“Kötü rol gelsin gör bakalım!”

İyi adam rollerinde görmeye alıştığımız Şükrü Özyıldız yine bir iyi adam olarak karşımızda. “Tatlı Küçük Yalancılar”da izleyeceğimiz Özyıldız, “Sizi kötü adam rolünde görsek inanmakta zorlanacak mıyız?” sorusunu “Kötü rol gelsin de gör bakalım!” diye cevaplıyor

“Kötü rol gelsin gör bakalım!”

Son dönemin en beğenilen erkek oyuncularından Şükrü Özyıldız(27), tabiri caizse son dizisi “Şeref Meselesi”nin kırkı çıkmadan yeni diziye başlıyor. Yarın Star TV’de başlayacak, Amerikan yapımı “Pretty Little Liars”dan uyarlanan “Tatlı Küçük Yalancılar”da Eren karakteri olarak izleyeceğiz onu. “Orijinalinden daha güzel oldu” diye anlatıyor yeni dizisini gözündeki şahane gözlüklerle... Meraklıymış gözlüğe, değişik modeller buldukça alırmış. O bunu anlatırken benim aklımdan bir gözlük markasının yüzü olabileceği geçiyor ya da bir şampuan veya diş macunu markasının...

-Dizi bir uyarlama olduğu için orijinalini bilenler aşina hikayeye ama sizden dinleyelim, nasıl bir dizi “Tatlı Küçük Yalancılar”?

Bu tarz işlerde adaptasyon süreci çok önemli. Hangi ülkeye adapte ediyorsanız onların kültürüne, alışkanlıklarına, oradaki insanların demografik yapısına göre yeniden şekilleniyor proje. Benim karakterim, orijinal hikayedeki Ezra aslında bir yazar. Dizideki dört kızın hayatını incelemek ve gizemli karakter A üzerine bir yazı yazmak için hayatlarına dahil oluyor. Ancak benim canlandırdığım Eren sürprizlerle dolu bir karakter. Eren hikayede koruyucu meleğimiz; A bütün herkesin peşindeyken, Eren A’nın peşinde.

“Dizi için şan dersi alıp gitar çalmayı öğrendim”

-Eren nasıl bir karakter?

A’nın yeni hedefinin o okulda okuyan bir kız grubu olduğunu öğrenip aslında o kızları korumak için üniversitede hocalığa başlıyor. Onun dışında bir müzisyen kimliği var. Bir de ailesiyle ilgili kimseye söyleyemediği karanlık bir tarafı var. Çok zeki bir çocuk, uzun vadeli planlar yapmasını çok iyi biliyor. Sessiz, sakin bir güç. Psikoloji hocası zaten...

-Müzisyen kimliğinden bahsettiniz karakterin. Harun Tekin’le birlikte çalışmışsınız şarkı söylediğiniz sahneler için... Müziğe ilginiz var mıydı?

Davul çalıyorum, İzmir’deyken grubumuz vardı. İstanbul’a gelince yarım kaldı.

-Sahneye falan çıkıyor muydunuz?

Evet, lisede ve üniversitedeyken çıkıyorduk. Ama gitar çalmıyordum ben, temelini biliyorum tabii grupta olunca. Eren karakterinin şarkı söyleyeceği belli olduktan sonra yapım şirketi de bu konuyla ilgili eğitim almama destek oldu. Gitar için ders aldım, Aylin Taşar’dan da şan dersi de aldım. İlk bölümde söylediğim Koray Candemir’in parçası olan “Aşk” şarkısını Harun Tekin, proje için cover’ladı. İlerleyen bölümlerde farklı sürprizler de olacak. Şarkı söylemek benim iddialı olduğum bir alan değil. Kendimi Harun’a bıraktım biraz. Sağolsun çok yardımcı oldu. Hiç sabrı taşmadı...

-Hoşunuza gitti mi şarkı söylemek, Devam etmek ister misiniz?

Tabii ki sonuçta kendime yatırım yapıyorum bu vesileyle. Bence çok değerli
bir şey bu. Hangi mesleği yaparsanız yapın
en büyük sermayeniz kendinizsiniz. Kendinize yatırım yaparsanız bir şekilde o geri geliyor.

-“Şeref Meselesi” yeni bitti, hiç ara vermeden yeni bir işe başladınız. Hiç mi istemediniz tatil yapmak?

Çok istedim, çok istedim, çok istedim...

-Ama?

Şöyle bir şey var; ben oyuncuyum ve oyunculukla ilgili bir derdim var. En önemli olan şey rolüm. O doğru rol sana ne zaman gelecek bilmiyorsun. Orada kendini kadere bırakman lazım. Projenin daha önce yapılmamış bir tür olması, yapım şirketinin
O3 Medya olması ve Cem Karcı büyük etkendi.

-Bir film çektiğinizden söz ettiniz...

Avşar Film ve Özcan Deniz ortak yapımı. Andaç Haznedaroğlu’nun yazıp yönettiği bir film. Romantik komedi tadında. Yeni başladık çekimlere ama ben çok güzel bir şey çıkacağını hissediyorum. Onu hissedersiniz çünkü...

-Acaba yüz ifadenizden kaynaklanan şöyle bir durum mu var: Kötü adamı oynasanız zor mu inanacağız? Dizide iyi adam, sinemada romantik komedi...

Kötü rol gelsin de gör bakalım!

-Eminim başarılı olacağınıza. Bizde bir oyuncuya hep belli tarzda roller gider ya...

Evet ama sonuçta oyuncunun kararıdır o rolü oynayıp oynamamak. O yüzden Eren biraz ters köşe olacak. Kötü karakter demek yanlış olur ama karanlık bir tarafı var. Daha önce oynadığım roller gibi değil. Beni heyecanlandıran, güçlü alt metinleri var.

-Gelsin de gör bakalım dediniz. Var mı oynamayı beklediğiniz bir karakter?

O liste hiç bitmez... Mesela “Nine”daki Guido’yu oynamayı çok isterim.

“Fanatiklikse fanatiklik, ben biraz İzmirciyim”

-Bu yoğunlukta tatile gidemediniz, şehirde kendinize küçük rahatlama alanları yaratabiliyor musunuz?

Getir getir, gaza getir beni! Benim en büyük motivasyonum şu; hakikaten oyunculuğu çok seviyorum. Oynadığım zaman kendimi çok iyi hissediyorum, benim için meditasyon gibi. O yüzden oynamak beni rahatlatıyor zaten. Onun dışında birkaç günlüğüne bir yerlere kaçıyorum.

-Nerelere mesela?

Bu akşam güneye doğru bir yerlere kaçacağım. İzmirli olduğumdan bir Çeşme durumumuz da var...

-Fanatik İzmirli misinizdir? Hani böyle işi için İstanbul’a gelmiştir, hiç toz kondurmaz İzmir’ine?

İçten bir insana karşı bir sıcaklık hissedersin ya, onu hissettiğim insanlara sorduğumda İzmirli çıkıyor. Hakikaten kan çekiyor. Fanatiklikse fanatiklik, ben biraz İzmirciyim... İzmir ana gibi şehir gerçekten, sen hayatta ne yaparsan yap bir şekilde ananın koynuna gidiyorsun. Sık sık gidiyorum ben de.

- Kız kardeşiniz orada değil mi hâlâ? Onunla çok özel bir ilişkiniz var anladığım kadarıyla... O ne düşünüyor abisi hakkında?

Dizilerde beni ağlarken gördüğü zaman ağlayarak beni arıyor. Gerçekten çok özel bir bağımız var, benim için en önemli o.

“Saçım yataktan kalktığım gibi”

-Saçlarınız da imzanız, alametifarikanız gibi oldu. Hep böyle mi kullanırdınız saçlarınızı yoksa ünlü olunca imaj gibi kaldı mı?

Şu an saçım yataktan kalktığım gibi açıkçası...

-Önlerden de böyle hafif hafif, tatlı tatlı beyazlaşmış...

İnsanlar soruyor sen mi boyatıyorsun diye ama yok o genetik. Şans o da...

-İsminizle ilgili bir “Şükrü bey amca” imajından söz etmişsiniz... O algıyı kırdınız mı acaba yıllar içinde?

Dedemin ismi Şükrü ve o benim erkek kahramanım.
O yüzden ben biraz duygusal yaklaşıyorum ismime. Biraz da kendimle dalga geçmeyi seviyorum. Artık kırmışımdır bence o algıyı. Ayrıca kötü bir isim değil, ben seviyorum ismimi.

“İnşallah ben de o sahnede selam veririm diye çok dua ettim”

-“Kim Korkar Hain Kurttan”da Türkiye’nin en iyi kadın oyuncularından biriyle, Zerrin Tekindor’la karşılıklı oynadınız. O nasıl bir deneyimdi sizin gibi genç bir oyuncu için?

Kelimelerle nasıl anlatabilirim bilmiyorum. İyi ki yapmışım! Hepsine çok teşekkür ederim, onların sayesinde şu an daha iyi bir oyuncuyum diyebiliyorum. Gerçekten bana çok şey kattı. Zerrin de, Tardu (Flordun) da... Zaten Oyun Atölyesi benim her zaman hayranı olduğum bir tiyatro.

-Oyunlarını izlerken bir gün o sahnede olmayı hayal eder miydiniz?

Tabii... Her izlediğinde insan imreniyor. O durdurabileceğiniz bir güdü değil. Çok dua ettim inşallah ben de bu sahnede bir selam veririm diye.

-Oyunu oynarken sizi televizyonda izleyip gelenler oluyor muydu, bir de kanlı canlı görelim hayran olduğumuz Şükrü’yü diye?

Oluyordu tabii ama bence bu güzel bir şey. Çünkü ben insanların tiyatroya gitmesi gerektiğini düşünüyorum. Çok fazla özel tiyatro açıldı, çok fazla in-yer-face (suratına tiyatro) oyun var. Bence insanlar ne kadar çok tiyatroya giderse toplumumuz için o kadar iyi, niçin gittiği hiç önemli değil.

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber