Joe Biden onları seçti

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, İstanbul ziyaretinde Küresel Girişimcilik Konferansı’nda bir konuşma yaptı. Ve bu konuşmada iki Türk girişimciyi örnek gösterdi. Biri dijital ajans41? 29!’un kurucusu Alemşah Öztürk. Diğeri ise kadınlar için spor merkezib-fit’in kurucusu Bedriye Hülya’ydı. Biden’ın kendilerinden söz etmesine çok şaşıran iki girişimci kendilerini anlattılar.

Joe Biden onları seçti

Joe Biden konferansta onun adını andığında Alemşah Öztürk spor salonundaydı.
İki saat sonra çıktığında telefonunda 20 cevapsız arama, 30 mesaj buldu. Her biri “Amerikan başkan yardımcısı senden bahsetti” diyordu. Ne olduğunun anlamadı önce, sonra konuşmayı seyretti. Şimdi bol miktarda aferin alıyor.


“Uyumadığım her an bilgisayara dokunuyorum”


1977’de İstanbul’da doğdum. Babam Yıldız Teknik Üniversitesi’nde çelik yapılar profesörü, annem lise öğretmeni. Üç kardeşin en büyüğüyüm. Baba tarafı mühendis-mimar-mühendis. Kardeşlerim de ben de o yoldan gittik. Alemşah lider demek. Anne tarafım Manisalı. Fatih’in torunu Şehzade Alemşah, Manisa’nın sancak beyiymiş, adımı anneannem koymuş. Kredi kartlarım yıllarca yanlış geldi; Melikşah’tan tut da Elemşah’a kadar...
İlk bilgisayarımı aldığımda ortaokuldaydım. Önce Atari, sonra Amstrad ve Commodore. Bilgisayar hep oyun demekti benim için. PC’im olunca programlamaya merak saldım.

“Hayalim oyun yapmaktı ama okul öyle bir yer değildi”
Çalışmaya çok erken başladım. Kabataş Erkek Lisesi’nden sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünü kazandım. Hayalim oyun yapmaktı. Ama baktım ki o bölüm oyun yapılan bir yer değil.
O sırada bir arkadaşım yeni kurulan bir internet operatöründe çalışmaya başlamıştı, beni çağırdı. Orada çalışırken animasyon programı Flash’ın ilk versiyonunu keşfettim.
O zaman dünyada 40-50 kişi kullanıyordu, Türkiye’de de iki. Kısa film gibi bir animasyon yapıp internete koydum. Bir ajans görmüş. Beni de yabancı zannetmişler, bana İngilizce bir mail atıp iş teklif ettiler. Bir yandan okula devam ediyordum, bir yandan orada animasyon yapıyordum. Tam okul bitecekken birkaç arkadaşım ajans kurmaya karar verdiler.
Bana kreatif direktör olmamı önerdiler.
24 yaşındaydım. 40 kişilik bir ekip kurduk ve üç yıl boyunca o ajansı yönettim. Altı yıl öncesine kadar çeşitli ajanslarda yöneticilik yaptım. Aynı anda birçok şey yapmayı severim, meraklıyım da. Hem flash hem tasarım konularında konuşmalar yapmaya başladım. Bir yandan da üniversitelerde ders veriyordum. 2005 yılında Manajans’a geçtim, iki yıl pazarlama direktörlüğü yaptım. Televizyon, radyo harici kanallara yaratıcı fikirler geliştirdik.
Farkına vardım ki markadan çok iyi anlayan reklam ajansları var, ama bu işi dijitalde yapacak bir partner yok. Dedik ki, biz bir dijital pazarlama ajansı kuralım. 41? 29! öyle çıktı. Sonra ilk ajansı birlikte kurduğum arkadaşlarım Grupanya fikrini getirdi. Oraya da altı kişiyle başladık, bugün 60-70 kişi. Bu sefer de bir başka arkadaşımla dedik ki, “Medya satın alma işine yeni bir bakış getirmek gerekiyor. Yeni nesil bir ajansa ihtiyaç var. Gel bu işi beraber yapalım.”
Ve DBI!’ı kurduk. Şu anda Facebook’un önemli partnerlerinden biriyiz. Bunlar devam ederken 41? 29!’daki ortağım dedi ki “Bu oyun işini yıllardır konuşuyoruz, artık yapsak mı?” Yine çantamı aldım, yatırımcı aramaya başladım. Bir yıl kadar önce ArcadeMonk’u kurduk. Orada da 10-12 kişilik bir ekip var. Facebook’ta oynadığınız, Farmville benzeri oyunlar yapıyoruz. Kebap Dünyası diye
bir oyunumuz var, kebapçı işletiyorsun.
Birkaç yıl öncesine kadar Trendsetter dergisinin yaratıcı yönetmeniydim. Bütün kapakları ben tasarlıyordum.

“Başarılı girişimcide tutku, çevre ve şans olması şart”
Uyumadığım her an bilgisayara dokunuyorum. Günde 16 saati buluyor. Hep az uyuyan çok çalışan biriydim. Bugün üzerinde çalıştığım konuların hepsini kendim öğrendim. Ne bir pazarlama eğitimi ne de tasarım eğitimi... Bence merak bir yetenek, üstelik geliştirilebilir bir yetenek. 1.5 yıl önce ikizlerim oldu. Eşimin adı da Gülşah; komik duruma düşmesinler diye çocuklarınkini Selim ve Naz koyduk. Çalışma tempom onlarla değişti. Artık hafta sonları ya da gece geç saatlere kadar çalışmıyorum.
Başarılı bir girişimcinin üç özelliği olmalı. Birincisi tutku. İkincisi çevre. Üçüncüsü de şans. Şansa inanmak bence şanslı olmak kadar önemli. Beni en çok hikaye anlatabilmek heyecanlandırır. Reklamcılık ve pazarlamanın bunun üzerine kurulu olduğun inanıyorum. Bütün teknolojileri kapat, geriye sadece cümleler kalır. Obama’nın kampanyasını ben yapmış olmak isterdim, sosyal medyayı inanılmaz kullandılar.


41? 29! nedir?

Adını İstanbul’dan alan ajans


Alemşah Öztürk’ün beş ayrı şirketi var ama o zamanının büyük bölümünü 41? 29!’da geçiriyor. Ajans adını, İstanbul’un enlem ve boylamından alıyor. 41? 29!, yeni nesil bir yaratıcı ajans. Dijital kanalları kullanarak markaların pazarlamasını yapıyorlar. Bu bazen bir video oluyor, bazen de bir kampanya... Dört yıl önce kurulduğunda yedi kişiden oluşan ajansta bugün 47 kişi çalışıyor.


Alemşah Öztürk

“Fatih’in torunu Şehzade Alemşah, Manisa’nın sancak beyiymiş, adımı anneannem koymuş. Kredi kartlarım yıllarca yanlış geldi; Melikşah’tan tut da Elemşah’a kadar...”








“Konuşmak yerine kalkıp iş kuruyorum”


Joe Biden onları seçti


Bedriye Hülya da o gün konferanstaydı. Tam çıkmaya hazırlanıyordu ki, adını duyar gibi oldu. “Allah” dedi, “Beni çağırıyor galiba”. Baktı ki Joe Biden b-fit’i anlatıyor, yanlış duyuyor sandı. Bir anda telefonuna mesajlar yağınca ikna oldu, Biden’ın ondan söz ettiğine. Öyle bir hikayesi var ki değil Biden, Obama da adını ansa şaşırmamak lazım.


Hikâyem Konya’da başlıyor. Babam orada yedek subaylığını yapıyormuş. Annem de çok âşık, ayrılamamış kocasından. Orada doğdum, İzmir’de büyüdüm. Bodrum asıl evim, New York ikinci evim. Beş senedir İstanbul da eklendi.
Lise 2’nin son ayında çok büyük bir trafik kazası geçirdim. Tedavim çok uzun sürdü. Aslında psikoloji okumak istiyordum ama İzmir’deki düz ayak tek okula, işletmeye girdim. İlk sene feci sıkıldım. Anneme babama dedim ki, “Ben çalışmak istiyorum”. Kıyamet koptu, “Sana yetemiyor muyuz?” diye melodrama bağladılar. Bir tanıdık beni yeni iş kuran birine gönderdi. Tuttuğu yeni ofisi temizlemeye çalışan bir adamla ilk iş görüşmesine gittim. Konuşurken toz bezini alıp yardım etmeye başladım ve beni işe aldı.

“Bedriye’nin başka bir elbisesi varsa onu giyebilir mi?”
Üniversite boyunca orada çalıştım. Tekstil işi yapıyorduk ve her ürünü ezbere biliyordum. Her makineyi kullanmayı öğrendim, reçme de yaparım overlok da. İstanbul Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler yüksek lisansı yapmaya başladım. Hocam bana NATO üyelerini ağırlama görevi verdi. Ve onlar bana NATO bursu çıkardılar. Gitmedim. Eşimle tanışmıştık. Üniversiteden ayrıldım, İzmir’e gelip evlendim. Dört hafta sonra Bodrum’a taşındık. Eşim iş bulmuştu, ben de taşınalım diye tutturdum. Bankada iş buldum. Bu kadar mı benimle alakası olmayan bir iş olur? Üstümde deli basması bir elbise, ayağımda espadriller... Bir gün müdür eşimi çağırıp “Bedriye’nin başka bir elbisesi varsa giyebilir mi?” demiş.
“Elimde tabakla ayakta uyuyunca annem kızdı”
İstifa ettim, bir seyahat acentasında çalışmaya başladım. Dokuz sene kaldım orada. Her bölümde çalıştım. Bir işi bitirince sıkılıyorum. Daha o acentada çalışırken 23 yaşımda ilk işimi kurdum. Bodrum’da objelerin satıldığı tezgahlar vardı, çok hoşuma giderdi. Bir tezgah kiraladım belediyeden, bir de tezgahtar... O kadar güzel para kazandık ki ilk arabamı aldım. İşi büyüttük, başka başka tezgahlar kurdum. Hevesimi aldım, bitti.
Tekstil firmalarından ayrılmış arkadaşlarıma dedim ki, “Gelin beraber iş kuralım”. İlk arabayı satıp tekstil atölyesi açtık. Bu arada acentede çalışmaya devam ediyorum. İşi kurduk, yine sıkıldım. Hisselerimi sattım.
Bu defa çocuklar için bir yer açmaya karar verdik bir arkadaşla. Bir yer bulduk Bodrum’da, “Boş ver çocuk işini, buradan şahane restoran olur” dedik. Restoran ilk hafta meşhur oldu, yer bulmak mümkün değildi. Yanımızda da başka bir restoran vardı, ben “satıyorum” deyince oranın sahibi aldı. İlk işi restoranı kapatıp tekstil atölyesi açmak oldu. O derece sinir olmuş bize. Ve o paranın bir bölümüyle Abidin Dino tablosu aldım. Duvarıma astım, bana “Vakti geldiğinde gitmek lazım”ı hatırlatıyor.
O sırada aynı anda restoran işletiyordum, otel ve bir catering firması kurmuştum ve acentedeki işime devam ediyordum. Bir gece işten çıkıp restorana gittim, felaket kalabalık. Annem mutfakta, garsonlar yetişemiyor. Annem elime bir tabak verdi ve ben elimde tabakla ayakta uyudum. Annem ertesi gün, “Ben kızımı kaybedemem” diye olay çıkardı.


“15 sene evli kaldık ama birlikte çalışmak bize yaramadı, boşandık”

Annemle birlikte bir trafik polisi kendime getirdi beni. Bir gün beni durdurdu, elinde bir kağıt. “Bugün şunu yaptın, şu gün şunu yaptın” saymaya başladı. Ben deli dana gibi koştuğum için ihlal etmediğim kural kalmamış. Adam da beni yakalayamıyor, not alıyormuş habire.
Bütün bunların içinde bir de evlilik yürüyordu. Eski kocam benim gibi toplar toplar eve insan getirirdi. Bir yandan da deliler gibi yemek yapıyordum. 15 sene evli kaldık, eski eşim çamaşır makinesi nasıl çalışıyor bilmedi. Çocuk olsa yapamazdım. Haddimi biliyorum. Yapabilen kadınlara da hayranlıkla bakıyorum. Beceremeyeceğimi düşündüğüm tek şey bu.
Dedim ki hayatta istediğim bir şey vardı, para da kazandım, gideyim onu yapayım. O da ne? Psikoloji okumak. Kalktım Columbia Üniversitesi’ne gittim. Param var sanıyordum ya, bütün parayı okula verdim. Ne yapacağız? Hadi, orada da iş kurdum: Türkiye’den endüstriyel çuval götürüp satıyorduk. Bu sırada bir arkadaşım “Türkbükü’nde yarım kalmış bir otel inşaatı var, gel burayı yapalım” dedi. Eşim de ortak oldu. “Okula kabulüm geldi, siz bakın” dedim. Gittim ve bana
haber gönderdiler: “Sen geliyorsan başlayacağız, gelmiyorsan vazgeçeceğiz.”
Okul idaresiyle konuştum, bir sene izin
aldım. Geldim, bir hafta içinde boşandık. Birlikte çalışmak yaramadı bize.
Bir enerji var; bunu ya konuşmaya harcayacağız ya da yapmaya. Konuşmaya başlayınca bir süre sonra beyin yaptım zannediyor. “Sen nasıl bu kadar kolay iş kuruyorsun?” diye soruyorlar. Çünkü
“Şunu kuracağım, bunu kuracağım” diye konuşmuyorum. Kalkıyorum yapıyorum.



b-fit nedir?


Bu spor salonu yalnızca kadınlar için


Bedriye Hülya otelcilikten de bıkınca sadece kadın arkadaşlarıyla bir iş kurmak istedi. ABD’deyken gördüğü spor salonu modeli geldi aklına: Yalnızca kadınların spor yapabildiği, günde yalnızca 30 dakika alan bir spor programı. Hem muhafazakar kesimden kadınlar da
rahatça gelebilecekti hem de saatler geçirmeden verimli
bir şekilde spor yapılabilecekti. İlk b-fit salonu 2006’da açıldı. İlk üç salonu Bedriye Hülya ve ortakları açtılar,
sonrası çorap söküğü gibi geldi. Şimdi yalnızca franchising veriyorlar. Bugün Türkiye genelinde 44 şehirde 194 şubesi olan b-fit’in üye sayısı 80 bin.

21 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber