“Kendime ‘güzel’ demem ama inanılmaz seksiyim, albeniliyim”

Deniz Akkaya uzun süredir ortada yoktu. Şu sıralar TV’deki programıyla gündeme gelen Akkaya: “Bu ‘durulma’ hali annelikten kaynaklanmıyor. Ayşe doğmadan önce hayatımda böyle bir değişiklik yapmaya karar vermiştim zaten”

“Kendime ‘güzel’ demem ama inanılmaz seksiyim, albeniliyim”

İstanbul’un ‘çekilmez’ sıcaklıktaki günlerinden biri. Deniz Akkaya ile otomobildeyiz, tabii ki trafik var, zar zor ilerlemeye çalışıyoruz. İstikametimiz Karaköy, orada önce fotoğraf çekilecek sonrasında da söyleşimizi gerçekleştireceğiz.
Arabada bir sessizlik hakim. Havadan sudan bahsediyoruz ama ikimiz de biraz mesafeliyiz. Zira az önce tanıştık ve beni görür görmez ilk cümlesi “Dövmeden hiç hoşlanmam” oldu. Bir kez daha dövmelerimden rahatsız olduğunu söylerse ne yapmalıyım? Kafamdan bunlar geçiyor.

Karaköy’e varıyoruz. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en başarılı modellerinden biri ile karşı karşıya olduğumu bir kez daha anlıyorum. Fotoğraf çekimi 20 dakikamızı alıyor. Akkaya poz verirken gözlerinden farklı bir ışık saçan, duruşu, elini, kolunu oynatışı hatta ses tonu bile değişen biri. “Hani kamera onu seviyor” derler ya söz konusu o olduğu zaman sevgi değil aşktan bahsetmek daha doğru olur sanırım.
O, fotoğraf makinasıyla resmen aşk yaşayanlardan...

Çekim bitiyor. Çaylarımızı söylüyoruz, yanına da ikişer tane cevizli kurabiye. Bugün bunu hak ettik! Tedirginliğim biraz azalıyor çünkü o 20 dakikalık çekim maceramızda anlıyorum ki sivri çıkışlarıyla insanı her an şaşırtabilen, oldukça samimi ama kendini korumak için ördüğü kalın duvarları karşısındakine hissettirmekten de çekinmeyen kadın ile birbirimize alıştık. Kayıt cihazımı
açıyorum, ilk sorum tabii ki dövme ile ilgili oluyor.

Tanıştığımızda “Dövmeden hoşlanmam” dediniz. Bedeni dövmelerle dolu biri olarak tavrınıza şaşırdım...

Düşüncelerimi açık ve net söylemekten yanayım hep, bazen sert algılanabiliyor farkındayım. Bu arada dövme sevmem derken tabii ki başkalarının bedenindekileri kastetmiyorum, kendim tercih etmem. Zaten insanlar bana hep “Senin dövmen olmamasına ve sigara içmemene şaşırırım” derler. İkisini de hiç denemedim. Dövmeye yaklaştığım bir dönem vardı. Bir sevgilimle birlikte dövme yaptıracaktık, isim yazdıracaktık sonra vazgeçtim. Bir de baktım ki vazgeçince karşımdaki kişi sevgimi sorguluyor, alınıyor. “İyi ki yaptırmamışım” dedim. Pişman olurdum.

Bugüne kadar çok pişmanlıklar yaşadınız mı?

Geriye dönüp baktığımda pişmanlık duyduğum hiçbir şey yok ancak kelimelerimi daha yumuşak seçebilirdim. Eskiden tartışmalarda fevri davranır, kestirip atardım şimdi karşımdaki beni anlayana kadar inatla konuşuyorum.

Her gün gazetelerde sizinle ilgili haberler olurdu. Bir anda ortadan kayboldunuz...

Baştan söyleyeyim: Bu ‘durulma’ halinin Ayşe’den kaynaklandığının yani anne oldu da üzerine kutsal bir bulut indi diye düşünülmesine sinirleniyorum. Öyle bir şey yok. Ben hayatımın farklı bir dönemine gireceğimi, bir manevra yapacağımı zaten doğumdan önce biliyordum, karar vermiştim. İnsanların dönemleri olması gerektiğine inanıyorum. Bir kişi ömrünün
60 yılını aynı geçiriyorsa onda bir eksiklik vardır. İnsan değişir ve gelişir. Çok popüler bir örnek vereyim: Angelina Jolie’yi neden seviyoruz? Çünkü bu kadın zamanında kocasının kanını boynunda taşıdı,
her yerine dövmeler yaptı, katıldığı TV programlarında koltuk tepelerinde zıpladı. Bir de şimdi bakalım.
Nasıl? Ne yapıyor? İşte bu değişiminden, her hali yaşayabilişinden seviyoruz onu.

O ilgi alışkanlık yapmıyor mu peki?

Doğru, kimileri o ilgiye bağımlı oluyor ama öyle hissetmedim hiç. Şöhret giderse bu kadar cool konuşabilir miyim bilmiyorum. Şimdi atıp tutmak kolay tabii. Bir de sokaktaki ilgi azalmadığı için çok “Sudan çıkmış balık” olmadım. Sadece sorular değişti. Şimdi “Deniz Hanım sizi ne zaman şurada göreceğiz?”, “Ne zaman şunu yapacaksınız?” gibi şeyler duyuyorum. “Ünlü” olmanın kötü bir tarafı da var. Bahsettiğin dönem televizyonlarla her akşam insanların evlerine giriyorduk. O kadar benimsediler ki her hakka sahip olduklarını düşündüler. Twitter’da da çok gözlemliyorum bunu. İnsanlar son derece müdanasız, istediği şeyi söyleme hakkını buluyor kendinde. Ama ne yapayım, bu da benim işimin bir parçası.

Geçen hafta 35 yaşına girdiniz. “Yolun yarısı” derler. Yaşlanma korkunuz var mı?

Korkmuyorum ama bu “Ruhum genç” gibi bir klişe değil. Ruhum genç, menç değil tam tersine tam yaşımın insanıyım. Huzurluyum çünkü 35’e üç yaşında bir çocukla girdim. Kadınlardaki yaşlanma korkusunun büyük bir nedeni “Eyvah! Çocuk için geç kaldım”dan kaynaklanıyor. Ne yazık ki kadınlar için acımasız bir dünyadayız. Neredeyse yaşlanmanın ayıp karşılandığı bir dönemdeyiz. Ekranlarda ‘karizmatik’ ve çirkin erkekler görüyoruz ama kadınlar fiziksel görüntüleriyle değerlendiriliyorlar. Yaşıtlarımla kıyaslandığımda
iyiyim. Kendime bakıyorum.

Fiziksel görüntüsünü önemseyen biri olarak hiç “Keşke bu kadar güzel olmasaydım” dediğiniz oldu mu?

Beni model olarak tanıdınız. Yani seçtiğim iş görsel bir işti, o yüzden en azından fiziğim standartların üzerinde olmalıydı. Kendimi tarif ederken ‘güzel’ kelimesini pek kullanmam. Kendimi inanılmaz çekici, seksi ve albenili bulurum ama ‘güzel’ aklıma gelmez. Öyle bir iddiam yok.

Estetiğin duymaktan sıkıldığınız bir konu olduğunu tahmin ediyorum ama 30’lardan sonra gelen bu ‘durgunluğu’ da göz önüne alırsak bugün olsa yine o ameliyatları geçirir miydiniz?

Sıkılmadım sadece komik buluyorum. Ben bu konu ile dalga geçmiş, Aysel Gürel ile birlikte bu konuyu işleyen bir reklam çekip para kazanmış biriyim. O yüzden insanların estetiğin benim yumuşak karnımmış gibi davranmalarına gülüyorum.
Bugün olsa yine yapardım. İşim bunu gerektiriyordu, ameliyat öncesinde de çok iyi defilelere çıkıyordum, başarılı bir modeldim ama daha fazlasını istedim. Hayallerim vardı ve bir bedel ödedim.

İleride yine yaptırır mısınız?

Neden olmasın? “Estetiğe karşıyım, ben böyle güzelim” lafına gülüyorum. Estetik doğru ellerde yapılırsa insana yardım eder. “Oyuncuyum, mimiklerim gider” gibi lafları da geçelim artık.
Yok öyle bir şey. Piyasadaki bir çok oyuncuda ufak oynamalar var. Monica Bellucci mesela.

“35 yaşına göre gayet iyi durumdayım”

* “Kendime iyi bakarım. Sporumu, diyetimi aksatmam. Zaten bu benim yapım yani bu işi yapmıyor olsaydım da manikürsüz, pedikürsüz gezmez, bakımlı olmak isterdim.
* Besleme uzmanım var, diyetimi o belirler. Hemen hemen her gün spor yapıyorum. Kimi zaman pilates kimi zaman da yoga...”
* “Eskiden daha dikkat çekici kıyafetler giyerdim artık öyle değil. Akseuar bile kullanmıyorum, benim önüme geçen şeyler giymek istemiyorum. Ne kadar
sade o kadar iyi.”

“Lisede asiydim, arkadaşlarım Bağdat Caddesi’nde takılırken ben Taksim’e giderdim”

Bir TV programında lisede evden kaçmak için babanızı uyku ilacıyla uyuttuğunuzu anlattınız. Kötü örnek olabilirim diye düşünmediniz mi? Nasıl tepkiler aldınız?

Sokakta insanlar “Aaa ben de aynısını yapardım” diyorlar. Tepki verenlere söyleyeceğim şey şu:
Çocuk psikolojisi ve gelişimi hakkında bilgi edinsinler, en basiti çocuk kanallarını izlesinler.
Bu jenerasyonun nasıl açık bir zihni olduğunu bilmiyorlar. Günümüzde hiçbir ergen anlattıklarım örnek alıp hareket edecek kadar iradesiz değil.

Merak ettim lisede nasıl bir Deniz vardı?

Lise döneminde asiydim çünkü çok okul değiştirdim. Her sene başka bir lisede okuyunca kemikleşmiş arkadaşlıklarım olmadı. Semiha Şakir’den mezunum. Bağdat Caddesi’nde takılırdı okuldakiler bense Taksim’e giderdim. Karavan diye bir yer vardı orada takılırdım, rock müzik dinlerdim. Annemin aldığı tişörtleri, jeanleri keser postal falan alırdım. Epey asiymişim.

“Hayalim Anne Hathaway’in canlandırdığı ‘Kedi Kadın’rolü”

Beyaz TV’de “Denizin Sesi” adlı bir sabah programı sunuyorsunuz. İki saatlik bir canlı yayından bahsediyoruz. Nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?

Aslında hazırlık sürecim hâlâ devam ediyor. Yazı çalışarak geçirmemin sebebi televizyona alışmak çünkü yeni yayın döneminde haftada beş gün yayın yapmak istiyorum. “Denizin Sesi” Seda Sayan’ın sözleşmesini bitirmesinin ardından Ramazan için düşünülmüş bir projeydi. Daha önce Mehmet Barlas ile program yapmıştım, bu kanalda da altı ay Teksen Çamlıbel gibi alanında uzman bir isimle sağlık programı yaptım. Teksen Bey ayrılırken “Hemşire olacak kadar donanımlandın” dedi.

Seda Sayan’ın yerine geçmek korkutucu değil miydi? Malum kendisi çok tecrübeli, kıyaslanmaktan çekinmediniz mi?

Evet, riskli bir şeydi ama denemek istedim, sabah saatleri bilmediğim bir seyirciye sahip. Onları tanımak, istedim. Seda Hanım televizyonculukta çığır açmış biri. Beni az çok tanıyorsan, bilirsin kimse için öyle beylik laflar etmem. Ondan devralmak olmak zor bir karardı ama “İyi ki cesur davranmışım” diyorum.

Lerzan Mutlu canlı yayında programınızı terk etti, diğer konuk Armağan Çağlayan ile daha fazla ilgilendiğinizi söyledi ve Twitter’da “Deniz sunucuysa ben de Oprah’yım” diye yazdı. Ne oldu o yayında?

Ben Twitter’dan gelen soruları okuyorum programda, insanlar Armağan Çağlayan’ı merak ettiler, ona sorular sordular. Hal böyle olunca eğer Armağan terk etseydi panik olurdum ama bu durum beni etkilemedi. Twitter’ı hiç takip etmedim çünkü adaletli dövüşe inanan biriyim. Mevzu bittikten sonra yapılan icraatlar, arkadan konuşmalar gündemime girmez.

“Lerzan Mutlu’yu programa ben çağırmadım”

Konukları siz mi ayarlıyorsunuz?

Konuk koordinatörlerim var. Onlar ayarlıyor ben de dost kontenjanından insanları alıyorum. Armağan’a “Kiminle çıkmak istersin programa?” diye sordum. Önerilen isimler arasından bu kişiyi seçti.

Oyunculuğu tamamen rafa mı kaldırdınız?

Hayır, o cebimde duruyor ama televizyonculuğa odaklandım. Sinemada ya da dizide başarılı olmanın başka kriterleri var. Hikaye, kanal, ekip çok iyi olmalı.

Dizilerden çok teklif geliyordur...

Her gün teklif geliyor değil. Zaten “Bana popüler dizilerinin hepsinden teklif geldi, kabul etmedim” açıklamasını komik buluyorum. Bir teklif var, hazırlık aşamasında olan bir dizi. Deneme çekimine gideceğim.

Hayalinizdeki rol?

En son Batman’i izledim ve çok beğendim. Anne Hathaway’in canlandırdığı Kedi Kadın’a bayıldım.
Fiziksel güç gerektiren bir aksiyonda rol almak, özel güçleri olan, fantastik bir karakteri canlandırmak hayalim ama ülkemizde bu
tarz işler yapılmıyor.

“Aşk şu an benim için lüks”

Bir dergiye Mehmet Aslan ile aşk ve tutku üzerine bir dosya hazırladınız. Aşktan bahsedelim biraz...

Aşk insanı çok mutlu eden ama inanılmaz üzen, dipsiz kuyu gibi içinde türlü duyguları barındıran ve bağımlılık yapan bir şey. Yokluğunda çok özlediğiniz bir şey. “Bir Gün” isminde bir kitap okumuştum sonra filmi de çekildi. Uzun zamandır bir filmi üç kez izlememiştim. Bana göre aşkı o film anlatıyor, her şeyi özetliyor.

Hayatınızda şu an aşk yok bildiğim kadarıyla... Özlüyor musunuz aşık halinizi?

Hayat aşksız olmaz ama şu an önceliklerim farklı. Bir kere anneyim. “Tüm bekar anneler yalnız kalmalı” demiyorum tabii ki ama şu da bir gerçek ki bir çocuğu kendi kararınızla dünyaya getiriyorsanız onun gerektirdiği sorumlulukları da yerine getireceksiniz. Şu an çalışıyorum, gece eve geliyorum kızımın yatmasına iki saat kalıyor. Birlikte vakit geçiriyoruz. Onu bundan mahrum edemem. Sabah ilk beni görmek istiyor, gece yarısı ağlayarak yanıma gelip uyumak istiyor. Ne yapacağım? Pedagoglar da “Çocuk sizi görmek istediğinde yanında bulmalı” diyorlar. Peki ben bu arada nasıl ilişki yaşayabilirim ki? O yüzden şu an aşk benim için lüks, belki ileride kızım bana “Anne seni yalnız görmek istemiyorum” dediğinde olabilir. Kim bilir?

“Dadı tutuyorum diye yetersiz, kötü bir anne miyim?”

Biraz da Ayşe’den bahsedelim. Hep anne olmayı hayal eden kadınlardan mıydınız?

Çocuklara çok düşkün değildim ama onlar beni severdi çünkü onlara hep normal insanlar gibi davranırdım. Sesimi inceltip bebek tonuyla konuşmadım. Anne olmaya gelince çok zor bir şey, inanılmaz sabır gerektiriyor. Elif Şafak’ın “Siyah Süt” kitabı galiba bu işi en iyi özetleyen şey. Mümkün olduğunca kızımla arkadaş olmaya çalışıyorum ve her şeyiyle ilgilenmeye gayret gösteriyorum.

Bir yardımcınız vardır ama herhalde...

Bir dadımız vardı ama artık yok. İhtiyacım kalmadı. Çalışan anneler için bir zorunluluk bence dadı tutmak. Anneanne ve dedelerin bakmasını gereksiz buluyorum çünkü çocuk bakımı ciddi bir fiziksel enerji gerektiriyor. Bir de dadıyla büyütünce sanki annelik görevlerini yerine getirmemişsiniz gibi bir algı oluşuyor ya onu da anlamıyorum. Çocuğunun her şeyini sen yap da kirli bezini gitsin başkası torbaya atsın, mamasını sen hazırla ama mamayı hazırladığın mikseri kim temizleyecek? Yardımcı gerekiyor. Annelik üzerinden ispat savaşı bu “Dadı kullanmıyorum” durumu. Benim kızım mesela pilav yediği zaman o pirinç taneleri her yere saçılıyor. Onları temizlemiyorum diye yetersiz bir anne miyim? Ayşe çok özgüvenli bir çocuk. Uyumludur, çok oyuncağı da yoktur. Varsa da oyun hamuru gibi zekasını geliştiren oyuncakları vardır. Kendi kendine yeten bir birey olsun istiyorum.

Pahalı kıyafetler almamak gibi de bir prensibiniz var...

Çocuklar çok hızlı büyüyorlar o kadar para verip aldığınız kıyafeti çok kısa süre giyiyorlar. Bir bebek tekstili şirketim var, belki böyle konuşmamam gerek ama inandığım şeyi söylüyorum. Mağazama gelen insanları da uyarırım. Ha arada sırada kandırılmıyor muyum? Tabii ki kandırılıyorum. Zaman zaman pahalı kıyafetler alıyorum ben de.

8 Aralık 2019 Magazin Bülteni8 Aralık 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber