dördüncü kez Trabzonspor’un başına geçtiğinde yaşayacaklarından habersizdi şüphesiz. Türk futbolunun duayenlerinden İslam Çupi’nin “Kaleciden antrenör olmaz” sözü popüler bir deyim olmuştu ama Güneş bu sözü çürütmeye kararlıydı. 2011-12 sezonunda Trabzonspor fırtına gibi esti. Ligi Fenerbahçe’yle aynı puanda (82) bitirdi ama ikili averaj nedeniyle şampiyonluğu İstanbul temsilcisine kaptırdı! 3 Temmuz’da ise “şike iddiaları” gün yüzüne çıktı. Trabzon şehri için ikinci ve daha büyük bir travmaydı bu..Şenol Güneş birkaç yıl sonra “İki kez 82 puan aldım ama şampiyon olamadım” diyecekti.

Martin Eden’ın izinden...

Güneş Trabzonspor’dan ayrıldıktan sonra önce Bursaspor’a geldi. Ardından da “ilk şampiyonluğu”nu kazanacağı Beşiktaş’a... Her takımına da herkesin takdir ettiği olumlu bir futbol oynattı. Eğitmenlik kimliğinden olacak ki her seferinde de Türkiye’ye ve dünyaya yeni yıldızlar ve gol kralları hediye etti. Bir de futbolseverlerin kulağına küpe olacak sözler. “Eskiden futbolu aç ve fakirler oynar, tok zenginler seyrederdi. Şimdi ise tok oyuncular oynuyor, fakirler seyrediyor” dediğinde onu iyi tanımayan herkesin ağzı açık kaldı mesela... Oysa Güneş’in kelimelerle arası hep iyi olmuştu. Belki de “kahramanı” sayesindedir: “Gençlik yıllarımda Jack London’ın ‘Martin Eden’ adlı bir kitabını okumuştum. Bir yazarın yazılarının yayımlanması için verdiği mücadeleyi anlatıyordu. İnatçı, ısrarlı, sabırlı olmak ve çalışmak benim için gençliğimde çok önemliydi. O karakteri kendimle bağdaştırdım ve beni çok etkiledi.”

“Süleyman ağabeye teşekkürüm”

Şenol Güneş’in jübilesi için özel bir paragraf açmakta fayda var... 1 Ağustos 1987’de oynanan maçta Trabzonspor, Beşiktaş’la mücadele etmişti. Güneş 6. dakikada yerini Alper Boğuşlu’ya bıraktı. Ardından da Beşiktaş’ın golleri gelmeye başladı ve maç 4-1 sonuçlandı. Aradan 29 yıl geçtikten sonra Şenol Güneş, Beşiktaş’ı Süper Lig şampiyonu yaptı ve kameraların karşısına çıktı: “Süleyman (Seba) ağabeye teşekkürümü şampiyonlukla yerine getirdiğimi düşünüyorum. Oyunculuğumda Fenerbahçe ile jübile maçı yapacaktım. Fenerbahçe vazgeçti. Sonra Beşiktaş’la yaptım. Belki bu seferki jübilemi de burada yapacağım.”

NE DEDİLER?

“Şenol Güneş bir futbol öğretmeni”

Attila Gökçe (Milliyet)

Şenol Güneş sadece altı gol yiyerek sezonu kapattığı, şampiyonluklar gördüğü Trabzonspor’da en güçlü savunmaların arkasında kalesini korudu. Fakat o yıllarda, takımını kalesinden izlerken en iyi savunmanın hücum olduğunu düşündü ve futbolunda hücumcu bir karakter yarattı. Bir şey daha söylemek lazım: Bana kalırsa “Kaleciden antrenör olmaz” lafı eskimiştir. Bu lafı eskiten de Şenol Güneş’tir; başkaldırmıştır bu inanışa... Geliştirdiği oyuncular ortada. Dokunduğu oyuncu olumlu yönde gelişiyor. Sadece bir futbol antrenörü değil, Şenol Güneş bir futbol öğretmeni.

“Taktiksel gelişmeleri takımına aktardı”

Güneş herkese doğar

Ali Ece (NTV Spor)

Şenol hoca kariyerinin ilk yıllarından itibaren hep ofansif futbola inandı. Takımları her zaman çok gol atmıştır. Takımlarındaki sorunlarından bir tanesi savunma hattının hücum hattı kadar iyi olmamasıydı. Şenol Hoca modern futboldaki taktiksel gelişmeleri de her zaman takip etti ve çalıştırdığı takıma aktardı. Son yıllarda da yeni Alman futbolunun oyuncu geliştirmeye ve bireysel yeteneklerden öte yetenekli bir takım yaratmaya dayalı yönünü takımına yansıttı. Takımının gerideki kalitesi arttıkça Güneş’in oyunu daha iyi oynanabilir. Her takımından bir gol kralı çıkarması da önemli. Belki Beşiktaş’ı başka bir hoca çalıştırsa Mario Gomez yine gol kralı olurdu ama takım şampiyon olamayabilirdi.

“Onu seyrederek hayatımı kurtardım”

Mehmet Kulaksızoğlu (Yardımcı antrenörü)

Ben Şenol Güneş’in arkasında yedek kaleciydim. Benden üç yaş büyüktü. Onun kaleciliğini seyrederek ben hayatımı kurtardım. Kendime örnek aldım. Şenol Hoca her şeyden önce çok namuslu ve düzgün bir adam. Ailesinden ve futboldan başka bir hayatı yoktur. Futbolcuların ailelerine de çok önem verir. İlk kampları ailelerle yapar mesela... Çok da duygusaldır. 2002 Dünya Kupası’ndan sonra malzemecimiz kendisine madalya verilmediği için ağlıyordu. Şenol Hoca kendi madalyasını ona verdi. Düşünebiliyor musunuz? Ben vermem mesela; o verdi. Şu an Şenol Hoca’nın Dünya Kupası madalyası yok bu nedenle. O madalyayı verecek kadar nasıl bir gönül varsa... Arkadaşları konusunda da hassastır. Hastanede nöbet tutar birine bir şey olursa. Hiç yalan da söylemez. Futbolcusuna da söylemez. “Formda değilsin. Yedekte bekleyeceksin” der. İş konusunda disiplinlidir yani. Kendi kuralları vardır.

21 Eylül 2019 Magazin Bülteni21 Eylül 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber