“İstediğin mesleği seçebilirsin ama önce fotoğrafçılığı öğren”

Geçtiğimiz hafta Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği (AFSAD)’nin düzenlediği “Fotoğrafta 40 Yaş 40 Fark” Ankara’da en çok ilgi gören etkinliklerden biri oldu.

“İstediğin mesleği seçebilirsin ama önce fotoğrafçılığı öğren”

Fotoğrafçı baba-oğul Mehmet ve Ahmet Turgut’un konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte, Turgut ailesindeki fotoğrafçılık geleneğinden hareketle mesleğin dünü, bugünü konuşuldu. Bu aile mesleğinin tohumlarını atan dedelerin, babaannelerin anıları yad edildi. Dünün rötuşu ile bugünün fotoşopu karşılaştırıldı. Seminer öyle ilgi gördü ki Mehmet Turgut’un aklına bu etkinliği İstanbul’da da yapma fikri düştü. Bu fikir ne zaman ete kemiğe bürünür bilinmez, şimdilik baba-oğulla yaptığımız bu söyleşiyle yetineceğiz galiba...

Mehmet Turgut: “Bizim ailede kimse kimseye fotoğraf öğretmez, bakarak öğrenilir”

Şimdiye dek pek çok etkinlikte konuşmacı olarak yer aldınız. Bu kez babanız da eşlik etti size. Nasıl bir hismiş baba-oğul konuşmacı olmak?

Tek başımayken arkadaşımla konuşur gibi oluyor ama babayla birlikte olunca bir çekidüzen vermek gerekiyormuş.

Turgut ailesinde fotoğraf çekmeye kaç yaşında başlanır?

Bizim ailede çocukların eli, ayağı biraz hareket etmeye başlayınca eline hemen bir fotoğraf makinesi verirler. Çünkü eğer Turgut ailesinin bir üyesiyseniz istediğiniz işi yapmakta özgürsünüz ama fotoğrafçılığı bilmek zorundasınızdır. Fotoğrafçılığı bilirsen dünyanın hiçbir yerinde aç kalmazsın, böyle düşünür bizimkiler.

Ailede herkes birbirinin fotoğraflarına yorum yapar mı?

Çok eleştiri seven bir aile değiliz biz. Babam eğer beğenmezse “Tekrar bas” der. Bir daha basarım. Olmadı bir daha... Kimse kimseye fotoğrafçılık öğretmez bizde, bakarak öğrenilir. Görerek ve deneyerek... O yüzden galiba herkesin fotoğraf dili birbirinden farklı.

Sizin de çocuğunuz olursa o da fotoğrafçı mı olacak?

Ne isterse onu olur ama o da mutlaka fotoğrafçılık bilecek, devam ettirmek isterse de iyi olur yani, dördüncü nesil...

“Türkiye’de kurgusal fotoğrafçılığı ilk yapanlardanım ve daha 35 yaşındayım”

Babanızın yaptığınız işle ilgili iyi bir şey demesi ne kadar önemli sizin için?

Babam da dahil olmak üzere insanların söyledikleri şeyler çok etkilemez beni. İnternette hakkımda yazılanların onda birini kafaya taksaydım işi bırakmam lazımdı.

Niye sevmiyorlar sizi?

Türkiye’de kurgusal fotoğrafçılığı ilk yapanlardan biriyim ve henüz 35 yaşındayım. Almadığım uluslararası ödül kalmadı. Ozzy Osbourne’un albüm kapağını çektim ve rock tarihine geçtim. Yarın ölsem benim açımdan hiçbir problem olmaz. Herkes iz bırakmak ister. Bunları yapamayacağını bilen insanlar işte bu yüzden agresifler. Ama seven de çok seviyor. Hiç gri yok, ya siyah ya beyaz.

Sonradan “hatalı sollama” olarak nitelendirdiğiniz

bir takım olaylar yaşandı, bazı fotoğraflarınızın yabancı fotoğrafçıların çektiği fotoğrafların birebir aynısı olduğu ortaya çıktı... Niye yapmıştınız o çekimleri? Paraya mı ihtiyacınız vardı?
Türkiye’deki fotoğrafçıların yüzde 90’ı daha önce çekilmiş olanı kopyalamak üzerine bir çalışma sistemi kurmuş. İstanbul’a yeni gelmiştim, sistemi bilmiyordum. Seni çağırıyorlar, her şeyi hazırlamışlar, girip çekiyorsun... Burada çalışmaya yeni başladığım dönemde bazı kendini bilmezlerin “Bunu parlamadan hemen ekarte edelim” gibi bir tavrı oldu. O olaylar o tavrın sonucuydu.

“Sting’i çekmek isterim”

Şimdilerde kimi çekmek istiyorsunuz, var mı avcunuzu kaşındıran biri?

Sting gelecek onu çekmek isterim hem dergiye hem kendim için.

Yakında bir de yeni kitabınız çıkıyor, “30”...

Evet, 30 yaşıma kadar çektiğim fotoğraflardan oluşuyor. Her fotoğrafın bir de hikayesi var. Kitabın dili de sokak dili. Aralıkta Doğan Kitap’tan çıkacak. Editörlüğünü Yekta Kopan yaptı.

Yeni projeler neler?

2013’te bir fotoğraf atölyesi açacağım. İlk önce onar kişilik iki grup halinde başlamayı düşünüyorum. İleride okula
bile dönüşebilir.

Ahmet Turgut: “Mehmet kötü bir çıraktı ama iyi fotoğrafçı oldu”

56 yıldır fotoğrafçılıktan para kazanıyorsunuz. Bunca zamanda neler değişti bu meslekte?

Önce siyah-beyaz vardı, analog baskı yapıyorduk renklide. Analogtan otomatik makinelere geçtik. Oradan da dijitale... Dijitalle işte, her şey değişti.

Mehmet Bey de fotoğrafın farklı dönemlerine tanıklık etmiş biri. Bunun faydasını görüyor mu sizce?

Mehmet niye çok güzel fotoşop yapıyor biliyor musunuz? Rötuşu biliyor da ondan... Kalem rötuş vardı bizim zamanımızda.
İnce uçlu kalemlerle negatifin üzerinden düzeltiliyordu. Fotoğrafın üzerinden de yapılıyordu. Onu yapana da fotoğraf ressamı deniyordu. Ben de fotoğraf ressamı olarak siyah-beyaz fotoğrafı renkli yapıyordum ya da kırık-dökük fotoğrafı düzeltiyordum.

“İstediğin mesleği seçebilirsin ama önce fotoğrafçılığı öğren”

“Aman evladım, aman yavrum” yoktur bizde, fuzuli bulurum. Benim babam da öyleydi. Çocukları için canını verirdi ama saçını okşamaz, yanağından öpmezdi.”

“Oğlumdan biraz daha fazla hayal kurmam gerektiğini öğrendim”

Nasıl başlamış Turgut ailesinde fotoğrafçılık?

Babam Rüştiye son sınıfta okurken resim öğretmeni “Bende bir makine var, al bunu öğren, para kazan” diyor. Makine de sokakta kullanılan üç ayaklılardan. Cumartesi günü 2.5 lira para kazanmış. Müthiş para! Pazar günü de 2.5 kazanınca okula bir daha gitmemiş (gülüyor). Annem de Gaziantep’te hanımların fotoğraflarını çekerek başlamış. Babam o dönemde memur olduğu için dükkan açamıyor. Dükkanın her şeyiyle annem ilgileniyordu. Bir yandan da altı çocuğun çamaşırı, bulaşığı, yemeği...

Size nasıl “sirayet etti” bu meslek?

1957’de liseden sonra dört bankadan ve PTT’den iş teklifi geldi. Lise mezunu yok ki o dönemde. “Ben memuriyet yapamam” dedim. Dedim ama babam, annem, abim beni dükkana sokmuyor. Neymiş? Mühendis olacakmışım! Gizli gizli öğrendim fotoğrafçılığı annemin yanında.

Nasıl bir çocuktu Mehmet Bey?

Çok şirin ama çok yaramaz bir çocuktu. “Foto-muhabiri ol” dedim, istemedi. Spor akedemilerini kazanamadı. “Bilkent’te okutayım” dedim, istemedi. Askere gitti. Dönünce yanımda çalışmaya başladı.

İyi bir çırak oldu mu?

Mehmet kötü çıraktı, temizlik yapmayı sevmezdi. Ama iyi fotoğrafçı oldu...
Beni de geçti, açık konuşayım.

Başta yadırgadınız mı tarzını?

Hep takdir ettim. Annesi baştan pek tutmadı, “Satanist misin oğlum sen?” falan dedi (gülüyor).

Ona öğrettiğiniz en önemli şey neydi?

Portre fotoğrafını 20 dakikada çekmesi gerektiğini... “Gülümse, biraz daha gülümse” dediğin için fotoğrafı çekilen insan çok kasılır. “Düşme” deriz ona, kaşı, gözü düşer, güzelliği kaybolur. Hele 40 dakika sonra çeken adam da dökülmeye başlar, deklanşöre bile basmak istemez.

O size ne öğretti?

Biraz daha fazla hayal kurmam gerektiğini...

Sevginizi çok fazla gösteren bir baba değilmişsiniz sanırım...

“Aman evladım, aman yavrum” yoktur bizde. Onları fuzuli bulurum. Benim babam da öyleydi. Çocukları için canını verirdi ama saçını okşa, yanağından öp gibi şeyleri yoktu.

19 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber