Hırvatistan’ın denizi güzel, yemeği vasat

Bir hafta boyunca Adriyatik kıyılarının en güzel koylarında denize atladık, köylerinin pansiyonlarında yattık. Uyarı: Hırvatistan’da ne gece hayatı var ne de sebze yemeği

Hırvatistan’ın denizi güzel, yemeği vasat

Epeydir aklımdaydı ama Hırvatistan’a ayırmıştım, şu cümleyle başladı: “Nasıl bir insanım?” Arkası, çorap söküğü gibi geldi. Mehmet Eroğlu’nun “Fay Kırığı” üçlemesinin ilk kitabı  “Mehmet”, üçüncü gün Adriyatik’in binlerce güzel koyundan sadece biri olan Primoşten’e üç kilometre kala  “sığındığımız” Apartmani Babacic ’in kumsalında bitti.
Giriş cümlesini çalarak başlıyorum: “Nasıl bir ülke Hırvatistan?”
Eskiden her metresine bayıldığım ama artık kıyılarına küskün olduğum Karadeniz kadar güzel bir coğrafyada 1500 kilometreye yakın yol yaptık yedi günde iki kişi. Pula yarımadası hariç ülkenin Adriyatik kıyısının neredeyse tamamını aştık. Üç büyük kent Zagrep, Rijeka  ve Split’in dışında kaç kent, kaç köy, kaç koy gördük hatırlamıyorum.
Pahalı otellerde kalmadık, lüks lokantalara gitmedik, hepimiz kadar iyi insanlarla tanıştık, damak tadımıza uymayan yemekler yedik,  “bizim kahvaltı ”dan edemedik, beğenmediğimiz kırmızı, tamamını beğendiğimiz litrelerce beyaz şarap içtik. Yolu şaşırdık, patlak tekerle boğuştuk, 40  avro  “çarpmak” isteyen Rent a Car’cı gençle bir saate yakın ağız dalaşına girdik. Yani bu ülkede neyle karşılaşıyorsak, Hırvatistan’da da benzeri mutluluklar / sıkıntılar yaşadık.

Avro ver, kuna al
Zagrep’ten kiraladığımız avuç içi kadar otomobille Krk Adası’na doğru -yanlış yazılmadı, üç sessiz harf yan yana- otobanda ilerlerken geçtiğimiz ulu ormanlar,  “Yüzüklerin Efendisi ”nde güç yüzüğünü Mordor’a taşıyan Frodo Baggins’in yolu üzerindeki ulu ormanları andırıyordu. Akşam üzeri klimayı kapatıp camı açtık bir ara. Fotosenteze hazırlanan ormanın yaydığı keskin koku genzimizi yaktığında, “Burası da aynı dünyaysa, biz nerede yaşıyoruz?” dedim yan koltukta oturan hanımefendiye.
Krk, iki görkemli köprüyle ana karaya bağlı zarif bir ada. 7  avroya yakın bir para ödeyerek giriliyor adaya.
Hırvatistan’a gidecekler için bu  “ödeme” meselesi önemli. Benzinciler hariç her yerde euro kabul ediyorlar ama para üstünü ülkenin parası  kuna ile ödüyorlar. Avro hesabı şöyle yapılıyor: Kuna bölü üç, eşittir TL, bölü 2,2... Görüldüğü gibi karışık değil! Siz de garsonların yaptığı gibi cep telefonlarının hesap makinasını kullanabilirsiniz.
Yöntemi çabuk kavrayanlar için ucuz bir ülke sayılır Hırvatistan. 60  avrodan başlayıp Rixos gibi fiyatını merak bile etmediğim oteller gereksiz bence. Çünkü kapılarında  “zimmer”,  “kamere”,  “sobe” yazan binlerce “apartmani” var yollarda. Kıyılara gidecekler için önerim kentlerde değil köylerde kalmaları. Klimalı, gayet temiz banyo / tuvaletli, mis gibi çarşaflı binlerce ev sizi bekliyor. Biz üç tanesinde kaldık, üçünün de sahibi çarşafları kadar temiz üç kadındı.
Her yerleşimde  ‘turizm büro’ları var, isteğinizi sıraladığınızda alternatifleri öğrenebiliyorsunuz. Yine de önerim, yatak işini öğleden önce ayarlamanız. Çünkü öğleden sonra ülkeye rehavet çöküyor, millet hayattan el etek çekiyor.
Otel için büyük takıntılarınız yoksa  “üç yıldızlı”lar gayet iyi. “Müşkülpesent değilim, senin gibi temiz banyo, temiz çarşaf yeter” diyorsanız Dubrovnik’te kaldığımız Sumratin Otel ayarı mütevazı yerler işinizi görür. Ayrıca bu tür otellerde insanı içine alan bir samimiyet de vardır ki, tatilde bundan daha önemli bir şey yoktur derim.

Yemek beklentisini aşağı çekin
Koylara yukarıdan bakınca insanda yüzme değil, içme isteği uyanıyor. O kadar çekici... Dubrovnik’ten Rijeka’ya kadar “Bu deniz bu ülkeye yakışmamış” diyebileceğiniz bir metre yer bulamayacağınıza iddiaya girerim. Kumsallarıyla, suyun kıyısına pusuya yatmış ormanlarıyla, bir merdiven kolaylığında kullanışlı hale getirilmiş kayalarıyla gezegendeki en iyi denizlerden.
Kum sevenler için, koyların dip bölümleri kumsal. Kenarları ise, benim gibi kayadan atlama konusunda enteresan teknikler geliştiren “sahil çocukları”na uygun.
Ülke coğrafi olarak güzel, lakin yemek? Gurme bir kişilik sayılmam hatta yemek bile ayırmam ama bir tür Alman / İtalyan melezi olan “Hırvat mutfağı”, ki buna mutfak demek doğru mu emin değilim, en azından bana göre değildi. Her yerde yemekler üç aşağı beş yukarı aynı. Üç restorandan birisi pizzacı, biri balıkçı, öteki  “İtalyan  /  Alman füzyonu”. Et olarak daha çok domuz ağırlıklı, balıkları ise Türkiye ortalamasının hayli altında. Balıklar yavan, yapılışları ise beceriksiz. Söylemesi ayıp, bir deniz ürünlü spagetti yedim, ben utandım... O kadar yani. Aynı şekilde, nasıl beceriyorlarsa deniz ürünlü risottolar bile vasat.
Sıkı durun! Bütün masalarda mutlaka sirke ve yağ bulunuyor ancak yağ bildiğiniz ayçiçek yağı! Zeytinyağı istediğinizde bir çok restoranda para ödemek zorundasınız. Akdeniz’in burnunun dibinde zeytinsiz, zeytinyağsız bir hayat, gerisini varın siz düşünün. “Sebze yemeği yoktu” dersem başım ağrımaz, yoktu. Koca ülkede ne bir koyun ne de inek gördüm. Ama “İnek çıkabilir” tabelası vardı Allah için...

Saat 10, yatağa kon
Gelelim  “Adriyatik akşamları”na... Yedi gün  altı gece geçirdiğim Hırvatistan’da sürekli radyo dinledim. Ülke şarkılarının ortalaması, Eurovision yarışmalarındaki “ikinci sınıf” şarkılar gibi; Alman  /  Avusturya  /  İtalya tarzına  “rock altı pop” uyarlama! İyi sesler dinledim ama “Çok iyi” diyebildiğim tek şarkı olmadı.
Tuhaf, saat 22.00 (yazıyla on) oldu mu millet yavaş yavaş çekiliyor evlere, gençler bile. Dubrovnik sokakları 23.00 sıralarında tamamen kedilerin egemenliğine geçiyor. Belki cuma-cumartesi aksiyon vardır, onu bilemiyorum. İki-üç bardan müzik yükseliyordu, bir ikisine kafayı uzatıp baktım içerde üç-dört kişi biralıyordu, hepsi o.  Diyeceğim o ki, iyi yemek gibi  “gece hayatı” beklentisini de bir kenara bırakmalı gidecekler.
Ülkedeki gözde turizm aracı karavan. Bütün kıyı boydan boya  “karavan kampı” desem abartmış olmam. Ve orta boy yerleşim yerlerinin üçte birinde irili ufaklı marinalar var. Yakın gelecekte Akdeniz’in “mavi yolculuk” rotasının Hırvatistan kıyıları olacağını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok. Çünkü tekneciler için hakikaten hem çok güzel koylar hem de yüksek lojistik destek var... Tabii, en şahanesi bütün kıyıları motosikletle geçmek olurdu, ki benim gibi düşünen yüzlerce motosiklet gördüm yollarda.
Ve final... Çok güzel bir ülke Hırvatistan. Tahmin ediyorum ki Bosna-Hersek, Karadağ, Sırbistan, Makedonya, Slovenya, Kosova da öyledir. İnsan bütün bu güzelliklerin içinden geçerken “Yugoslavya gibi bir ülkeye ne yaptınız böyle?” demekten kendini alamıyor... 


Hırvatistan’ın denizi güzel, yemeği vasat


Hırvatistan’ın denizi güzel, yemeği vasat


Dubrovnik’te çevreye küçük bir “dalış sunumu” yaptım. Birlikte gittiğimiz hanımefendiyi utandıran ama üstünlüğü tartışılmaz tekniklerle kayalardan atlarken, vücut kitle endeksinin hesaplanmasında kullanılan “su taşırma” yöntemini bile uyguladım. İki arkadaşım daha olsa her koyu kısa sürede “özelleştirirdik” eminim.

Hırvatistan’ın denizi güzel, yemeği vasat


Zagrep’te özellikle gece araba kullanırken tramvaylara dikkat derim. Bir gece ellerinden zor kurtuldum.

Kadın muhabir canlı yayında cinsel tacize uğradıABD’nin Georgia eyaletinde gerçekleşen bir 10 kilometre yarışını sunan kadın muhabir, yarışçılardan birinin cinsel tacizine maruz kaldı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber