İki arkadaş Portakal’ın tadını çıkarıyor

“Pazar-Bir Ticaret Masalı”nın yönetmeni Ben Hopkins ve başrol oyuncusu Tayanç Ayaydın, Antalya’dan Altın Portakal’larla döndü. Film onların hem kariyerlerinde hem de özel hayatlarında önemli bir dönüm noktası oldu

İki arkadaş Portakal’ın tadını çıkarıyor

Geçen hafta dağıtılan Altın Portakal ödüllerinin yıldızı “Pazar-Bir Ticaret Masalı” filmiydi. Yapım, 45. Antalya Film Festivali‘nde dört ödül aldı.
En çok dikkat çekenler de En İyi Yönetmen Ödülü’nü alan Benjamin Hopkins ve En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü alan Tayanç Ayaydın idi.
İkiliyle Cihangir’de buluştuk. Cafe Firuz’da günün ilk kahvelerini içerken yanıtladılar sorularımızı.
İlk kez üç yıl önce “Pazar-Bir Ticaret Masalı”nın deneme çekiminde tanışmışlar, o gün bugündür dostlar. Ayaydın, Benjamin’in hem arkadaşlık hem iş anlamında onun için bir milat olduğunu söylerken Hopkins “Tayanç’a otobüs filan çarpsaydı filmi çöpe atardım” diyor.
Birbirlerine “Ben abi”, “Tayanç abi” diye hitap eden ikili, yeni sevgililerini de bu sette bulmuş.
Tayanç Ayaydın filmde tanıştığı kız arkadaşı ve ilişkisi hakkında ser veriyor sır vermiyor. Temkinli konuşuyor. Yanında muhatapları olmadan ilişkiler hakkında açıklama yapmak istemiyor. Çekimlerde başlayan ilişkiler de dahil buna. Setteki diğer aşkları sorunca gülümsüyor ve suya sabuna dokunmadan anlatıyor.
Konu kız arkadaşına gelince Benjamin Hopkins’in yüzü kızarıyor, gözlerini kaçırıyor. Saçlarıyla oynamaya başlıyor.
Sonunda ısrara dayanamayıp baklayı ağzından çıkarıyor: “Evet, bir Türk kızına aşık oldum!”


“Eğer bir gün oyunculuk yapamazsam hayatımı barmenlikle idame ettiririm”


Tayanç Ayaydın: “Yıllar önce Alchera’da tiyatro oyunları sahnelerken barmenlik de yapıyordum. Bar şefliğine kadar yükselmiştim. Eğer bir gün oyunculuk yapamazsam barmenlikten para kazanırım. Barmenlik maceramı bilen arkadaşlar ne zaman bara gitsek içki alma işini bana bırakıyor”

Çocukken evde kendi oyununuzu kendiniz yaratır, farklı karakterlere bürünür, onlar gibi giyinirmişsiniz. En çok kim olmayı severdiniz?
Hepsi. Abuk sabuk şeyler oluyordum! Bir gün helikopter pilotu olur, öteki gün bir süper kahramana dönüşürdüm. Helikopter pilotu olmak için babamın kulaklığını ve kar gözlüğünü yürütürdüm. Süper kahramanları kışın canlandırmak zor oluyordu. Annemin pelerininin içine sadece kırmızı mayo giyince üşüyordum pek tabii.
Her filmde, her dizide, her tiyatro oyununda çocukken büründüğüm karakterlerden aldığım keyif sürüyor. Aynı heyecanı duyuyorum. Aradaki tek fark annem beni artık “Haydi Tayanç, akşam yemeği hazır” diye sofraya çağırmıyor.

Aileniz sizi oyunculuk konusunda hep destekledi mi, yoksa vazgeçirmeye mi çalıştı?
Hep desteklediler. Annem daha ortaokuldayken İstanbul Üniversitesi’ne gidip “Benim oğlum oyuncu olacak. Ne yapmamız gerek?” diye sormuş. Onlar da “Daha var. Liseyi bitirip konservatuar sınavlarına girecek” cevabını vermişler. Ben de liseden sonra Mimar Sinan Üniversitesi’nin konservatuarına girdim.
Babam benim oyunculuğumu hep besledi. Çocukken babamla bir oyunumuz vardı. Bir klasik müzik parçası dinler, onun aklımıza nasıl bir hikaye getirdiğini

İki arkadaş Portakal’ın tadını çıkarıyor
anlatır sonra onu müzik eşliğinde oynardık.


“Depresyondayım diye deneme çekimini ertelemek istedim”


Konservatuara giremeseydiniz oyuncu olma hayalinizi çöpe atar mıydınız? Pes edip başka bir meslek seçer miydiniz?
Asla. Hemen bir B planı yapar, beni yetiştir diyerek bir ustanın kapısını çalardım. İlk çalacağım kapılardan biri de Genco Erkal’inki olurdu. Usta-çırak ilişkisine çok inanıyorum çünkü. Erkal’ın yanında sahneyi silmekten başlar, her işi yapardım.

Ödül aldığınız filmde bu kadar hayran olduğunuz Genco Erkal’ın da oynayacağını duyunca ne yaptınız?
Ben Hopkins, Erkal’ı ikna edince çok sevindim. Sakin gözükmeye çalışıyordum ama içimde fırtınalar kopuyordu. Bir taraftan onunla oynayacağım için korkuyordum çünkü çok heyecanlıydım. Eğer kendimi o heyecana kaptırsaydım kötü oynayabilirdim. Oyunculuk tenis maçı gibidir. Karşı taraftan ne kadar sert top gelirse siz de o sertlikte vurabilirsiniz topa. O top bana çarpar mı demeden tenis oynamalıydım. Genco Erkal olabilecek en sert topları bana attı, ben de en iyi şekilde karşılamaya çalıştım. Çok keyifli bir ortaklığa dönüştü ilişkimiz. Amca-yeğen ilişkisi var şimdi aramızda.

“Pazar-Bir Ticaret Masalı” filminin deneme çekimlerine gitmeden önce depresif bir halde evde oturuyormuşsunuz. Neydi sizi depresyona sokan?
Kolay depresyona girerim. Bir: Oyunculuk yapmadığımda depresif bir adama dönüşüyorum. İki: Hayatta kimsenin takmadığı ve fark etmediği detaylar beni çok derin bir depresyona sokabiliyor. Sokakta kalem satan yaşlı bir amca beni bir hafta boyunca sersem edebilir. O zamanlarda da kendimi eve kapatmayı tercih ederim.
Böyle günlerden birinde konservatuardan dönem arkadaşım Sinan Tuzcu beni aradı ve Ben Hopkins’in bir film için oyuncu aradığını söyledi. Bana deneme çekimi ayarladı. Sinan’a “Abi çok kötüyüm. Başka bir gün geleyim” dedim. Sinan ısrar etti. O an “Haydi Tayanç at dışarı kendini” dedim. Ve çekime gittim.

Ben Hopkins sizin için bir röportajında “Üç yılda yüzlerce aktörle görüştüm ama Tayanç tek tercihimdi. Tayanç’a otobüs filan çarpsaydı filmi çöpe atardım” diyor. Ben Hopkins sizin için ne ifade ediyor? Sadece bir iş arkadaşı mı? Dostluk da var mı aranızda?
Ben, benim milat noktalarımdan biri oldu. O çok şey öğrendiğim, çok şey paylaştığım bir dost. Bu filmle çok iyi bir yönetmenle çalışmanın yanı sıra çok zor sahip olunacak bir dost kazandım. Ben çok rahat özleyen bir adam değilim. Belki de tek çocuk olduğum için kendime yetiyor olmamdan kaynaklanıyordur bu durum. Ama Ben, şimdi benim en çok özlediğim insanlardan biri.


“Pazar”ın setinde tanıştığı Jenny artık sevgilisi ve ev arkadaşı


“Pazar-Bir Ticaret Masalı” filmi sizin hayatınızı fazlasıyla değiştirdi. Ödüller kazandırdı. Hayranı olduğunuz Genco Erkal’la buluşturdu. Yeni dostluklar başlattı. Ve bir sevgili kazandırdı: Çekimlerde tanıştığınız Jenny Klein. Almanya’da yaşayan Klein’ın Türkiye’ye yerleştiği ve sizin evinize taşındığı doğru mu?
Evet. Jenny aslında sanat yönetmeni ama filmde başka bir departmanda çalıştı. Bunlardan başka Jenny hakkında söyleyeceğim her söz onu bağlayacak. O da bu tip sorulara cevap vermek istemez. Bu yüzden ben de onun hakkında konuşamam. Daha önce ilişkimi merak eden gazetecilere, “Evet Jenny ile birlikteyim ama ne olur yazmayın” dedim. Yine de yazdılar.

Film setinde çok sıkı dostluklar ve aşklar da doğmuş. Öyle duyduk.
Bu soruya şöyle cevap vereyim en iyisi. Setlerdeki durumu anlatayım önce. Genelde setlerde herkes can ciğer kuzu sarmasıdır. Öküz ölür, ortaklık biter. Çekimlerden sonra bir daha görüşülmez, kimse kimseyi aramaz. Bu set dostlukların da, birlikteliklerin de -yalnızca kadın-erkek ilişkisi olarak değil- doğduğu ender setlerden biriydi. Aradan 1,5 yıl geçmesine rağmen settekilerle hâlâ görüşüyoruz.


“Festivale parti yapmak için değil, film izlemek için gittim”


Altın Portakal Film Festivali’ne giden gazeteci arkadaşlarım sizin partilere katılmadığınızı, kız arkadaşınızla bir köşede gazete okuduğunuzu söyledi. Sosyal ortamlar hoşunuza gitmez mi?
Ben oraya parti yapmaya gitmedim, film izlemeye gittim. 12 günde denize sadece üç kere girdik. Günde üç-dört film izleyip akşam da onlar hakkında konuştuk. Çok geç saatlere kadar kalmadık. Kapanış partisine katıldım bir tek. Herkes daha rahattı, kulis yapılmıyordu. Sonuçlar belliydi. Kimsenin kimseye “Aa bu muymuş?” diye bakmadığı bir ortamdı. Herkes kurtlarını döktü. Hem insanın partide kutlayacağı bir şey lazım değil mi? Benim vardı.

Yakın gelecekte sizi bekleyen bir proje var mı?
Şu an bir dizide oynuyorum: “Aşk Yakar”. Diziye üçüncü bölümden sonra dahil oluyorum. 30 yaşındayım. Yorulana kadar çalışmak istiyorum. Ayrıca Genco Erkal’la sadece ikimizin rol alacağı bir tiyatro oyununda yer almayı diliyorum.

“Annemle babam tekstil atölyelerini kapatırken bana danıştı. O dönemde altı yaşındaydım”


Locarno Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü alır almaz telefonla annenizi, babanızı ve babaannenizi aradınız. Altın Portakal için sahneye çıktığınızda ise “Anne-baba ödülü bana verdiler” dediniz. Nasıl bir aile sizinki? Birbirinize çok bağlı mısınız?
Şu an dünyanın en mutlu anne-babası onlar. Onlar hayatım boyunca beni çok mutlu ettiler. Sıra bende. Son günlerde ne zaman konuşsak ağlaşıyoruz telefonda.
Bizimki çok alışıldık bir aile değil. Normal aileler gibi televizyon karşısına geçip film veya dizi izlemezdik. Uzun uzun sohbet ederdik. Işıkları hafif loş hale getirip dans ederdik. Daha küçük yaştayken bile önemli kararlarda bana danışırlardı. Annem ve babam sahibi oldukları tekstil atölyesini kapatma kararı almak üzereydiler. Ben henüz 6 yaşındaydım ama bana da danıştılar. Ben “Kapatmayalım” dedim. Sonra babam bana kağıt kalem verdi ve “Buraya istediğin bir şey çiz” dedi. Ben de deniz, gemi falan çizdim. Bu çizimimi, ürettikleri kazakların üzerine bastılar. Son işlerinden biri oldu o. Bir süre sonra atölye kapandı.

Yıllar önce Alchera’da tiyatro oyunları sahnelerken bir yandan da barmenlik yapıyordunuz. Ev partilerinde içkileri hazırlayan siz mi olursunuz genelde?
Bar şefliğine kadar yükselmiştim. Ama oyunculuk yaparken bir de barmenliğe devam edemedim. Yorgunluktan bir deri bir kemik kalmıştım. Ama eğer bir gün oyunculuk yapamazsam hayatımı barmenlikle idame ettirebilirim.
Evime gelenler kokteyl hazırlamamı istiyor tabii ama malzeme yetmiyor ki. Evimde bir sürü şurup veya bol sayıda içki yok. Bara gittiğimizde de bardan içki alma işi hep bana kalır. “Tayanç içkiyi doğru mu yapıyorlar, yeterli alkol koyuyorlar mı baksana” der arkadaşlarım.
ELİF BERKÖZ ÜNYAY



“Tayanç’ı 500 kişi arasından seçtim”


Benjamin Hopkins çekimler sırasında başrol oyuncusu Tayanç Ayaydın ile sette çalışan Jenny Klein arasındaki aşktan ötürü endişelendiğini anlatıyor: “İkisinin arasında işler ters gitse bu ister istemez filmime de yansırdı. Aşk insanın işe olan konsantrasyonunu etkileyen bir şey. Neyse ki şansımız yaver gitti ve ters
bir şey yaşamadan setimizi bitirdik”



Yolunuz Türkiye’ye nasıl düştü? Buraya ilk ne zaman geldiniz ?
1999’da Bursa Gezici Film Festivali için geldim. Festivalde Yılmaz Güney’in “Sürü” filmini izledim. Bu film, “Pazar-Bir Ticaret Masalı”nın senaryosunu yazarken bana ilham verdi.
Sonraki yıllarda birçok kez Doğu Anadolu’yu ziyaret ettim. Bu filmi çekme fikri aklıma düştükten sonra mekanları ve insanları incelemek için ziyaretlerimi sıklaştırdım.

İngilizler soğuk olur derler. Sizin pek de öyle bir haliniz yok.
Bilmem, ben uyum sağlayabilen biriyim. Bu yüzden girdiğim ortamlarda çoğunlukla kolayca sevilirim çünkü kendimi kasmam ve olduğum gibi davranmaktan hoşlanırım. İngilizlerin soğuk olması konusunda size hak veriyorum. Onlar gittikleri yere ve insanlara uyum sağlamaya çalışmazlar. Aksine dünyanın onlara uyum sağlamasını beklerler. Mesela 20 dakika otobüs bekleyen bir İngiliz düşünebiliyor musun?
Kısacası bence de İngilizlerin ukala ve kendini beğenmiş bir duruşları vardır. Galiba İngiltere ile ilgili sevdiğim tek şey Londra. Çok güzel bir şehir orası.


“Bu defa komedi yapmak istiyorum, sanırım yeterince ciddi film çektim”


Türkiye’ye gelse beklemek zorunda kalabilir...
Kalır ama şikayet eder. Ben klasik bir İngiliz değilim, hatta İngilizlere göre biraz garip olduğumu bile söyleyebilirim. Bu nedenle de adaptasyon sorunum yok. Farklı kültürleri ve o kültürlere ait insanları tanımayı seviyorum. Değişime açık bir yapım var ve bu benim çok hoşuma gidiyor. Bu yüzden Türkiye’de de hiçbir zorluk yaşamadım.

Türklerin hangi özelliklerini seviyorsunuz?
Türklerin sıcakkanlı olmalarını seviyorum. Daha net söylemek gerekirse sizlerin kendinizi kasmadan işleri prosedürüne göre değil de içinizden geldiği gibi halletmenizi seviyorum. Mesela bu film için bir yerde çekim yapmak için izin almamız gerekiyordu. Önce pek yanaşmadılar sonra karşılıklı birer çay içtik, biraz sohbet ettik. Derken baktık ki ertesi gün için çekim yerimiz hazır. Türkler insanların samimiyetine inanıyor ve buna değer veriyor.

İnce belli bardaktan çay içmeyi sevdiniz yani. Türk yemekleri ile aranız nasıl?
Türk yemekleri çok lezzetli. Hangisini saysam ki? Zeytinyağlılar, döner, İskender kebap ve mezeler... Bunların hepsine bayılıyorum. İskender oldukça yağlı ama neyse ki hiçbir zaman kilo problemi yaşamadım. Sık sık İskender yiyorum. Türk mutfağındaki favorim ise balık ve tabii ki rakı. Rakı-balık sofrasına aşık oldum diyebiliriz.

Sadece rakı-balık sofrasına mı aşık oldunuz Türkiye’de?
Konuyu nereye getirmeye çalıştığını biliyorum ama özel hayatıma dair açıklama yapmak tarzım değil. Ben utangaç bir adamım.

Madem ilk açık veren siz oldunuz rahat rahat sorabilirim. Film setinde birçok aşkın doğduğu konuşuluyor. Siz de bu aşık çiftlerden biriymişsiniz. Kimdir bu şanslı Türk kızı?
Tamam tamam. Zaten ben gizli saklı bir şey yaşıyor değilim ki. Sadece demin de dediğim gibi özel hayatımın merak edilmesini pek anlamıyorum. Yani yaptığım işlerden bahsedebilirim çünkü bir sanatçıyım ama bundan sonrası sadece beni ilgilendirmeli. Size verebileceğim ipucu bu Türk kızının bir yazar olduğu. Filmin yapım aşamasında tanıştık ama o sanıldığı gibi oyuncu ya da set görevlisi değil, bir yazar. İsmini söylemek istemiyorum çünkü onun kendine ait bir kariyeri var ve benim kız arkadaşım olarak tanınmak istemiyor.

Sizinki dışında yaşanan aşklardan bahsedelim o zaman. Mesela Jenny ve Tayanç aşkı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sevindim çünkü Tayanç benim dostum ve gerçekten mutlu görünüyor. Arkadaşım adına mutlu oldum. Sonuçta bu sette olan bir şey, tabii ki ister istemez fark ediyorsunuz. Ama profesyonel olarak orada ben yönetmenim ve Tayanç da benim başrol oyuncum. Bu yüzden film boyunca ona Jenny ile ilişkisine dair hiçbir şey sormadım. Biraz endişelendim. İkisinin arasında işler ters gitse bu ister istemez filmime de yansırdı. Çünkü aşk insanın işe olan konsantrasyonunu etkileyen bir şey. Neyse ki şansımız yaver gitti ve ters bir şey yaşamadan setimizi bitirdik.

Türkiye’ye bir gün temelli yerleşmeyi düşünüyor musunuz?
Evet ama şu sırada tamamen karar vermiş durumda değilim. Hayatımın bir kısmı Berlin’de bir kısmı burada. Cuma günü (24 Ekim) Berlin’e dönüyorum. Bir süre kalıp geri geleceğim. Herhalde bir sene içinde kesin kararımı vermiş olurum.

Yine Türkiye’de geçen bir film çekme ihtimaliniz de yüksek o zaman...
İkinci senaryomu yazmaya başladım bile. İki kadının başrolünü oynadığı bir yol filmi çekmek istiyorum. Film İstanbul, Edirne ve Yunanistan’da geçecek. Bu defa komedi yapmak istiyorum, sanırım yeterince ciddi film çektim.


“Tayanç’ın doğru seçim olduğunu biliyordum, tek endişem biraz genç olmasıydı”


Oyunculara karar verdiniz mi peki?
Tabii ki hayır. Daha yazım aşamasındayım; hem benim oyuncu seçmem biraz uzun sürüyor. Mesela Tayanç’ın oynadığı Mihram rolü için 500’den fazla aktörle görüşmüştüm.

Bir yerde Tayanç’ın hep bir numaralı adayınız olduğunu okudum.
Evet, Tayanç’la 2005’te bir araya geldik, film için görüştüğüm yedinci aktördü ve onu görür görmez Mihram’ı en iyi onun canlandıracağından emindim. Tek endişem biraz genç olmasıydı ama Tayanç bu dezavantajını oyunculuğu ile kapattı.

“Altın Portakal’da ismimiz açıklandığında şoke oldum”
Filmin hazırlık aşaması da epey bir zaman almış.
Evet 2004’ten beri bu iş için uğraşıyoruz. Kadroyu ve bütçeyi toparlamak çok zaman aldı ama sonuçlara bakınca “İyi ki beklemişiz” diyorum. Tabii ben bu arada boş durmadım ve 2006’da “Ölü Bir Koyunu Değerlendirmenin 37 Yolu” isminde, Türkiye’de halen Doğu Anadolu’da soylarını devam ettiren Pamir Kırgızlarının geçmişleri ile ilgili bir belgesel bir film çektim. Film Berlin Film Festivali’nde Caligari Özel Ödülü’nü aldı ve Kanada’daki Hot Docs Uluslararası Belgesel Film Festivali’nde de En İyi Belgesel seçildi.

Ödül almaya alışmış olmalısınız. Altın Portakal ödülünü almak size neler hissettirdi? Ödül almayı bekliyor muydunuz?
Beklemiyorduk, hatta bu tamamen bir sürpriz oldu diyebilirim. Normalde böyle festivallerde ödül alan filmin ekibine uzaktaki yapımcı ya da orada olmayan oyuncu da gelsin ve töreni kaçırmasın diye bu durum bir gün önceden haber verilir. Burada böyle bir şey olmadı. Her şey tamamen gizlilik içinde gerçekleşti. Ben de kimseden bir şey duymayınca ödül alamadığımızı düşündüm ve ismimiz açıklandığında şoke oldum.

PELİN ÇİNİ


İki arkadaş Portakal’ın tadını çıkarıyor



Elif Berköz Ünyay ve Pelin Çini, Tayanç Ayaydın ve Benjamin Hopkins ile aynı kafede buluştu, ayrı masalarda konuştu.

17 Kasım 2019 Magazin Bülteni17 Kasım 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber