“Kendi filmimde oynamak istiyorum”

Erkeklerin “İllallah!” dediği kadın modelini “Yalan Dünya”daki Nurhayat rolüyle başarıyla canlandıran Gupse Özay, birbirinin içinden çıkan matruşka bebekler gibi sürprizli ve keşfetmesi bitmeyen bir karakter. “Yalan Dünya”daki oyunculuğu, “Rekorlar Dünyası” isimli yarışmadaki sunuculuğu derken Özay’ın renkli dünyasına dalıverdik…

“Kendi filmimde oynamak istiyorum”

Karma mı dersiniz, meleklerle yaşamak mı dersiniz bilmiyorum fakat şu bir gerçek ki olmasını kalpten istediğiniz şeyler biraz emekle desteklendiği zaman gerçekten oluyor. Son zamanlarda duyduğum, bu teoriyi doğrulayan en taze hikaye de Gupse Özay’ınkiydi.
Sen yıllarca Gülse Birsel ile tanışmanın ve çalışmanın hayalini kur, Birsel’in röportajlarını duvarlarına as, okul bittikten sonra bir umut İstanbul’a gel ve sonunda “Yalan Dünya”nın başrol oyuncularından biri ol. Hem de daha ilk oyunculuk işinde.
Gupse Özay, nam-ı diğer “Yalan Dünya”nın Nurhayat’ı, gözlerinden İzmirli enerjisi fırlayan yüzde yüz bir İzmirli. Güzel, işveli, içten, konuşkan… Dizideki imajıyla zıt şekilde sade ve aslında zaten genç olan yaşından da küçük gösteriyor (29 yaşında). Yani o meşhur Nurhayat ses tonu ve konuşma hızı kulağınıza çalınmadan kendisini tanıyamazsınız. Bütün özellikleriyle de tam bir mağrur Aslan burcu kadını.
İstanbul’a taşındığı günden beri Cihangir’de yaşayan Gupse Özay ile semtindeki Susam Kafe’de buluştuğumuzda ilk olarak lise ve üniversite muhabbeti açılıyor. Özay’ın İzmirli olduğunu öğrendiğim anda
“Ben Bilkentliyim ve neredeyse tüm arkadaşlarım İzmir Türk Koleji’ndendi” deyince o da “Ben de Türk Kolejliyim!” diye cevap veriyor. Hem kuzeni hem de yakın arkadaşlarıyla Bilkent’te beraber okuduğum ortaya çıktıktan sonra “Hayatımın en büyük hatası üniversiteyi şehir dışında okumamaktı” diye bir yorum yapıyor.
Hayallerinin peşinden koşarak İstanbul’a gelen Gupse Özay için her şey yeni başlıyor aslında. “Bir gün dizide oynarsam bir tek Gülse Birsel’le çalışırım, filmde oynarsam da bu kendi filmim olur” diyerek hedeflerini netleştirmiş bile genç oyuncu. Gülse Birsel ile çalıştığına göre sırada bir film projesi var ve bunun tohumlarını atmaya başlamış bile. Bir enerji bombası olan Gupse Özay’ı bambaşka yerlerde ve projelerde göreceğimizden emin olabilirsiniz.

“Reklamlara metin yazıyordum”

Hayalini kurduğunuz meslek oyunculuk muydu?

Ege Üniversitesi’nde sinema-televizyon okudum. Birinci sınıftan itibaren “Ben bu hayatta ne yapmayı seviyorum?” diye yapmadığım staj kalmadı. Dizilerde yardımcı yönetmenlik, yapım şirketlerinde çalışmak, metin yazarlığı bunlardan birkaçıydı. Ben esas olarak yönetmenlik eğitimi aldım ama okulu bitirir bitirmez “Hadi bakalım, ilk filmimi çekeceğim” gibi bir durum söz konusu olmadı elbette. Senaryo mu yazayım, yönetmenlik mi yapayım, oyunculuğu mu deneyeyim diyerek kafamın karmakarışık olduğu bu süreçte kendimi metin yazarlığı yaparken buldum ve bu tam dört yıl sürdü. Hatta yazdığım reklamlarla ödüller aldım.

Metin yazarken eliniz komediye mi kaçıyordu?

Evet. Hep komedi ağırlıklı metinler çıkardığımı bir süre sonra fark ettim. Sonra dedim ki “Ben komedi yazan bir kadın olacağım”. Bunu düşünmeye başladığım andan itibaren senaryosunu kendi yazdığım bir filmimin olacağını hayal ettim hep. “Bir gün dizide oynarsam bir tek Gülse Birsel’le çalışırım, filmde oynarsam da bu kendi filmim olur” diyordum. Bazıları için hayattaki en büyük proje bebek yapmaktır. Benim ki de buydu. Önümüzdeki yıl senaryosu bana ait olan bir komedi filmine imza atmak istiyorum.

“Gülse ile tanışacağımı falcı söyledi”

Gülse Birsel’le nasıl tanıştınız?

Zaten ona hayrandım. Röportajlarını duvarlarıma falan asmıştım, kitaplarını ezbere biliyordum. Fal merakım yoktur ama Gülse ile tanışmadan iki ay önce annemin zoruyla bir falcı bana fal bakmıştı ve durduk yerde “Sen Gülse Birsel ile tanışacaksın” demişti. Ne alaka diye yorumlamıştım. İnanılır gibi değil, bir gün, kendi yazdığım bir skeçte oynayacak olan arkadaş rahatsızlanınca onun yerine ben oynadım ve bir şekilde Gülse Birsel benden haberdar oldu.

Ve sonunda beklenen an geldi…

Yapım şirketi beni aradı. Ben “Yalan Dünya”da oynayabileceğimi aklımdan bile geçirmiyorum, Gülse Birsel’le tanışacağım diye psikopat gibi herkesi arıyorum. Deneme çekiminde elim ayağıma karışmıştı. Gülse benim enerjimi sevmiş ama “Bu kız biraz safça galiba” demiş beni ilk gördüğünde. Benimle çalışmak istediklerini duyduğumda şok geçirmiştim. Zaten setin ilk günlerinde ağzımı bıçak açmıyordu. Hayranı olduğum Hasibe Eren yanımdan geçiyor, Olgun Şimşek bir şey soruyor, Beyazıt Öztürk’le karşılıklı sahnem var... O dönemi hiç hatırlamıyorum mesela. Şaka gibiydi. Sanılmasın ki bu noktaya sadece şansla geldim, çok uğraş verdim ben. Hayatı tekrar sımsıkı kucakladığım an, “Yalan Dünya” ekibine katıldığım andır.

“Yolda yürürken arkama baktığım bir dönem oldu”

Sizi hayata ne küstürmüştü?

Beş yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Buraya geldiğim ilk altı ay ciddi anlamda bunalıma girmiştim. Biz İzmirliler arkadaş canlısıyızdır, İzmir’de belediye şoförünü bile tanırsınız, insanlar birbirine güvenir. Yeşil ve kırmızı ışık dışında sarı ışık vardır, sarı yandığında “Haydi bakalııım, karşıya geçmeye hazırlanabiliriz” deriz. Fakat İstanbul’da her şey çok hızlıydı, herkes birbiriyle rekabet halindeydi. Yolda yürürken dönüp dönüp arkama baktığım bir dönem oldu. “Niye beni sevmiyorlar, eleştiriyorlar?” diye kendimi yiyordum. Bir psikiyatra gitmeye başladım. Konuşurken insanlarla göz göze gelemiyordum. Yüzümde yaralar çıkmıştı.

Özel hayatınız da etkilendi...

Hem de nasıl... İnsanlardan çok kazık yedim ama yine de “Sırtımdan vuruldum ve bir daha kimseye güvenmeyeceğim” demek istemiyorum. O zaman hayata küserim. Sadece daha dikkatliyim. Kaygı ise seni başarısızlığa götüren bir duygudur.

Bir de ünlü olma durumu var...

Arkadaşlarımla yazıp çizdiler sevgiliyiz diye. Bir yerde otururken bile dikkatimiz sürekli olarak etrafta, kimse bakıyor mu, fotoğraf çekiyor mu diye. Yıllardan beri konuşmadığın insanların, sen tanınmaya başlayınca “Bize de bir şeyler ayarlar mısın?” demesi, sen “Ben daha kendimi sabitlemeye çalışıyorum” deyince de “Vay be, demek sen de onlardansın!” diye yaptığı yorumlar da sinir bozucuydu.

“Kişisel rekorumu kırabilirim”

“Rekorlar Dünyası”nı sunmak nereden çıktı?

Yaz dönemi için kısa süreli bir iş yapabilirim diye düşünürken bu yarışma ortaya çıktı. Yapımcımız çok tatlı. Güzel bir proje oldu.

Reytinglerde kaçıncısınız?

İkinci. Ama hep dua ettim biliyor musun, birinci olmayalım diye. Birincilikten düşüş acı verir ama iki, üç güzeldir.

Yarışma sunmak nasıl duygu?

Benim muhteşem bir diksiyonum yok, hızlı konuşuyorum. Bunu sempatik bulanlar da eleştirenler de var. Şu bir gerçek ki, yarışmada olduğum gibiyim, yapmacık bir şey yok. Canlı yayın olmaması bir parça daha rahatlatıcı. İlk bölümün ardından Beyazıt’ı ve Esra Erol’u arayıp canlı yayın başarılarından dolayı tebrik etmiştim.

Sizin kişisel bir rekorunuz var mı? Dakikada kaç kelime söyleyebilirsiniz acaba?

Yemin ederim, Kanal D ekibiyle böyle bir şey yapsak mı diye konuştuk. Belki yaparız, ilerleyen bölümlerde kişisel rekorumu kırabilirim.

“Dırdırcı değil, rahat bir tipim”

Yoğun bir hayatınız var. Diziye bir de şimdi yarışma programınız eklendi. Özel hayatınıza, sevgilinize vakit ayırabiliyor musunuz?

1.5 yıldır sevgilim yok. Şu anda geldiğim noktayı hazmetmeye ve sevmeye odakladım kendimi. Sanki yeni bir gezegene ayak bastım ve bitki örtüsünü tanıyorum.

İlişkide dırdırcı bir kadın mısınız? Nurhayat'la tanıdık sizi ne de olsa...

Asla! Tam tersine rahat bir tipimdir. Hatta karşımdaki hep bozulur onu kıskanmadığım veya sorgulamadığım için. Ne yapacağım pek belli değildir benim. Şimdi buradaysam bir anda kafama eser “Hop, kaçtım ben!” derim. Tabii annem bu durumdan pek hoşnut değil. “Abin evlendi, sen de evlen” diyor.

Gece falan da çok çıkmıyorsunuz...

Aslında severim çıkmayı ama çoğunlukla abimle ve kalabalık arkadaş grubumuzla çıkarım. Genellikle evcimenimdir. İki kedim var, evde vakit geçirmeyi seviyorum.

Twitter hesabınızda “Menajerim yok, abim var” yazıyor.

Evet, avukat olan abime, Beyazıt’a ve Gülse’ye danışırım her konuyu. Aile olarak birbirimize bağlıyızdır. Annem peyzaj mimarı, babam da avukat.
Komik ve eğlencelilerdir.

“Yalan Dünya” ekibiyle nasıl aranız?

Tatillere bile beraber çıkıyoruz. Mesela bu yaz Sarp’lar (Apak) Kabak Koyu’na gitmişlerdi, biz de Gülse ve İrem'le birlikte onların yanına gittik. Ben öyle ottur, böcektir pek sevmem ama bu tatil inanılmaz eğlenceliydi.

19 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber