Karaköy’de bir hayat ağacı

Karaköy’ün değişen yüzünde Gradiva Hotel de yerini aldı. Otelde, Bank isminde bir bistro-kafe, Zelda Zonk restoran ve ünlü caz kulübü Nublu’nun yeni şubesi bulunuyor

Karaköy’de bir hayat ağacı


Şehir merkezinden uzakta, geniş bir kampüs içindeki hantal otel binalarında kalıp sadece turistik yerleri gezmek günümüz seyahat trendlerine pek uymuyor. Şimdilerde trend; gittiğiniz şehrin merkezinde kalıp oralıymışsınız gibi zaman geçirmek... Yatırımcılar da bu trende çabucak uyum sağladılar. Oteller artık şehrin içinde, çoğu sade bir apartman görünümünde. Ve neredeyse hepsinin otelden bağımsız gibi duran restoranları, kafeleri, kulüpleri var. Bu trendin son takipçisi Karaköy Bankalar Caddesi’nin başında yer alan heybetli İmar Bankası Binası’nda geçtiğimiz hafta açılan Gradiva Hotel. Bu otelde kalıyorsanız eşine az rastlanır bir Galata Köprüsü manzarasına uyanıp alt kattaki Bank’ta kahvaltınızı yaptıktan sonra otelden çıkıp İstanbul’un en işlek caddelerinden birine adım atabilirsiniz. Bundan sonra artık Sultanahmet’e kadar bir boy yürümek mi istersiniz, yoksa az ilerideki Kamondo Merdivenleri’nden Galata’ya mı tırmanmak istersiniz bilemem. Ama şehirdeki değişiklikleri takip etmek isterseniz yine yürüyüş mesafesinde yer alan liman şeridindeki yeni kafelere gitmenizi önerebilirim. Dönüşte Zelda Zonk’ta lezzetli bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. Otele eğer sezon açıldıktan sonra konuk olmuşsanız gece de İlhan Erşahin’in New York’taki ünlü mekanı Nublu’nun yine bu binada bulunan yeni şubesinde iyi bir caz performansı izleyebilirsiniz. Ayrı gibi görünen ama birbirine “hayat ağacı” konseptiyle bağlı bu mekanları dinlemek ve değişen Karaköy’ü konuşmak üzere otelin sahiplerinden Levent Özçelik, Can Aldemir ve şef Bengi Kayhan ile buluşuyorum.

Böyle bir mekan için yola çıkarken ne hedeflemiştiniz?

Levent Özçelik: Bir grup arkadaş bir araya gelip Beyoğlu sınırları içinde bir şehir oteli yapmak istedik. Öyle bir yer olsun ki içindeki her şey de bizim hayat tarzımızı yansıtsın, bizim dinlediğimiz müzikler çalsın, bizim sevdiğimiz yemekler yensin...

Kaç mekan var bu bina içinde?

Levent Ö
.: Başta otel diye yola çıktık ama lokasyon başka fikirler de yarattı, otelden çok yaşam merkezi gibi oldu. Mimari konsepti Fahrettin Aykut hazırladı. Bütün binada hayat ağacı teması hakim. Otelin adı, Gradiva; mitolojide küllerinden doğan kadın anlamına geliyor. 32 odamız var. Üçü dubleks. Şu an oturduğumuz yer; Bank. Bankalar Caddesi’nde oluşumuza ithafen bu adı verdik. Basit gibi görünen kuvvetli bir menüsü var Bank’ın. Yukarıda bir restoran daha var; Zelda Zonk, o da Marilyn Monroe’nun takma ismi. Orası da bayramdan sonra açılacak. Alt katta Nublu var. İlhan Erşahin’in ünlü mekanı Nublu yeni sezonda sadece bu lokasyonda olacak.

Bank’ın yemeklerinden biraz bahsedelim. Siz neleri tercih ediyorsunuz?

Levent Ö.:
Siz gelmeden biraz önce uskumru fileto yedim.
Can Aldemir: Ben bacon’lı salatayı çok seviyorum.

Levent Ö.: Farklı bir hamburgerimiz var, kavrulmuş kıymayla yapılıyor. Buğdaylı salatalarımız var. Onun dışında limonata ve buzlu çay karışımlarımız mevcut. Kahvaltılarımız oldukça iddialı.
Bengi Kayhan: İstanbul’daki kafelerde birbirine çok benzer menüler görüyoruz. Biz biraz daha farklı bir şeyler denemek isteyenlere hitap ediyoruz. Türk damak tadına uygun olsun diye sucuklu yumurta var ama farklı bir şekilde var örneğin.
Can A: Bir de bu çevrede kahve bulmak çok ciddi bir sorun. Biz biraz o açığı kapattık, Julius Meinl’ın kahvesini servis ediyoruz.

Fiyatlar nasıl?

Levent Ö.:
Bank’ta 18-26 TL arası. Pahalı olmasını istemedik ama çok iyi malzemeler kullandığımız için ederini de koymaya çalıştık.
Bengi K.: Her şeyin en lezzetlisini ve sağlıklısını tedarik etmeye çalışıyoruz. Peynirimiz, tereyağımız, salçamız özel olarak köyden geliyor.
Can A.: Zelda Zonk’un fiyatları biraz daha yüksek olacaktır. Orada sadece akşam yemeği servis edilecek.

“Küçük esnaf Karaköy’de kalmalı, şehir duygusunu veren asıl onlar”

Karaköy yaşadığı değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Levent Ö.: Eskiden ticaret limanlardan yapıldığı için tüccarlar gelip buradaki hanlarda kalırlarmış. Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle zamanla küçük esnafın meskeni haline gelmiş. Şimdi bakınca o eski binaların çoğu yok. Şimdilerde yeniden o eski döneme dönüyoruz. Değişim liman tarafında başladı. Bankalar Caddesi’nde de etkileri görülüyor. Burada değişimi yansıtan ilk bina Salt Galata’ydı, ikincisi de biziz.
Can A.: Bu caddede yakında 10 tane otel olacak. Ama burası gibi bir manzarası olan bir bina daha yok.
Levent Ö.: İstanbul’u keşfetmek için çok iyi bir nokta burası, Taksim’den daha merkezi... Yürüyerek Sultanahmet’e, Eminönü’ne gidebilirsiniz, karşıya geçmek çok kolay. Tramvay zaten önümüzde. Beyoğlu’na giden Tünel hemen şurada.

Bu değişimden küçük esnaf nasıl etkilenecek sizce?

Levent Ö.: Bence küçük esnafın bu bölgeyi tamamen terk etmesi çok yanlış olur. Şehir duygusunu veren asıl onlar çünkü. Öbür türlü burası yapay bir hale gelir. Asmalımescit mesela o duyguyu yitirdi. Çok güzel antikacılar, kitapçılar, galericiler vardı, barlar sokağına döndü. Orada bir kulübüm olmasına rağmen bunun iyi bir şey olmadığını düşünüyorum. Böyle olunca ekonomi de daha iyi oluyor. Şehir önce o şehrin insanlarına aittir. Paris’te Parisliler turistten şehrin dışına kaçmış durumdalar. Görmüşsünüzdür,
az önce yandaki esnaf burada yemek yedi. Neredeyse her gün geliyor. Ne güzel...
Tıka basa turist olmasından ziyade bunu tercih ederiz. Biz ondan bir şey alalım,
o gelsin bizde yemek yesin. İstanbul İstanbul gibi kalsın.

Çocukken hiç oyuncağı olmadı,dolmuşunu oyuncakla donattıOsmaniye’de çocukken hiç oyuncağı olmayan halk otobüsü şoförü 28 yaşında ki Fatih Çokan, çocuklar için otobüsü oyuncaklarla doldurdu. Çokan, otobüsündeki oyuncaklarla hem oynuyor hem de otobüse binen çocuklara hediye ediyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber