‘İnşallah evli ve mutlu çiftler numara yapmıyordur’

Neredeyse memleketin yeni nostalji kraliçesi olacakken kendi şarkılarından oluşan “Bende Bi’aşk Var” isimli yeni albümüyle gündeme geldi. Göksel’le albümdeki şarkıların satır aralarında dolaştık. “Aşk” konuştuk

‘İnşallah evli ve mutlu çiftler numara yapmıyordur’

Son dönem ne zaman bir magazin ekini açsam birileri “Aşk şudur, aşk budur” diyor. Madem herkes fikrini beyan ediyor, “aşk acısını anlatan şarkıların sultanı” neden aşk konuşmasın? Böyle düşündüm Göksel’i karşımda bulunca. “La Notte”deki Jeanne Moreau gibi Göksel, özellikle yeni kısa saçlarıyla. Ama elinde şarap kadehi değil rakı var. Geçen yaz gittiği Midilli’de uzoya merak sarmış, “Arada rakı içiyorum” diyor. İlk konseri 3 Şubat’ta İKSV Salon’da. Albümün akustik bir sound’a sahip olması, bunu sahneye uyarlamak için yaptıkları çalışmalar, alınan ilk tepkiler...
“Small talk” denen ısınma konuşmaları beni hep germiştir. Bir-iki sorudan sonra -Göksel ile yıllardan bu yana oluşan samimiyetime sığınarak- “Ben buraya aşktan konuşmaya geldim. Madem aşk albümü yaptın, o halde anlat bakalım” diye girdim konuya...

* Nostalji albümlerin döneminde konuştuğumuzda “Başkalarının şarkılarını söylemekten kendi şarkılarımı söylemekten bile daha fazla zevk alıyorum” dediğini hatırlıyor musun?

Öyle mi demişim? Demişimdir, çok heyecanlıydım. Eski şarkıları çok seviyordum. Galiba söylediğim şarkıların bazılarından da çok etkilenmiştim. Bunu doğal karşılamak lazım. Bir dönem herkes çok üstüme gelmişti neden kendi şarkılarını söylemiyorsun diye. İnat etmiş olabilirim.

* Herkes senin “nostalji kraliçesi” olmanı bekliyordu ama sen kendi bestelerinden oluşan bir albüm yaptın. Ne zamandır hazırlanıyor bu albüm?

Dört yıldır. Aslında ben kendi albümümü hazırladığımı gizlemedim ama insanlar inanmadı herhalde. Biz 2008’in sonunda Ozan Çolakoğlu ile bir araya geldik. Benim bir albümü hazırlayacak kadar şarkım vardı. Ama geniş zamana yaymak istedim. “Alıp başımı gideyim, bir zaman sınırı koymayayım” dedim. Kendimden ve şarkılarımdan sıkılmıştım.

* Kendinden sıkılınca ne yapıyorsun?

Bir şeyleri değiştirmek istiyorum. Değiştirmeye çalışıyorum. O da zamanla, yolculukla ya da aşkla oluyor.

* “Acıyor”la çıkış yaptın. Çok da beğenildi. Bu son dönemde yazdığın bir şarkı mı?

Evet. Kafa dinlemeye gittiğim Midilli seyahatinde kendi kendime söylediğim bir şarkı. “Rüzgar” da tam o döneme denk geliyor.

* Bu albümünde çok fena ve çaresiz durumdaki bir âşığın gözünden şarkılar var. Senin kişisel tarihini yansıtıyor mu şarkılar?

Evet beni anlatıyor. Saklayamayacağım.

* “Aklım aşkını yensin” demişsin (“Uzaktan”). Aşk mı kazanıyor sende mantık mı?

Hep böyle bir mücadele içine girdiğim bir dönem oluyor. Ben galiba önce hep negatif başlıyorum. “Eyvah” diye. Sonra gerisi “Aklımı başıma almalıyım” diye geliyor. Ben aşkla değil ilişkiyle ilgili problemim var. Âşık oluyorum ciddi şekilde teslim olmaktan korktuğum için bir mücadele veriyorum.

“Şarkılar biraz benim aşk evrelerimi anlatıyor”

* Âşık olduğun adamla mı gidersin her şeye rağmen, yoksa daha az tutkulu ama güvenli bir ilişkiyi mi tercih edersin?

Kalbimin sesini dinlerim her zaman. Mücadele ediyorum ama... Çoğunlukla öyle diyelim.

* Albümdeki şarkılar tek bir hikayeyi mi anlatıyor?

Bir hikayeyi farklı şarkılarla anlatan bir albüm yapalım diye başlamadık. Ama bitince baktım ki biraz öyle görünüyor. Şarkıları sıralarken buna dikkat etmeye çalıştım. Bir bütünlük olsun istedim. Bunlar aslında farklı dönemlere ait farklı anları anlatan şarkılar. Benim aşk evrelerim...

* “Bir küçük bavul içinde bir avuç çakıl taşı, eski güzel günlerin hatıraları, onlar bile ağır, bıraktım denize” diyorsun (“Aşk Bitti”). Bavulu denize atıp gidebiliyor musun gerçekten?

Birkaç kez atmışlığım var. Zor oluyor. Eninde sonunda yapıyorum ama uzun sürüyor. Ara ara geri dönüşler de oluyor. Bana çok saçma geliyor. Birini seviyorsan ayrıldıktan sonra arkasından ölmüş gibi bir daha hiç görmeyecek misin yani?

* Bazen öyle olması gerekmiyor mu?

Ben hiç öyle düşünmüyorum.

“Yazdığım şarkıya bakıp ‘Amma abartmışım’ diyorum”

* Görünce kötü olmaz mı insan tekrardan? Sen görüşüyor musun mesela?

Tabii ki görüyorum.

* Peki arkadaş mısınız? Hadi bu akşam bir yemeğe çıkalım sana işten ve yeni sevgilimden bahsedeyim. Böyle mi?

Hayır onu beceremedik, keşke becerebilseydik. Alper’den (Erinç, eski kocası) bahsediyorum. İsterdim becermeyi. Denedik. Arkadaş olarak görüşelim dedik. Ama olmadı.

* İdeal aşk ya da insan tarifin var mı? Kimi “Aşk olmadan olmaz” der. Kimi “Huzurlu olayım âşık olmasam da olur” der?

Âşık olmadan yapabileceğimi sanmıyorum. Zaten durağan, sakin bir aşktan yana da değilim. Planlı, düzenli, aklımla hareket eden bir insan olsam “Seyahat etmesini seven, akıllı, karizmatik, hayatla ilgili ortak zevklerimiz olan, özgürlüğüme müdahale etmeyecek birisi olsun, çok yakışıklı olması da gerekmiyor” derim. Ama yetmiyor. Bir şeyin beni çok heyecanlandırması lazım ve o heyecanlandıran insanda da bu özelliklerin hiçbiri olmuyor. Hayatımda şu anda işle ilgili istikrar var. Ama duygusal anlamda istikrar sağlayamadım. Belki de istemiyorum. Aşk olmadan yazamıyorsun. Çünkü başka türlü bir şey hissetmiyorsun.

* Yazdığın sözlere yabancılaştığın olmuyor mu?

Oluyor. Çok abartılı bir haldeyken çıkıyor şarkı. Sonra bakınca amma abartmışım diyorum. Ama mesela “Acıyor” çok hissettiğim bir duygu. “Yalnız Kuş” şu anda en çok hissettiğim şarkım.

“Evet, evlilik aşkı öldürüyor”

* Evlilik aşkı öldürüyor mu?

Kesin. Artık karşındaki çok “senin” oluyor. Heyecan bitiyor. Ben mesela kendime bakıyorum. Belki o zaman bazı özgürlüklerim daha fazla olsaydı, ne bileyim daha çok sehayat edebilseydim belki bu kadar sıkılmayacaktım diye düşünüyorum. Belki de evlilik insan doğasına aykırıdır. Bunu düşünüyorum.

* Bunu düşünenler çok ama bir yandan çok mutlu evli çiftler var...

İnşallah numara yapmıyorlardır.

* Çaresizlikten mutlu olmak durumunda kalıyorlar mı demek istiyorsun?

Olabilir. Bir de 60’larına gelmiş, birbirinden nefret eden çiftler var. Bu korkunç bir şey. Bütün ömürlerini harcamışlar beraber, ortak hiçbir şeyleri yok, mecburiyetten devam etmişler. Birbirilerine benim hayatımı mahvettin diye bakıyorlar. Bir yerde bırakıp gitmek gerekiyor. Böyle diyorum ama gene evlenirim...

* Neden? Ne oluyor da bunları söyleyen kadın evlenmek istiyor hâlâ?

Ne bileyim. İçimdeki domestik kadın...

* Kadınlar evlenince daha mı güvende hissediyor, bununla mı ilgili?

Yok canım, benim buna mı ihtiyacım var sence?

* Peki ilişkin var, devam ediyor. Her şey harika, evlenme teklifi alıyorsun. Ne oluyor?

İşte o anda “ne romantik” deyip, onun olma hissini yaşamak için evlenebilirim. Ya da ömrüm boyunca ondan başkasını sevmeyeceğim gibi abartılı duygularla baş başa kalabilirim.

“Teselli bulmak için şarkı yazıyorum”


* Diyelim âşıksın, çaresizsin. Teselli bulmak için ne dinliyorsun?

Aslında o durumlarda dinlemiyorum, yazıyorum. Eskiden öyle değildi. Şimdi çok fenayken yazıyorum. O dramları ben yaratıyor bile olabilirim. Şüphe ediyorum kendimden. Yazdığım anda inanılmaz bir rahatlama duygusu geliyor. Dünya aydınlanıyor.

* Israrcı sevgili rahatsız eder mi?

Çok.

* E “Tut kollarımdan, kırık dallarımdan, al sürükle, götür beni yanına” diyorsun. Israrcı olmayan adam nasıl seni çekip götürecek?

Ben bir şey yapamıyorum bari sen yap demek. Bilemiyorum. Kesinlikle karşı tarafın ilişkiyi başlatmasını, onun harekete geçmesini beklerim. Benim başlattığım bir şey pek olmadı bugüne kadar. Benden bir jenerasyon sonrası kızlar çok daha rahatlar o konuda. Ben pek öyle değilim.

* Aşk şarkısından başka şarkılar da yaptın mı bu dönemde, hiç mutlu şarkın yok mu?

Yok. Ama bazı şarkılar komik geliyor bana. “Aşkın Yalanmış” mesela o kadar da üzücü değil.

* Ama adama arkasından “meğer her şey yalanmış” diyorsun. Bütün hatıraları silmek yeterince
ağır değil mi?


Ama komik de. Mesela orda “Çoktan ölmüş bitmiş aşkı mezardan çıkarıp öpmek ister” demişim. Komik değil mi? “Uzaktan” da aynı şekilde komik geliyor. “Neden kaçtın, neden, mesut olurduk belki” demişim. İnsan hiç öyle der mi? Ben herhalde kendi durumuma bakıp ne kadar komiğim diye kendi kendimle dalga geçtim biraz. Ne kadar abarttığıma bakıp durumu komik bulmamdan yani. Kendimi tiye aldığım şarkılar biraz...

* Gelgitli ilişkiler hakkında ne düşünüyorsun.

Seviyorum. Sıkça yaşadığım bir şey.

* Çok yorucu değil mi?

Yorucu. Bi daha asla olmayacak deyip yine aynı şeyi yapıyorum.

* Hiç kavgacı, itiş kakış seven birine benzemiyorsun halbuki.

Gelgit için kavgaya gerek yok ki. Soğuk savaş. Kavga etmem ben. Ama küsebilirim.

* Küsmek demek bir şeye kırıldım ama sana söyemeyeceğim, eziyet edeceğim demekti galiba değil mi kadın dilinde?

Genellikle “Kadınlar erkeklerin anlamasını bekler. Erkekler de bir şeyin kendilerine açıkça söylenmesini” denir hep...
Ama neticede anlamayanlar erkekler değil mi? O konuda anlaştık en azından. “Sussam konuşmasam, duysa anlasa” demişim. Bazen nasıl anlamıyor diye soruyor insan kendi kendine. Bunu da ben mi söyleyeceğim diyorsun artık. Bir arkadaşımız vardı, bir kıza çok âşık. Gözleri ağlamaktan kızarmış. Sonunda onu buluşmaya razı etti. Adam hayatının konuşmasını yapacak. Bira söyleyip sucuklu yumurta yemiş kızın karşısında. Bundan bahsediyorum. Adam acısından ölüyor ama kızın karşısında birayla sucuklu yumurta... Böyle şeyler yapabiliyorsunuz işte.

* Ne oldu sonra?

Evlendiler.

“Aynı zamanda müzikal bir boşanma da yaşadık”

* Albümün prodüktörü Ozan Çolakoğlu. Nasıl çalışmaya başladınız?

Ben onu yaptığı şeyleri takip ediyordum. Çok istiyordum çalışmak. Önceden tanışıyorduk ama albüm için 2008’de buluştuk tekrar. O dinleyip heyecanlanınca ben de sevindim. Ama hiç kolay olmadı.

* Neden?

Dört albüm boyunca Alper (Erinç) ile oluşturduğumuz bir sound vardı. Bunu yenileyebilecek miydik? Başka biriyle çalışabilir miydim bilmiyordum. Yaşadığımız sadece boşanma değil aynı zamanda müzikal boşanmaydı da. Ağır bir şeydi benim için. Ozan albümlerimi dinledi. Konuştuk. Kaydetmeye başladık.

* Çok güzel görünüyorsun, bu yeni imajın nasıl oluştu?

Saçımı kestirmek istiyordum, ufak ufak kesmeye başlamıştım ama cesaret edemiyordum. Bir gün pat diye kestirmeye karar verdim. Kuaförüm Hakan Köse kesti. Styling için çok uğraşmadım. Saçımı kestirince bir anda her şey değişti zaten. Fellini kadınları gibi görünmeyi hep isterdim. 60’lı 70’li yılların Avrupa sineması efektini severim. Ben de bunu üzerine gittim hafiften. Kendimi beğendiğim, kadınsı hissettiğim bir dönemdi. Fotoğrafları Cem Talu çekti. Onunla çalışmayı sevdim. Bir hikaye yaratıyor, poz vermeden fotoğraf çektirebiliyorum. Bu beni rahatlatıyor. “Güzelleşmişsin” diye şeyler duyuyorum ama çok değişmedim aslında...

15 Ekim 2019 Magazin Haberleri.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber