“Hep bir sınır içindeyiz”

Uzun bir aradan sonra sistemi sorgulayan “Batı” oyunuyla sahnelere dönen Esra Ronabar: “Aynı ülkelerin sınırları olduğu gibi hayatta da sınırlarımız var; ofislerimizin, evlerimizin... Hep bir sınır içindeyiz. Oysa ‘Ben bunu denesem ne olur?’ların hepsi kötü değildir”

“Hep bir sınır içindeyiz”

Karşımda tam bir tiyatro ve oyunculuk âşığı kadın var. Anlatırken parlayan gözlerinden, heyecanından bunu hissetmemeniz olanaksız. Esra Ronabar başından geçen kazanın ardından nihayet “Batı” oyunuyla sahnelere döndü. Üstelik bir de çocukluk hayalini gerçekleştirdi. “Bir araya geldiğimizde hayata, içinde yaşadığımız koşullara söyleyecek cümleleri olan, bu cümleleri de kırmadan, dökmeden, ayrıştırmadan, birleştirerek söylemek isteyen üç insandık” dediği iki arkadaşıyla; “Batı”nın yönetmeni / çevirmeni Arzu Bigat Baril ve partneri Murat Kılıç ile Kirpi Tiyatro’yu kurdu. İçindeki tiyatro aşkının hiç sönmemesi dileğiyle...

- “Batı”dan başlayalım diyorum.

“Batı” 2006’da Fransız yazar Remi De Vos tarafından yazılmış. İlişkileri günden güne dibe vuran bir çiftin hikayesini anlatıyor. Bunu anlatırken de Avrupa’da aşırı sağın yükselişini yani sistemi sorguluyor. Sistemi de iki kişinin arasına koyuyor, dokunan yanıyor. Biz de hem yanmadan birbirimize nasıl dokunacağız hem de sistemin içinde varlığımızı nasıl sürdüreceğiz sorularını tartışıyoruz.

- Bir de kukla gibi hareket ediyorsunuz. Bir ironi var gibi...

Öyle değil mi ama; her sabah kalkmamız gereken bir saat, gitmemiz gereken bir iş var. Bunu biz seçtiysek belki mutluyuzdur da ama bazen insanın canı işe gitmek istemez, ancak sistem buna izin vermez. Biz de bölüm geçişlerinde bunu bedenimizle anlatmak istedik. Hepimiz hayatın kuklasıyız çünkü ve kukla olmamak için farkındalığımızı bir şekilde artırmak zorundayız.

- Dekorunuz da yoktu sadece yerde sınırlarınız vardı...

Bu yönetmenimiz Arzu Bigat Baril’in özel tercihi. Aynı ülkelerin sınırları olduğu gibi hayatta da sınırlarımız var; ofislerimizin, evlerimizin... Hep bir sınır içindeyiz. Tabii başkasının özgürlüğünü asla kısıtlamamalıyız ama içimizdeki çocuğu kaybetmemek de değerli. Çocuklara bakarsanız hep bir sınırları zorlarlar, denerler... “Ben bunu denesem ne olur?”ların hepsi kötü değildir yani.

“Annelik bir kimlik”

- Yaşadığınız kaza nedeniyle uzun süredir ekranlarda yoksunuz. Dönecek misiniz?

18 yaşından beri her sabah ya tiyatro provasına ya sete gidiyorum. Kendimi maddi manevi var edişim bu meslek üzerine ama talihsiz bir olay yaşadım, trafik terörüne maruz kaldım. Beden sıkıntı yaşayınca da ne yazık ki oyunculuk yapılmıyor. Ama döneceğim tabii ki şu an “Batı” gibi beni heyecanlandıran senaryolar arıyorum.

- Nasıl bir hikaye isterdiniz?

İnsan kendi yaşam deneyimini aktarmak istiyor. Ben bedenimin sağlığını kaybettim ve tekrar bu sağlığı elde etmek için zorlu bir süreçten geçtim. Bu benim için değerli bir hikaye bunu anlatmak isterdim. Bir oğlum var sekiz yaşında, annelik gerçekten bir kimlik, çocuk büyütmek çok şey öğretiyor. Annelik hikayesini anlatmak isterdim...

“Zaman bükücü olduğumu düşünüyorum”

- Eşiniz Barış Falay da çalışmıyor. Nasıl geçiyor vaktiniz?

Tiyatro şu an bütün vaktimi alıyor. Yapım tarafında olmak; bilet bastırılması, satışı, PR vs. çok daha zormuş sadece oyuncu olmaktan. Onun dışında Mavi Rüzgar var hayatımızda... Hayatın kendisi var...

- Seneye 40 yaşında olacaksınız. Ne hissediyorsunuz?

“Hep bir sınır içindeyiz”

Yaşa değil olay ve durumlara anlam yüklüyorum. Kaza hayatımda bir dönüm noktasıydı, kendimle çok uğraşmak zorunda kaldım, çok mücadele verdim tekrar yürüyebilmek için. Bu mücadelede yenik düştüm, tekrar ameliyat oldum, tekrar mücadele verdim. Oyunculuk yapma isteği çok büyük bir motivasyondu. Zaman bize anlatıldığı gibi lineer değil. Ben bir zaman bükücü olduğumu düşünüyorum naçizane bir hikaye anlatıcısı olarak. Hikaye anlattığınızda durduruyorsunuz zamanı. O yüzden dayatılan ezber cümleler bende işlemiyor.

“Eşimle ve oğlumla mutluluğu arıyorum”

Küba’ya gitmek istiyorum ama sezon ters işlediği için pek mümkün olmuyor. Oradaki hayatı merak ediyorum. Gidenler hep “Basit bir hayatla nasıl mutlu olunabileceğini görmen lazım” diyorlar. Çünkü artık sahip olduklarımız bize sahip oldu. Çok tişörtümüz, kazağımız, kalemimiz var ve zannettik ki bunlar çok olunca mutlu olacağız ama gördük ki öyle değilmiş. Ben de herkes gibi mutluluğu arıyorum eşimle ve oğlumla beraber.

23 Ekim 2019 Magazin Bülteni23 Ekim 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber