“Küçük dertlerim büyük işlerim var”

Saroz Körfezi’ndeki çiftliğinde doğayla iç içe bir hayat süren Burak Hakkı, hayatta asıl patronun tabiat olduğunu söylüyor: “Ne kadar uğraşırsan uğraş, varacağın nokta toprakta bir parça olmak… O yüzden pişman olmayacağınız, keyif aldığınız şeyler yapmanız gerekiyor”

“Küçük dertlerim büyük işlerim var”

“Küçük dertlerim büyük işlerim var”
Birçok insan şehri terk edip köye veya küçük bir sahil kasabasına yerleşme hayalleri kuruyor. Kimi türlü nedenlerle adım atmaya cesaret edemezken, sayıları gittikçe artan bir kısım ise yeni hayatına doğru yola koyuluyor. Ya da en azından doğanın içinde de var olacak bir hayata... Burak Hakkı da bunlardan biri. Bu sezon Kanal D’de yayınlanan “İkizler: Memo Can”da izleyici karşısına çıkan Burak Hakkı, oğlu Rüzgar (11) doğduğunda Çanakkale’nin Gelibolu ilçesindeki Güneyli Köyü’nde aldığı arsada çiftlik hayatı yaşıyor. 22 dönüm toprak üzerinde başta ceviz olmak üzere çok sayıda sebze-meyve yetiştiren oyuncu, İstanbul’dan kopmasa da yılın büyük bir bölümünü burada geçiriyor. Doğanın kucağındaki hayatını görmek için çiftliğine konuk olduğumuz Hakkı, oğlu Rüzgar ve annesiyle karşıladı bizi. Birlikte bahçelerini gezdik; dalından meyve, sebze topladık, tavukları yemledik. Annesinin yaptığı muhteşem kek eşliğinde çayımızı yudumlayıp sohbet ettik. Ayrılık vakti “Burası benim ruhumu sıfırladığım yer” cümlesi takıldı kafama. Birgün benim de bu cümleyi kurabileceğim bir sığınağım olur mu diye...

Şehirli insan neden tarımla uğraşmak istiyor? Toprak mı çekiyor, nedir?

Belki de... Benim için her şey son 10 yılda oldu. Ailem, Gelibolu’da kalıyordu. 2008’de oğlum Rüzgar doğunca burayı satın aldım. Her yer çalılık ve taşlıktı. Çok araştırma yaptık. Bu bölgede Osmanlı zamanlarında ceviz yetiştiriliyormuş. Toprak ve su analizleri yaptırdık. En başında büyük emekler veren annem ve rahmetli babamdı. 11 yılda çiftlik haline getirdik.

Çalılık, taşlık dediğiniz topraktan çiftliğe dönüşünüz nasıl oldu?

Annem her şeyin başındaydı.Düşünün, tohum ekmekle başlıyorsunuz. Sonra o bir gün boyunuzu geçiyor. 10-12 sene önce böyle bir iş yapacağımızı, böyle bir bahçemizin olacağını söyleseler gülerdik. Hatalarımız da oldu. Zamanla dinleyerek, okuyarak, izleyerek doğrusunu bulmaya çalıştık.

Neler yetiştiriyorsunuz?

Toplam 1000 ağacımız var, bunların 900’ü ceviz. Naneden, limon kekiğinden tutun tarhun otuna aklınıza gelebilecek hemen her türlü ottan da 500’e yakın çeşit var. Badem, kayısı, erik, nar çeşit çeşit meyve ağaçları... Biber, domates, kabak gibi kendimiz için ektiğimiz sebzeler. Kümesimiz var. Neredeyse yediğimiz her şeyi yetiştiriyoruz ama ticari anlamda ceviz. Yeni yeni verim almaya başladık. Üç sene sonra 10 ton ürün alırız. İthal ceviz olayının durması gerekiyor. Ülke olarak ceviz yetiştirmeye uygun çok toprağımız var. Türkiye üretim konusunda 4. sırada olmasına karşın üçüncü ile aramızda çok fark var.

Peki, buradaki bir gününüzü anlatır mısınız?

Gün bana yetmiyor. 22 dönüm toprağımız var. Her gün yeni bir şey yapıyorum. Aslında patronunuz tabiat oluyor. O sizi yönlendiriyor. Ben büyüdüm, bana müdahale et diyor. Geçen sene bir demet Bodrum papatyası ektiğimiz yer, bu sene papatya tarlası gibi olmuş. Yağmurlar, kuşlar o tohumları taşımış. Bunları görmek insanı büyülüyor. İlaç gibi geliyor. İstanbul’un stresinden sonra burada kafamı sıfırlıyorum. Motoru, sulama makinesini, ilaçlama makinesini düşünüyorum. Yani burada dertlerim küçük, işlerim büyük. Ekmeğinizi, yemeğinizi aklınıza gelen her şeyi kendiniz yapabilirsiniz, yeter ki bilginiz olsun. En önemli şey bilgi.

“Yaradan’a inancınız artıyor”

10 yıl önce hiçbir şey bilmezken şimdi ağaçların budamalarını da yapıyormuşsunuz.Bir şeyler yetiştiriyor olmak insana neler hissettiriyor?

Bir kere çok rahatlatıcı. Sürekli mucizelerle karşılaşıyorsunuz. İlginizi çeken bir şeyler yapınca odak noktanız da tamamen o oluyor. Mesela bazen diktiğim bir bitki, ertesi gün hayatımda belki de daha önce hiç görmediğim türden kuşların, kelebeklerin buraya gelmesini sağlıyor. Yaradan’a olan inancınız artıyor. Düşünün, toprağa düşen her şey 21 günde çözülüyor ve ona karışıyor. Bu muhteşem bir şey. Biz şehirde koşturarak, hiç ölmeyecekmiş gibicesine yaşarken doğada hep muhteşem şeyler oluyor. Burada biraz da bu muhteşem dönüşüme ortak oluyoruz.

Hayatınızı tamamen burada kurduğunuz, İstanbul’u terk ettiğiniz doğru mu?

İstanbul’da evim duruyor ama yılın neredeyse sekiz ayı buradayım. İşim olmadığında tabii.. Olunca da 1-2 ay da olsa yine burdayım. Bu sezon Kanal D’de “İkizler Memo-Can” dizisinde rol aldım. Yönetmenden izin alıp ağaçları budamaya geldiğim zamanlar oldu. Şu an öyle bir pozisyona geçtik ki burada elde ettiklerimizle hayatımızı geçindirebiliriz. Tamamen yerleşsem de olur yani...

Yerleşecek misiniz?

Bazı insanlar çok gezer, bazıları da bir köyde doğar, büyür ve ölür. O da hayat, diğeri de… Önemli olan neyi yaşamak istediğiniz. Ben 47 yaşındayım. Çok ülke gezdim. Ama artık diyorum ki; dünyayı gezerek bitiremezsiniz. Sizi ne mutlu ediyor ise onun çevresinde bir hayat sürmeniz doğru olan. Çok fazla plan yapmayı sevmem ama insanın kendini ait hissettiği bir yeri olması çok güzel. Bu çiftlik, benim ruhumu sıfırladığım yer. Huzur bulduğum, çok çalışsam da dinlendiğim yer… İstanbul’da dinlenemiyorum artık.

İstanbul’un keşmekeşi herkesi yoruyor...

Çocukluğumdaki İstanbul’u özlüyorum. Şu an herkes, her şey birbirine karışmış. O kaostan uzak olmak istiyorum. Şehir hayatını sevmek, İstanbul’u sevmek değil. İstanbul, şehirden çıkmış başka bir şey olmuş. Doğamıza aykırı bir şekilde robotik bir hayat yaşanıyor. Bir süre sonra insana kendisini köle gibi hissettiriyor. O sistemin parçası olunca asıl yaşamak istediklerinizden uzaklaşıyorsunuz. Böyle yerler aslında kaçış noktası. Yaşamak istediklerimiz için fırsat. Belki de olmamız gereken yer. Aslında günümüzün en büyük sorunu üretmemek. İleride kimbilir nelere muhtaç kalacağız. İnsanlar sadece bugünü düşünüyor. İnsanlık olarak biraz arınmamız, toparlanmamız gerek.

Buraya geldikten sonra kendinizle ilgili fark ettiğiniz değişiklikler neler oldu?

Gördüğüm mucizeler insan olarak ne kadar aciz varlıklar olduğumuzu hissettirdi. Toprağa düşenin 21 günde yaşadığı değişim, her şeyin birbirini yemesi, ayrışması ve en son toprağa gitmesi… İnsan onları görünce gereksiz hırslarından uzaklaşıyor. Sen ne kadar uğraşırsan uğraş, varacağın nokta toprakta bir parça olmak… O yüzden pişman olmayacağımız, keyif aldığınız şeyler yapmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Aynı zamanda insanî yanınız da ortaya çıkıyor.

“Oğlumla iyi bir ikiliyiz”

Ekranla ilgili yeni bir projeniz var mı?

Plan yapmadım ama isterim. İnşallah bu sezon yaratıcı, iyi bir kalemden çıkmış bir iş denk gelir. Biz çok iyi işler yaptık. Ama o zaman diziler en fazla 90 dakikaydı. Şimdi 200 dakikayı geçti. Bu süre, hız dengeleri bozdu. İyi işler için biraz zamana ihtiyaç var. Buradaki hayatımın oyunculuğuma da olumlu yansımaları oluyor. Kendimi daha iyi hissediyorum.

Babalığın size kattıkları için neler söyleyebilirsiniz?

Rüzgar doğduğu andan itibaren her şeyde ilk onu düşündüm. Burayı bile onu düşünerek almıştım. Arkadaşlarınız, öncelikleriniz değişiyor ve tamamen çocuğunuza odaklı bakıyorsunuz hayata. O artık büyüdü, birey oldu. Ortak çok şey yapıyoruz hatta çok iyi bir ikiliyiz. Elimden geldiğince doğruları öğretmeye çalışıyorum. O da sakin hatta cool bir çocuktur.

Yunan nişanlınız Hara Pappa ile evlenme kararı aldığınızı söylemiştiniz...

Evet, evliliği düşünüyoruz. Ama bu sene için planlamadık. Hara şimdilerde Yunanistan’da bir yarışma programına girdi. Yoğun bir temposu var. Buradan Yunanistan sınırı 45 dakika, rahatlıkla gidebiliyorum. O da gelir arada çiftliğe.

“Küçük dertlerim büyük işlerim var”

Jean Claude Van Damme’ın ilk isteği Türk kahvesi olduÖzel jeti ile dün akşam Bodrum’a gelen Jean Claude Van Damme’ın otele girer girmez ilk isteği sade Türk kahvesi oldu. Van Damme'ı karşısında gören yerli ve yabancı turistler şaşkınlık yaşadı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber