Geri Dön

“Halkımız bilsin, sevinsin; bizde de iyi bilim insanları yetişiyor”

Ünlü beyin ve sinir cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil, 70 yıl yurt dışında yaşadıktan sonra Türkiye’ye döndü. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nde çalışmalarına devamediyor. Gazi Yaşargil: “İngiltere’nin en sıkıntılı zamanlarında bile büyük bilim insanları ortaya çıkmış. Burada da çıkar. Halkımız bilsin, sevinsin; bizde de iyi bilim insanları yetişiyor”

“Halkımız bilsin, sevinsin; bizde de iyi bilim insanları yetişiyor”

Tanışır tanışmaz kendisine de söylediğim gibi; fikri aklıma düştüğü andan itibaren büyük bir heyecanla bekledim bu röportajı. Ünlü beyin ve sinir cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’le tanışmayı bu kadar çok istememin hem kişisel hem mesleki bazı sebepleri var. Yaşargil yıllar önce aileden bir yakınımı, birkaç ay önce de çok sevdiğim bir arkadaşımın çok sevdiğim annesini hayata döndürdü. Kişisel sebepler böyle... Mesleki olarak da beyin hakkında konuşmak için çok doğru bir zaman olduğunu düşünüyorum. 2014, Avrupa Beyin Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi tarafından Avrupa Beyin Yılı ilan edildi. Bunun üzerine Türk Nöroloji Derneği, Türkiye Beyin Yılı projesini başlattı. Bu yılki Nobel Tıp Ödülü “Beynimiz nerede olduğumuzu ve nereye gideceğimizi nasıl biliyor?” sorusuna bir cevap bulan üç bilim insanına verildi (John O’Keefe, May-Britt Moser ve Edvard Moser). Geçtiğimiz günlerde de çalışmalarına Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nde devam etme kararı alan Gazi Yaşarğil onuruna bir etkinlik düzenlendi.

“Bugün uzun bir ameliyat bekliyor sizi”

1973’te ordinaryüs profesör olan 89 yaşındaki Yaşargil’in geliştirdiği yöntemler nöroşirurjide (sinir sistemi cerrahisi) yeni bir çağ başlattı. Mikrosinir cerrahisinin kurucusu olan doktor, yüzlerce ödülün yanı sıra Neurosurgery dergisi tarafından Yüzyılın Beyin Cerrahı ilan edilmişti. 70 yıl yurt dışında yaşadıktan sonra geçen yıl Türkiye’ye döndü.

Bu hafta Ege Üniversitesi’nin açılış etkinliğinde verdiği dersle gündeme gelen Yaşargil’le hastanesindeki odasında bir araya geldik, birlikte laboratuvarını gezdik. İki saati bulan görüşmemiz boyunca sıkılmadan bütün sorularımı yanıtladı. Beynin bir mucizeler organı olduğunu bazen çizimler yaparak, bazen maketlerden göstererek anlattı. Yaşargil zarif eşi, çalışma arkadaşı Dianne’le de tanışma imkanı bulduğum bu görüşmeden ayrılırken röportaj kaydını kastederek; “Uzun bir ameliyat bekliyor sizi” dedi. Ameliyat bitti, buyurun...

“Her gelen insan bir dünya getiriyor”

2014 yılında insanoğlu beyne dair ne kadar bilgiye sahip?

İncir çekirdeğini doldurmayacak kadar... Beyin muammalı bir yapıya sahiptir. Kalpte, böbrekte, akciğerde
hep aynı doku sistemi var. Beyinde ise binbir çeşit hücre var. Hücreler arasındaki bağlantılar sonsuz...
100 sene evvel bildiklerimize göre bugün bildiklerimiz çok arttı. 1900’de dünyada en fazla 1000 kişi vardı bu alanda çalışan. Şu anda en az 2-3 milyon insan var. Ama alzheimer, parkinson, ALS, MS gibi hastalıkların hâlâ çaresi yok. Kötü huylu tümöre karşı hâlâ etkili bir ilaç bulunamadı. Siz şimdi benim karşımdasınız. Benden hoşlanıyorsunuz veyahut hoşlanmıyorsunuz, içinize öyle bir his geliyor. Benim beynim bunu algılıyor. Nasıl oluyor bilmiyoruz.

Henüz bilinmeyenler içinde en çok merak ettiğiniz hangisi?

Bu tümörler nereden çıkıp geliyor? Bunun cevabının açıklanabilmesini
ümit ediyorum.

Mesleğe başladığınız dönemle şimdiyi kıyaslarsanız, hastalar daha mı bilinçli artık? Kimileri internetten teşhisini koyup da geliyordur. Kızıyor musunuz böylelerine?

Yanlış şeyler okuyup şaşkın olarak gelenler var. Ama kızmıyorum. Anlatmak uzun sürüyor sadece.
Her gelen insan bir dünya getiriyor çünkü, her beyin sonsuz...

Hangi hastalıklar arttı?

Hiçbiri artmadı. Daha evvel teşhis koyulamıyordu. Artık koyulabiliyor.

Beyin hastalıklarından ölüm çok ciddi oranda düştü değil mi?

Anevrizma, damar yumakları ve iyi huylu tümör ameliyatlarında ölüm tehlikesi yüzde 0.5’e düştü. Geliştirdiğimiz teknikle apandisit ameliyatıyla aynı risk seviyesinde artık. Felç riski de sıfıra yakın. Bir de şu var; bir yerde tümör çıkarsa başka yere de sıçrar diye biliniyordu. Benim üzerine altı cilt kitap yazdığım tezim şu; tümör çıktığı yerde kalır. Sıçrar denen yer bambaşka bir dünya çünkü. Tümörlerin tedavisi var çünkü tümörlerin yüzde 60’ı iyi cinstir ama iyi de olsa kötü de olsa tümüyle alınmalıdır. Kötü huylu tümörü olanların da yüzde 5’i kendini toparlar. Yüzde 5’i üç-dört sene yaşar. Yüzde 90’ını bir-iki sene içinde kaybederiz. Eskiden yüzde 1 oranında görülen, nöbetlere neden olan kısım da ameliyatlarda toptan alınırdı. Ben bir usul buldum; yalnız damar yumağı yahut tümör alınıyor, dokuya zarar verilmiyor.
Bütün bunları mikrocerrahiyi çok iyi bilen cerrahların yapması gerekir.

“Her hastayı kabul ederiz”

Bu ameliyatları yapabilecek kaç doktor var Türkiye’de?

Dünyada ve ülkemizde yetenekli doktorlar var fakat sayı olarak bir şey söyleyemem. Bildiklerimizi birçok meslektaşa öğrettik. Burada Prof. Dr. Uğur Türe var, mükemmel ameliyatlar yapıyor. Nöroanatomiyi ve mikrocerrahiyi öğrenmek zaman istiyor. Sabırla laboratuvarda çalışmak isteyen sayısı az. Bir de sistematik bir öğretim yapılamadı. Dünyada da bu böyle... Gerekli laboratuvar ortamı da yaratılamıyor. Bir müzik aletini çalmayı öğrenmek kolay mı? Bir defa duymakla olmuyor. Bir ameliyata bakmaklada öğrenilemiyor bunlar. Bana kalsa talebeleri her ay sınav yaparım.
Ben hâlâ anatomi, fizyoloji okurum. Defalarca okudum, yine okurum.

Size gelme imkanı olmayanlar doktor seçerken nelere dikkat etmeli?

Ayakkabı alırken gezdiğiniz gibi dükkan dükkan gezmeyin. Bir parça araştırın yeter. Biz, bize gelen her hastayı kabul ederiz. Hakkari’deki beni Amerika’da buluyordu. İsteyen yine bulabilir, iletişim yolları çok gelişti. Ama şunu söyleyelim; halkımız bilsin, sevinsin. Bizde de iyi bilim insanları yetişiyor. Türe Bey (Uğur Türe) bunun örneği. İngiltere’nin en sıkıntılı zamanlarında, 17’nci asırda en büyük bilim insanları ortaya çıkmış. Burada da çıkar. Bu hastanede en önde giden teşhis imkanları var, ameliyatlar en mükemmel şekilde yapılabiliyor.

“Ameliyatta hiç konuşmayız”

Eşiniz de hemşire. Hep birlikte çalışmışsınız. Karı kocanın birlikte çalışması zordur derler...

Biz bir ekibiz. Hiçbir sıkıntımız yoktur. Ameliyatta konuşmayız zaten. Benim neye ihtiyacım olduğunu ekranda görür, anlar ve hemen verir. Bir şeyi anlatmaya gerek olmaması birlikte çalışmanın en güzel yanı... Kitaplarımın tashihini o yapar. Benim düşündüğüm aletleri mühendislere, ustalara o anlatır...

“Memleketimizin en iyi tarafı şu; insanlar birbirine bağlı”

Daha hızlı yaşıyoruz artık, doğal beslenemiyoruz, hareket etmiyoruz, hava kirli, su kirli...
Bunlar beynimizi nasıl etkiliyor?

Sigara damarları bozuyor, bağışıklık sistemini bozuyor. Alkolde beyne zararlı. Uyuşturucunun her türlüsü çok kötü. Ama havanın, toprağın, suyun kirlenmesi ne derece kötü henüz tam olarak bilemiyoruz.

Özellikle cep telefonlarının olumsuz etkisinden söz edilir hep...

O da bilinemiyor henüz. Çocuklarda üç yaşına kadar cep telefonuyla temastan kaçınılmasını tavsiye ederim çünkü şakaktaki kemikler daha gelişmemiştir ve sertleşmemiştir.

“Yoğurdu, peyniri, sütü severim”

Neleri yemek beyne faydalı?

Buna pek karışmak istemem.
Ne istiyorsanız yiyin ama ölçülü yiyin. Ben yoğurdu, peyniri, sütü severim. Bolca salata ve meyve yerim. Yemekleri az tuzlu tercih ederim.

Egzersiz yapmak, bulmaca çözmek, dil öğrenmek gibi şeylerin faydası olur mu sahiden?

Egzersiz çok mühim. Kasları geliştirir çünkü. Kaslar da beyin için hormonlar üretir.

Evlilik, çocuk yapmak, dini inanç sahibi olmak, stresten uzak bir yaşam tarzı, medeni bir ülkede yaşamak... Bunlar beynimizi etkiler mi?

Aslında bunlar benim pek bilmediğim mevzular. Ama şunu söyleyebilirim; memleketimizin en iyi tarafı şu; insanlar birbirine bağlı. Mahalleli buluşup dertleşebiliyor. Metropollerde bir yalnızlık havası oluşuyor. Küresel bir dinamizm var. Medeniyet yavaş olgunlaşıyor. Mesele sadece bireyin beyninin olgunlaşması değil, grup beyninin olgunlaşması... Bu en az bir-iki asır sürecek.

Nedir bu grup beyni?

Bir size ait olan bir beyin var, bir de sizin ait olduğunuz grubun görünmeyen toplum beyni... Binbir nicelikte ve nitelikte grup var. Bunlar iki kişi de olur, iki milyon kişi de! Sabah kalkayım mı kalkmayayım mı diye düşünüyorsunuz. Bu sizin beyninizde oluyor. “Beş dakika daha uyuyayım” dedikten sonra size “Ama büyükannem ne der?” dedirten grubun beynidir. Babam hiç sinemaya gitmemizi istemezdi. Bugün bile sinemaya gitmek istesem aklıma
o gelir. Bazı şeyler böyle kalıyor işte...

“Dünyanın gidişatı konusunda endişelerim var, günde bir insana yardım edebilirsem teselli oluyor”

Amerika’da sizin çalışmalarınızla ilgili bir müze kurmak istemişler. Kabul etmemişsiniz...

Çünkü burada kurulsun istiyorum. Kurulacak da... Müze ve halka açık bir laboratuvar olsun istiyorum; ilkokul talebesi de gelip beyin nedir öğrensin, kilden kopyasını yapsın...

Bundan böyle hep Türkiye’de misiniz?

2013’ün ağustosunda geldik. Artık buradayız. Daha önce de birkaç kez istedim ama istediğim ortam yaratılamadığı için gelmedim. 1995’ten beri her yıl en az iki kez gelip burada da ameliyatlar yapıyordum.İstediğim ortamı Bedrettin Dalan Bey hemen yaptı.

“İnsan utanıyor, daha fazla yapabilirdim diyor”

Memnun musunuz döndüğünüz için? Mutlu musunuz burada?

Mesleğim hususunda mutluyum. Ama dünyanın gidişatı konusunda endişelerim var herkes gibi. Günde bir insana yardım edebilirsem bu benim için teselli oluyor. Bir insanın kendi etrafı hatta dünya için kıymeti büyük olabilir.

Ameliyat yapmıyorsunuz galiba artık... Uzaktan bakınca ne hissediyorsunuz şimdi?

Şimdi konuşurken bile kafanıza bakıp şaşırıyorum, “Ben bunu nasıl açıyordum?” diyorum... Bir müzisyenin enstrümanını uzun süre çalmadığında hissettiklerine benzer hisler... 2013’ün sonuna kadar ameliyat yaptım, artık yapmıyorum, yeni kitapla uğraşıyorum. Ama uzak değilim, kendim yapmasam da ameliyatlara giriyorum.

Müdahale etmeden durabiliyor musunuz?

Ellerimi zor zaptediyorum bazen. Sanki ben yapıyormuşum gibi hareket ettiriyorum. O yüzden genelde cebime sokuyorum.

Sizi bir kahraman olarak gören çok insan var. Ödüller, Yüzyılın Beyin Cerrahı gibi unvanlar... Bütün bunlar ne hissettiriyor size?

İnsan utanıyor, daha fazla yapabilirdim diyor. Güzel şeyler duyunca seviniyorum elbette. Geliştirdiğim metot ve aletlerle her gün dünyada binlerce insan yardım görüyor... Ama hiçbirimiz evrende
bir toz parçası bile değiliz aslında...

“10-15 hastamı nasıl kaybettiğimizi hâlâ düşünürüm”

Neredeyse tamamı çok çalışmakla geçti hayatınızın. Pişmanlığınız var mı?

Devamlı okudum ve yazdım.
Hep çok çalıştım ama bir pişmanlığım yok. Ben hep insanlara yardım etmek istedim. İsviçre’nin dağ sporları meşhurdur ya, yıllarca orada yaşadım, hiçbirini yapamadım, dağlara hep uzaktan baktım. Çünkü hastanede olmak daha enteresandı benim için.

Sizinki gibi alanlarda çalışan cerrahlarda bir çeşit “Tanrı kompleksi” geliştiği söylenir... Her şeyi doğru yaptığınız halde kaybettiğiniz hastalarınız olduğunda ne hissedersiniz?

Öyle üzüntülerim vardır içimde. 10-15 hastamı neden kaybettim diye hâlâ düşünürüm. Çocuğunu kaybeden anne gibi ben de unutmam onları.

Şimdiye kadar kaç ameliyat yapmışsınızdır?

Siz hesaplayın; 60 sene beyin cerrahlığı yaptım. Senede 300 ameliyat olsa...

Kaçı hayatını kaybetmiştir ameliyatına girdiğiniz hastaların?

Yüzde 1’in altındadır bu oran...

“Enginar dolması yaparım mesela”

Ameliyatlardan önce neler hissedersiniz?

Endişeliyimdir. Başlayıncaya kadar... Sanatkarlar da öyle olur ya...

Çalışmadığınız zamanlarda neler yaparsınız?

Boş durmayı, avare olmayı hiç sevmem. Okurum, çok okurum. Her alanda okurum. Coğrafya, felsefe, tarih, sosyoloji... Zürih’teki evimin bir bahçesi vardı. Orada çiçek yetiştirdim. Şimdi burada 26’ncı katta oturuyoruz, bahçe yok. Onu arıyorum, çıkayım bir gezeyim istiyorum. Onun dışında... Fotoğraf çekiyorum. Ama hiç bilgim yoktur. Basıyorum, ara sıra iyi çıkıyor...

Yemek yapar mısınız?

Yaparım. Enginar dolması bilir misiniz? İçini boşaltıp ortasına kıyma koyar, pişirirsiniz. Etin suyu enginara geçer. Müthiş olur. Bunu yaparım mesela. Hanım duymasın ama...

“Âşık olduğumuzda beynimizde neler olduğu bilinmiyor”

Beynimizin yüzde 10’unu kullandığımız söylenir. Siz bunun yanlış bir bilgi olduğunu söylüyorsunuz...

Evet, bir piyanoyla çalabileceğiniz eser sayısının bir limiti var mı? Beynimiz de bir enstrümandır. Yapabileceklerimizin sınırı yoktur. Yeteneklerimizi fark edip geliştirmek mühim.

Kadın ve erkek beyni arasında
fark var mı?

Ne yapı bakımından ne işlev bakımından fark var. Belki biraz küçüktür o kadar. Çünkü erkeklerin cüssesi büyük, adaleleri de daha fazla, onun dışında bir fark yok. Maalesef kadınlarımız
2 bin senedir sosyal baskı altında.
Kız çocuklarına bebek veriliyor, erkek çocuklarına araba... Değişiklik yetiştirmede başlıyor. Büyük keşiflerde, büyük eserlerde arkada hep hanımlar var. Ama ortaya çıkamıyorlar.

“Canlı bombaları neyin etkilediği de araştırılıyor”

Dışarıdan baktığımızda çok zeki birinin beyninde diğerlerinden ayıran bir fark görür müyüz?

Görmeyiz. Fark ultramikroskopik seviyededir.

Beynimizin bir de karanlık bir yanı var değil mi? Bize cinayet işleten, intihar ettiren...

Evet, iyi tarafı var, çok yaratıcı,
yapıcı... Bir de kötü tarafı var. Ama
kendi kararıyla mı kötü, yoksa ait olduğu grubun kararıyla mı kötü bilmiyoruz.
Bazı hücreler yakalanıyor bu kötü durumlara. Bazen kendimizi tutabiliyoruz, bazen tutamıyoruz. Bu durum beynin neresinde oluyor az çok biliyoruz. Bir şiddet ve saldırganlık merkezi var. Bir profesör boğanın beynindeki o kısma elektrot koydu. Boğa hücuma geçtiği anda tribündeki profesör elindeki kumandadan düğmeye basınca hayvan duruyordu. Şimdi yapılan araştırmalar sonuçlandığında, bozulmaya başladığımızı anladığımızda
bir düğmeye basıp kendimize gelebileceğiz. Bir de canlı bombalar var biliyorsunuz. Onlarda etkili olan da aynı merkez mi bilmiyoruz henüz. Şimdi bir de bu araştırılıyor.

“Beynin hoşlanmak isteyen bir tarafı var”

Âşık olduğumuzda beynimizde neler olur?

Nöro-hormon araştırmaları bunu bir gün daha kesin açıklayabilecek. Şimdilik pek bilinmiyor. Ama beynin hoşlanmak ve bağlanmak isteyen bir tarafı olduğunu biliyoruz. Bu illa insandan insana da olmak zorunda değil, bir sanat eserine de âşık olunabilir. Ama fazla bağlanmak da
iyi değil. Aşırı aşk saplantıya ve hastalığa dönüşebilir.

Uyurken beynimizde neler olur?

Beyin bölge bölge uyur, toptan uyumaz. Onun için anında uyanabiliriz. Uykuyla ilgili de pek çok araştırma yapılıyor, rüyalarla ilgili aydınlatılacak çok şey var.

19 Ocak 2020 Magazin Bülteni Haberleri19 Ocak 2020 Magazin Bülteni Haberleri

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber