“Kötü Yol”un iyi kahramanları

Yeşilçam Sokak’ta, Hülya Muhallebicisi’nin çaprazında, Dostlar Birahanesi’nin hemen yanındaki iş merkezinde yer alıyor “Yılmazer Filimcilik”. Burası, 1965’lerin Adana’sından İstanbul’a uzanan hikayenin ana kahramanlarından biri olan Kenan Yılmazer’in ofisi.

“Kötü Yol”un iyi kahramanları

Bir başka deyişle aralarında güzeller güzeli Nuran’ın da bulunduğu “artiz namzet”lerinin rüyalarını süsleyen yer. Önümüzdeki perşembe, Kanal D’de beşinci bölümü yayımlanacak olan, Orhan Kemal’in aynı isimli eserinden uyarlanan “Kötü Yol” dizisinde Kenan ve Nuran karakterlerini canlandıran Cansel Elçin ve Şükran Ovalı ile setin “Yeşilçam Sokağı” olarak ayrılan bölümünde buluşuyoruz.
O zamandan bu zamana nelerin değiştiğini, 1960’ların modasını, müziklerini, filmlerini, “eski zaman aşkları”nı konuşuyoruz. Artist olana kötü gözle bakılmasının ve artistliğin kadına kurtuluş yolu olarak dayatılmasının aynı kalmasına, hâlâ ağalara satılan genç kızlar oluşuna ve aile içi şiddet konusunda yol alamamış olmamıza şaşırıyoruz. Yoğun çekimler nedeniyle biraz yorgun görünen iki rol arkadaşını sete uğurlarken “Şikayetçi misiniz bu tempodan?” diye soruyorum. “Hayır” diyorlar gülerek, “Biz ‘bu yol’a gönüllü düştük”.

Hikaye büyük ölçüde 1960’ların İstanbul’unda geçiyor. Gününüzün büyük bir bölümü o dönemde geçiyor bir anlamda. O zamanlarla bugünü karşılaştırırsanız, neler değişmiş, neler aynı kalmış?

Şükran Ovalı: Sanat ekibimiz o kadar başarılı bir atmosfer yaratıyor, gerçekten o dönemdeymişiz gibi hissediyoruz. Benim oynadığım Nuran’ın dünyası çok büyük değil, çok kolay kanabiliyor. Şimdiki kızları öyle kolay kandıramazsınız. Televizyonla büyüyorlar. İnternet ellerinin altında. Aşk hangi dönemde olursan ol, yine çok temiz bir şey. Annelerimizden duyuyoruz, eski aşklar gibisi yok diye ama birini sevmek her zaman aynı kalıyor.

Cansel Elçin: Aşk bence de değişmez. Değişen vakit hesabıdır. Artık hayatta özgür kalabildiğimiz çok az zaman, âşık olmak için çok dar alan var. Aşk söz konusu olunca sinemada inandırıcı olmak çok zor artık. Hollywood aşkı anlatabilmek için başka dünyalar yaratmak zorunda kalıyor. En çok gişe yapan filmler, Batman, Avatar... Neden dönem dizileri çekiliyor çünkü aşkı anlatmak için vakit var, vakit varsa aşk da var...

Dönem dizisinde oynamak günümüzde geçen bir hikayedeki karakteri oynamaktan ne kadar farklı?

Şükran O.: Çok daha zor. Hele de yaşamadığınız bir dönemse... Bugün günlük hayatımızın parçası olan birçok şey o zamanlarda ya yok ya da daha değişik... Onları öğrenmek, araştırmak zorundasın. Dönem arabalarıyla çalışmak hem zor hem çok keyifli mesela. İkide bir bozuluyor, “Eyvah, ne kadar bekleyeceğiz?” falan diyoruz ama sonra bir izliyoruz, “Ama çok güzel görünüyor be...” diyoruz. Nedense eski olan güzel geliyor. Ben eski kitapları, o sahaf kokusunu da çok severim. O elbiseler, saçlar, makyajlar... Çok özenliymiş eskiden her şey.

Siz “Kırık Kanatlar” ve “Hatırla Sevgili” gibi çok ses getiren dönem dizilerinde de yer aldınız...

Cansel E.: Senaryo güçlü olduktan sonra dönem işi ya da modern hikaye diye ayırmıyorum pek. Ama genelde piyasadaki en cesur işler onlar oluyor. “Kırık Kanatlar”da Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatmak istemiştik. Çok erken bitti. Çok isterim, devam etsin ve “Hatırla Sevgili” gibi akıllarda kalsın. “Hatırla Sevgili” de televizyon dünyası için oldukça cesur bir iş yaptı, Adnan Menderes, Deniz Gezmiş dönemini çok iyi anlattı.

“Kötü Yol”un hikayesi Orhan Kemal’in eserinden uyarlama... Siz neler buluyorsunuz onun eserlerinde?

Cansel E.: O dönemin birçok yansımasını bulmak mümkün. Acımasız bir psikolojik şiddet ve erotizm de...

Şükran O.: Ve de feminizm... Bugün hâlâ birileri birilerine zorla veriliyor ama onun eserlerindekiler gibi kadın karakterler pek görmüyoruz. Orhan Kemal kitaplarında kadın karakterlerin boyun eğmemesini istiyor. Onların iç dünyalarına çok açık bir şekilde yer veriyor. Dizide uyarlamayı yapan da artık neredeyse Orhan Kemal’in oğlu gibi olan Zülküf Yener... Uyarlarken özgün hikayeye, dizinin sinema ile ilgili bölümlerini ve Cansel’in canlandırdığı karakteri kattı.

Yeşilçam deyince ne geliyor hemen aklınıza?

Şükran O: “Neşeli Günler”! Nane likörü, Vecihi, Münir Özkul, Adile Aşit...

Cansel E.: Benim de aklıma “Süt Kardeşler” geliyor.

“Cansel, eşiyle çok mutlu”

Cansel Bey, alıştınız mı evli olma haline?

Cansel E.: Zaten Pınar (Apaydın)’la bir buçuk senedir beraber yaşıyorduk. Çok memnunum, tavsiye ederim.

Şükran O.: Çok mutlu Cansel, maşallah.

Sizin evlilik planlarınız var mı Şükran Hanım?

Şükran O.: Ee, şimdi şöyle...

Cansel E.: Ne oldu Şükrancım, ben cevap verirken her şey iyiydi, birden kasıldın (gülüyor)?

Şükran O.: (Gülüyor). Yok biliniyor zaten. Hakan (Kurtaş)’la bir buçuk senedir birlikteyiz. Evlilik hayalini kurduğumuz bir şey ama şu an için çok hazır olduğumuzu düşünmüyorum. Belli de olmaz tabii ki. Böyle planlar yapmayanlar birden evlenirler ya...

Cansel E.: “İyi, Kötü, Çirkin’i 28 defa izledim, ezbere bilirim”

* Küçükken abimle giderdik sinemaya. “Bu akşam saat 9.45’te, yazlık şehir sinemasında, iki film birden” diye anons verirlerdi. İlk izlediğim film, “İyi, Kötü, Çirkin”di. Beş-altı yaşlarındaydım. Toplamda tam
28 defa izledim o filmi. Sonra Rambo 1, Rocky 1,
Bruce Lee’nin filmleri... Kemal Sunal’lar, Orhan Gencebay’lar, Ferdi Tayfur’lar, Kadir İnanır’lar...

* Bu kendi sesimi kullandığım ikinci dizim.
İlki “Yalancı Bahar”dı. Böyle olunca karakterime renk katabiliyorum. İniş çıkışlarını ayarlayabiliyorum.
Kendi sesimi kullanmak için çok savaştım, yapım şirketi de benimle beraber oldu, kanal da destekledi. Bu da beni çok mutlu etti tabii.

* Aslında söylememem lazım ama setin olmadığı günler futbol oynuyorum. Benim için nefes almak gibi bir şey. Sette de Ali Erkazan’la sürekli maç konuşuyoruz. Ben Galatasaraylıyım. Ali Abi de büyük Fenerli. Bayılıyorum onu kışkırtmaya...

Şükran O.: “Yeniden kick-boksa başlamak istiyorum”

* Hiç o kadar süslü bir kız olmadım. Şimdi de çıldırasıya kendime bakıyorum gibi bir durumum yok. Makyaj yapmamaya çalışıyorum çünkü zaten sette yeteri kadar yapılıyor. Kuaförüm argan yağı önerdi, onu kullanıyorum. Onun dışında da anneanne-babaanne formüllerine inanıyorum.

* Bir buçuk yıl kadar kick-boks yaptım. Set oturunca tekrar gider miyim acaba diyorum ama en fazla bir gün kendine ayırabiliyorsun. O zaman da film izliyorum. Benim en iyi terapim o. Babamdan gelen bir şey. Hiç sıkılmadan arka arkaya beş-altı film izleyebilen bir adamdır.

“Çok çalışıyoruz ama değecek, o Oscar’ı alacağız”

“Kötü Yol”a düşeceğiniz nasıl belli oldu?

Şükran O.: Menajerim aradı, bir audition’a katıldım. Sonra benim seçildiğim haberi geldi.

Cansel E.: Yazın bir diziye başlama niyetim yoktu. O dönem evlenme işleriyle ilgileniyordum. Ama sonra senaryo çok hoşuma gitti. Prodüksiyon da çok iyiydi. Şükran’la tanıştık. Bu işin altından kalkabileceğini hemen gördüm.

Nasıl bir ekipsiniz?

Şükran O.: Çok klasiktir ama gerçekten bu ekibin kimyası çok kısa zamanda çok iyi tuttu. Bunda yönetmenimizin payı çok büyük. Üç-dört saatlik uykuyla sete geldiğimizde bile birbirimizi görünce gülüyoruz. “Çok çalışıyoruz ama değecek, o Oscar’ı alacağız” diye geyikler yapıyoruz.

“Kendinizden daha değerli hiçbir şey yok”

Şükran Hanım, sizin de bir Anadolu’dan İstanbul’a oyuncu olarak gelme durumunuz var aslında değil mi?

Şükran O.: Ben de İzmir’den geldim, babama “İstanbul’a gidip konservatuarda okumak istiyorum” dediğimde “Dokuz Eylül’e gitsen daha iyi olmaz mı?” demişti ama “Eninde sonunda yine İstanbul’a gitmem gerekecek” dedim. Marmara Üniversitesi’nde sinema-televizyon kazandım ama gitmedim. İstanbul’a gelip tiyatro okudum.

Size özenen, artist olmayı kafaya koymuş genç kızlara ne öneririsiniz?

Şükran O.: Bazen çok basit algılanıyor ama hiç kolay bir iş değil bu. Hayatının büyük bir bölümünde başka insanlar olmayı kabul ediyorsun. Gayet şizofrenik bir durum. Çok okuman, empati kurman, izlemen lazım. 200 kişi sana bakarken konsantre olup ağlaman, gülmen gerekebiliyor. Gerçekten çok sevmeleri lazım. Bir de şunu unutmasınlar; yanlarında kim olursa olsun aslında yalnızlar ve hayatta kendilerinden daha biricik, daha değerli hiçbir şey yok.

“Bu bıyık tekrar moda olacak, başka yolu yok”

Cansel Bey, bıyığınıza nasıl tepkiler geliyor?

Şükran O.: Cansel bıyıklarını kesip geldi, o ilk an herkes şöyle bir kaldı. Normalde gülmemiz gerekiyor, uzun zamandır böyle ince bir model görmüyoruz kimsede. Ama öyle bir geldi ki, kimse gülemedi ve herkes bakıp “Çok yakışmış” dedi.

Cansel E.: Sen tabii beni hep böyle dönem kıyafetleriyle görüyorsun da ondan sana öyle geliyor. Bu kostüm olmadan, normal saçlarımla sokakta köpeğimi gezdirirken gör bir de (gülüyor)... Ama iddialıyım bu bıyığı moda yapacağım, başka yolu yok.

Şükran O.: Dizi iyi giderse setteki herkes bıyığını böyle kestirecek, bir gün öyle karşılamak istiyorlar Cansel’i.

Cansel E.: Başta Ayhan Işık, Clark Cable tarzında bir durum yaratmak istedim. Ama sonra baktım ki, oynadığım karakter bir yönetmen, yeteneksiz mi bilmiyoruz ama filmleri başarısız. Tim Burton’ın “Ed Wood” filminde hayalperest bir karakter var, onun gibi hayalperest olarak tanımladık bu karakteri. Bıyığıyla, mimikleriyle, basit bir cümleyi alıp büyütmesiyle, duygularını acayip şekilde yansıtmasıyla değişik bir adam oldu Kenan. Benim de hoşuma gidiyor.

Saçlar da çok havalı duruyor...

Cansel E.: Dokunabilirsiniz ama dikkat edin eliniz kesilmesin (gülüyor). Limonla yapılıyormuş eskiden, biz şimdi jöle falan kullanıyoruz.

Kara delik fotoğrafını çeken Türk: Feryal Özel - Röportaj2019 Nisan'da yayınlanan kara delik fotoğrafını çeken ekibin üyesi, NASA'da çalışan Feryal Özel ile röportaj yaptık.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber