Geri Dön

Günlük yevmiye 975 kuruş

"Kendi çevremizde sempati vardı ama başka çevrelerde antipati görürdük. Sendikacı çekinilen adamdı. Sendikacıya komünist, solcu, isyankar nazarıyla bakılırdı... O zamanın modasıydı, Lan git komünist falan demek... Komünistlik, hak aramaksa Evet derdik. Eğer haksızlığa isyansa evet"

Tarihe 1000 Canlı Tanık üye olur. Eyüpte çalıştığı fabrikada işçi mümessili olması işçi haklarına ve sendikal harekete ilgisini artırır. İktisat fakültesindeki sendikacılık ve sosyal politikalar seminerlerini izler. 1947de tekstil iş kolundaki sendikal örgütlenmelerin içinde yer alır. 1952de kurulan Türk-İşin altyapısını oluşturan örgütlerden biri olan İstanbul İşçi Sendikaları Birliğinde sorumluluk üstlenir. Aynı yıllarda Türkiye Milli Gençlik Teşkilatının kurucuları arasındadır, teşkilatın yurtiçi ve yurtdışı pek çok toplantısına katılır. 1961 Anayasası sendikal hakların sınırlarını genişletirken, seçimlerde İsmet İnönünün teşvikiyle milletvekili adayı olur. İlkinde başaramaz ama 1969 seçimlerinde memleketi Kastamonudan milletvekili olur. 1980 askeri darbesine kadar sürdürür milletvekilliğini. Darbeciler tarafından kapatılan CHPnin yeniden örgütlenmesi gündeme gelince 1992 yılında Kastamonudaki il ve ilçe örgütlenmelerine destek verir. Emekli olmasına karşın halen vakıf ve hayır işleriyle uğraşan Sabri Tığlı, 1958 yılında Billur hanım ile evlenir ve iki çocuğu olur. Bakırköydeki evinde gerçekleştirdiğimiz görüşmeyi iki bölüm halinde sunuyoruz. Bu haftaki bölümde Sabri Tığlının Abanadan İstanbula gelişine ve sendikal mücadelede geçen yıllarına, Abana sevgisinin yaşamını nasıl değiştirdiğine yer veriyoruz. 1926 yılında Kastamonunun Abana ilçesinde doğar. İlkokulu Abanada bitirir. 1938 yılında okumak üzere geldiği İstanbulda çalışmak zorunda kalır. 1943 yılında Tophane Sanat Okulunu bitirir. Önce halkevine devam eder, ardından CHPye "Limasollu Naci ile tanıştım, ona Abananın fotoğraflarını çektirmek istedim. O da Benim idealim, Türkiyede Antalyada bir İngilizce konuşma kampı kurmaktır dedi. Kıbrıstan Limasoldan Antalyaya gelmiş. İngiliz filolojisi mezunu. Ve gazetecilik yapıyor, fotoğrafçılık yapıyor. Naciye Kampı Abanada kur dedim." Önce bu teklifi reddeden Limasollu Naci, Abanayı görünce kararını değiştirir ve İngilizce konuşma kampını kurmaya karar verir. "Türkiyede ilk defa İngilizce konuşma kampı kuruldu böylece. Naci çok ilginçtir, İngiltereyle ilişkisi vardı, Oxforddan, Cambridgeden falan hocalar gelirdi. Bu arada hoca sayısı az olursa Naci, Sultanahmete gider, İngiliz turistlerini bulur, bunları da hoca diye kampa getirirdi. Konuşma kampına başladığımız zaman Abanada, gelecek 150-200 kişiyi yatıracak yer yok. 20 tane çadır ısmarladık, sahile çadırlar kurduk, orada kaldılar. Sonra evler pansiyon oldu. Mesela sonradan 27 Mayıs ihtilalinin imza sahibi, general Cemal Madanoğlu da hanımı ve köpeğiyle İngilizce konuşma kampına katıldı. Okullardan öğrenciler ve öğretmenler geliyorlardı. Türkçe konuşmak yasaktı kampta. Yemek yenir, eğlenceler yapılır, dans, müzik falan hatta İngilizce konuşarak denize girerlerdi. Köydeki bir kahveye, çınar altına toplanırlar ve İngilizce konuşurlardı. Bu arada muhtarlık ve Abanalı gençler ekipler oluşturdular. Dışarıdan gelip de turistleri rahatsız edip korkutmasınlar diye."1930ların başında sakin bir Karadeniz ilçesi olan Abananın tek umudu Karadeniz boyunca yük ve yolcu taşıyan gemilerdir. "İlginçtir, donanmadan bir gemi gelir, Abana önüne demirler, ilkokulu birincilikle bitiren erkek çocuklarını alır, deniz subayı yapmak için götürürdü. Maalesef benim mezuniyetimden iki sene önce geldi gemi." İlçenin karayolu yoktur. Okumaya ve çalışmaya gidenlerle birlikte Abana, büyük kentlere göç verir. Sabri Tığlı, kaptan Ahmet bey ile terzi Şahinaz hanımın beş çocuğundan biridir: "Çok yaramazdım küçükken, ilçede şekercimiz vardı. Şekerlerini açıkta satardı. Biz de şekerleri kapar kaçardık. Yine bir gün okuldan çıkmışım, kapıp ağzıma atmışım şekeri. Şekerci kızgın, Ulan bela mısın bu memleketin başına, senden kurtulamayacak mıyız! demiş. Ben de dönüp Merak etmeyin gideceğim ama bir gün öyle geleceğim ki, hepiniz beni ayakta karşılayacaksınız demişim." Ortaokul bulunmayan ilçeden ayrılıp İstanbula babasının yanına gitmeye karar verir, henüz 12 yaşındadır. "Gemiye kaçak bindik, üç arkadaş. Bahattin, Cemal ve ben. Sene 1938. Karadeniz boyunca her yere uğrardı. Doluydu ambarları. Erkekler, çoluk çocuk, herkes yan yana, üst üste yatıyordu ambarda. Üç gün sürdü yolculuk. Karaköyde indik. İstanbula inince şaşırdım tabii, neresine baksam bina, neresine baksan insan." Üç arkadaş Perşembe Pazarında bir kahvenin üzerinde iki odalı bir ev bulurlar. "Öyle lokantaya falan gitmek yok. Ekmek alır içine peynir kor, ısıra ısıra yerdik. Haftada bir paramız olunca da yıkanmaya hamama giderdik." Kısa bir süre sonra babası hastalanır ve hastaneye yatar. Masrafları artmıştır. Perşembe Pazarında "kalafat yeri" denilen sanayi bölgesinde hemşehrilerinin yardımıyla iş bulur. "1938de Pierre Canko diye bir Rumun yanında çalışmaya başladım, tornacı olarak. Fakat içimdeki okuma arzusunu yenemediğim için de, akşamları Tophane Sanat Okuluna devam ediyordum... 40lı yıllarda annem geldi ve babam da hastaneden çıktı. Beş kardeşiz, bir tek erkek benim. Ev tuttuk onlara. İngiliz gemi tamir fabrikasındaki işimden ayrılıp Kasımpaşadaki fabrikada teknisyen olarak işe başladım. 1943 yılında, Eyüpteki Maltoğulları Mensucat Fabrikasına şef olarak aldılar beni." Kendi deyimiyle "bilgi açığı"nı kapatmak için Eyüp Halkevine kaydolur. "Halkevinde, temsil kollarında oyunlar oynuyoruz; hatta o zamanlar rahmetli Ayhan Işık ile sahneye çıkardık." Halkevi başkanının talimatı ile hitabet ve diksiyon dersi alır. Kurstan sonra yine halkevi başkanının yönlendirmesiyle CHPye üye olur. 1945te askere çağrılır. Kırıkkale askeri tesislerinde iki yıl çalışır. Limasollu Naci "1930lu yıllarda ne sendika ne de sendikalar kanunu vardı. 1936da çıkan İş Kanunu göre işveren ve işçi arasındaki ilişkiye yardımcı olan iş mümessilleri seçilirdi sadece. İki yıl kadar görev yaparlardı. 1943 yılında Eyüpteki fabrikanın işçi mümessili oldum. O zamanlarda aday çıkması da zordu. Cesaret isteyen bir işti. İşçi mümessili seçildiğin zaman, işveren sana iyi gözle bakmıyordu." 1947de İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendikal Birliği hakkında kanun kabul edilir. Büyük kentlerde, birbiri ardına sendikalar kurulur: "Biz de Mensucat İşçileri Sendikasını kurduk. O sıralar meşhur profesör Kessler, iktisat fakültesine gelmişti. Sendikacılığı ve sosyal politikaları öğrenmek için bir yıl kadar onun deslerine devam ettim. O zamanlar İstanbulda aşağı yukarı 15-16 tane sendika vardı, Bunları bir araya getirip güçlenelim dedik ve İstanbul İşçi Sendikaları Birliğini kurduk. Sonunda sendikal faaliyetlerim nedeniyle Maltoğluları Mensucat Fabrikasındaki işimden oldum. Sendikaların gelişmesi zor oldu, sendikacı olan pek çok işçi işten atıldı... 1946da Demokrat Parti kurulduğunda İşçilere grev hakkı vereceğim dedi. Fakat 1950de iktidara geçince vaadini yerine getirmedi. 1951de Tekstil Federasyonunu kurduk. Ben de Sümerbankta çalışmaya başladım. Özel sektörde bazıları sendikacıları işe almazlardı. Gireni de duydukları zaman işten atarlardı. Türk sendikacılığının temeli, devlet sektöründe atılmıştır. Bu dönemde sendikal faaliyetlere daha rahat katılıyordum. 1951den 1958e kadar Sümerbankta çalıştım. Evlere, kahvelere gidip devamlı sendikayı anlatıyorduk. Günlük asgari yevmiyeyi 100 kuruştan 975 kuruşa çıkardık ve il hakem kurulu kararıyla kabul ettirdik. Bunu da fabrikaların önünde davul zurnayla duyurduk, büyük paraydı o zaman. İşverenler kıyameti kopardılar... Aynı yıllarda Amerikalılar kendi sistemlerine göre yetiştirmek için, sendikacıları çağırırlardı, bir hayli kişi ABDye gitti, ben gitmedim. O zaman bütün mücadelemiz grev ve toplu sözleşme hakkını almaktı. Bir de aidatları elden değil de bordrodan almak. Tabii bir de konfederasyon boşluğu vardı. 1952 yılında Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonunu kurduk (Türk-İş)." Sabri bey aynı yıllarda Türkiye Milli Gençlik Teşkilatının kurucuları arasında yer alır. Türk-İş "1954te iktidardaki DP, Kurulduğu günden bugüne kadar sandıklarından CHPden başka hiçbir partiye oy çıkmadı gerekçesiyle, Abana ilçesinin köy olmasına yönelik kanun tasarısı hazırladı. Meclise getirdi. Ankaraya falan gittik ama çatır çatır geçti kanun. Abana köy olunca ekonomisi birdenbire çöktü. Hemşerilerim geldi, Senin her yerde ismin geçiyor, bize sahip çık dediler. Ben de hemen Abanayı Kalkındırma, Tanıtma ve Turizm Derneğini kurdum. Sonra Limasollu Naci ile İngilizce konuşma kampı kurduk. Basın çok ilgi gösterdi. Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı olarak uluslararası bir seminer yapma kararını verdik." Akademisyen, politikacı, gazeteci pek çok kişiyi seminer için Abanaya davet eder. İstanbuldan kalkan vapura hep birlikte binerler. 16 yıl önce vapura binip ayrıldığı Abanaya bu kez kamaralarda yolculuk ederek geri döner.Kaynak kişi önerilerinizi ve maddi desteklerinizi bekliyoruz. Telefon: (0212) 327 86 58 Faks: (0212) 227 37 32 e-posta: tbct@tarihvakfi.org.tr Proje danışmanları: Doç. Dr. Aynur İlyasoğlu, Doç. Dr. Esra Danacıoğlu Görüşmeyi gerçekleştiren: Gülay Kayacan n Görüntü kaydı : Tamer Üstel Deşifre / redaksiyon: Sevil Üzrek n Yayına hazırlayan: Tuba Çameli Gelecek hafta: Menderes, Abana pilavını neden mönüden çıkardı? Abanaya dönüş

14 Aralık 2019 Magazin Bülteni14 Aralık 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber