İlkbaharda Alaçatı

Yaz gelip de kalabalıklaşmadan Alaçatıyı ziyaret edin. Taş Otelde konaklayın, Agrilia ve Tuvalde hazırlanan nefis yemeklerin mutlaka tadına bakın

Herkes bunları söylüyor... Sosyetenin yaz aylarında Alaçatıyı mesken tuttuğu, taş evlerin kapış kapış gittiği anlatılıyor. Bu Alaçatı denilen yer ne biçim bir yermiş? Sosyete yaz mevsimi hücum etmeden bir de biz görelim dedik. Alaçatının ilkbahar mevsimini, sosyetenin hücum etmemiş halini gördük. Bayıldık. Hayran olduk.Tabii ki doğrudan doğruya Zeynep Özyişin Taş Oteline gittik. Hafta içi gittiğimiz için de boş oda bulabildik. Zeynep Özyiş aslında Alaçatıya ilginin kapısını açan hanım.Çünkü Alaçatı 100 yıldır Alaçatı... Ve de 100 yıldır (Allahtan) Alaçatıya uğrayan olmamış ki, şehrin yapısı bozulmamış. Eski evler olduğu gibi kalmış. Alaçatıda bir sebze ve bir antika pazarı varmış ki sormayın... Alaçatıda Zeynep Özyiş isimli bir hanım Taş Otel diye bir otel yaptırmış ki sormayın..." Alaçatı bir bataklıkmış. Sivrisineklerden bıkan çevre halkı saraya rica etmiş. Sadrazam efendimiz, bataklığı kurutmak için adalardan Rum işçiler getirtmiş. Rum işçiler daha sonra buralarda yerleşerek bağcılık, şarapçılık yapmış. Alaçatı Limanında şarap fabrikası kurulmuş. 1914 Balkan Savaşından kaçanların bir bölümü gemiyle Alaçatıya getirilince Rumlar Sakız Adasına kaçmış. 1924 mübadelesiyle gelen Selanik göçmenlerinden bir bölümü Alaçatıya yerleştirilmiş. Selanikten gelenler tütün ve hayvancılıkla uğraşmış. Bağlar, üzümcülük, şarapçılık yok olmuş. 1980 yılından sonra tütüncülük de tarihe karışınca Alaçatı çökmüş. Ta ki, kolejli (işletme okumuş) Zeyneş Özyiş gibi bir hanım burada eski, taş bir Rum evini otele dönüştürünceye kadar...Taş Otel 2001 yılında hizmete açılmış. Üç yıl içinde Alaçatıda 6 butik otelin, 14 lokantanın, sayısız kahve ve barın açılmasına öncülük etmiş.O kadar mı... Şimdilerde o fakir (fakat el değmemiş) yerleşim yerlerindeki evler satın alınıp onarılıyor. Bunu yapanlara şapka çıkarılır...Ama bir de "taş ev kirliliği" başlamış ki... Buna ne yapılır bilemiyorum. Zeynep Özyişin otelini ve otel bitişiğindeki taş evini beğenenler çoğalınca, müteahhitler dağı taşı Taş Otel benzeri (ama hiç de benzemeyen, dejenere) taş yapılarla doldurmaya başlamış. Şimdi sosyete modası Alaçatıda yeni yapı (dejenere) taş ev satın almakmış. Bataklıktan Alaçatıya Dönelim Taş Otele... Alt katta oturma salonları, üst katta 8 odası olan şipşirin bir otel. Bu otelin salonunda şömine başında otururken hayatımda ilk defa bir köpeği ellemek zorunda kaldım. Hayvan severim de elleyemezdim. Kocaman bir köpek yaklaştı. Ben ne yapacak diye beklerken, getirdi elini dizime dayadı. Gözlerini gözlerime dikti. Şaşırdım. Tertemiz, tüyleri pırıl pırıl parlayan başını okşamaya mecbur kaldım. O da ilgiden hoşlandı. Bu defa başını dizime dayadı... Muhabbetimiz otelde konakladığımız sürece devam etti. Bu sıcak hayvan otel sahibesinin Oğlum isimli köpeğiymiş.Otelin servis elemanları güzel, servisi güzel, sabah kahvaltısı zengin mi zengin. Kahvaltı salonunda otelde konaklayan İzmirli Şenocak ailesiyle tanıştık. Klimasan Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şenocak, Alaçatı hayranlarındanmış. Bizi Alaçatının ünlü sebze pazarına götürdü. O yeşilliklere, sebzelere, otlara hayran olduk. Taşıma imkanı olsa yüklen İstanbula taşı... Ot meraklıları mutlaka görmeli.Kış aylarında antika pazarı kurulmazmış. Meydanda kahvede oturduk. Otlu gözleme yedik. Çay içtik. Daha sonra Şenocaklar otomobilleriyle bizi çevrede dolaştırdı. Akşamüzeri Alaçatının tenha sokaklarında dolanırken dikkatimizi Agrilia isimli eski bir taş bina çekti. İçine girince görkemi bizi etkiledi. Yüksek ahşap bir tavan. Kocaman bir salon. Eski bir tütün deposunu kafeye dönüştürmüşler. Agrilia ismi yabani yeşil zeytinden geliyormuş. Sekiz odalı, şipşirin bir otel Kafenin içinde her şey doğal. Göze batan sivrilik yok. Bir köşedeki rafa nefis seramikler dizilmiş... Önlüklü zarif bir hanım ilgi gösterdi. Biz masaya oturmadan seramiklere yöneldik. "Bunlar Sıtkı ustanın seramikleri mi?" diye soracak olduk. "Hayır, bunları ben yapıyorum" dedi. Nevin Yurtemre hanım daha önce resim yaparmış, 6 sergi açmış. Şimdi seramiğe yönelmiş. Seramiklerinin her birinin rengi ve deseni farklı. Fiyatları uygun. İki parça seramik aldık. İmkanım olsa hepsini alır dostlara dağıtırdık. Nevin Yurtemre, Agrilianın mutfağında Hatice Karaya yardım ediyor. Daha sonra kafenin işletmecisi, eski sörf hocası Melih Pekşen ile tanıştık. Melih Pekşen de mutfağa meraklı. Özel soslu makarnaları, ızgara etleri ve tatlılarıyla övünüyor. Gürül gürül yanan kömür sobasının ısıttığı kafede, gürül gürül yanan şömine başında oturmak ve sohbet pek tatlıydı. Kahvede şömine keyfi Akşam yemeğini, Semra Erdoğanın Tuval isimli lokantasında yedik. Bir lokantaya hanım eli değince her şey başka oluyor. Tuvalin soslu, dövülmemiş bonfileleri ve T-bone steaki ünlüymüş. Tadalım dedik. Kıvır kıvır, yumuşacık lezzetli et yedik. Lokantanın şefi Hakan Yiğit, masamıza servis yapan Sezgin Eren yakın ilgi gösterdi. Yemek fiyatları da şarap fiyatı da makul rakamlarda idi.Alaçatı sokaklarında yürürken Rasim Usta ismini taşıyan, ev yemekleriyle ünlü bir lokantaya da uğradık. Dede Hüseyin Demirel mübadeleyle Alaçatıya gelenlerden. Daha sonra baba Rasim, şimdi de oğul Arif tezgahın başına geçmiş. Oğlak haşlamaları ve tas kebapları pek nefis. Tuvalin bonfileleri nefis

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber