Kuş kafese mi giriyor?

Son günlerde Gezi olaylarının tetikleyicisi sosyal medya ile ilgili birtakım yeni düzenlemeler getirileceği konuşuluyor. Bu düzenlemelerin merkezinde de Twitter olacak. Acaba kuş kafese mi giriyor?

Kuş kafese mi giriyor?

Gezi olaylarının bu denli hızlı ve geniş kitleye yayılmasının arkasındaki güç
hiç şüphesiz sosyal medya oldu. Twitter, Facebook, Instagram, Vine... İnsanlar yaşadıklarını, gördüklerini, duyduklarını paylaştı da paylaştı. Geleneksel medya mecraları olayları yeterince yansıtmadığı için eleştrilirken sosyal medya kahraman ilan edildi. Bu durum hükümetin de dikkatini çekmiş olacak ki geçtiğimiz haftalarda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tan “istesek internet bağlantısını kesebilirdik” imaları geldi önce, sonra da “internete özellikle de sosyal medyaya yönelik yeni düzenlemeler geliyor” sesleri yükselmeye başladı hükümet kanadından. İzmir’den Twitter ile ilgili gözaltılar yapıldığı haberleri geldi. Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Gezi olayları ile ilgili yazılan milyonlarca tweet’i incelemeye aldığını açıkladı.
Biz de gelişmlerin üzerine akıllara gelen soruları işin uzmanlarına sorduk.

“Tweet’lerin kaynağına ulaşmayı deneyecek kişilere sabır dilerim”

Dr. Özgür Uçkan
Alternatif Bilişim Derneği


* Hükümet anti-demokratik bir düzenleme ile kullanıcıları korkutup onları otosansüre zorlamak istiyor. Teknik olarak Twitter’daki devasa ve gerçek zamanlı bilgi akışını tamamen erişime engellemeden denetlemek ve sansürlemek neredeyse imkansız.
* Twitter, anti-demokratik uygulamaları artık dünyanın gözünde tescillenmiş hükümetimize kullanıcı bilgisi vermeyeceği ve hangi içeriğin önce hangi kaynaktan, nasıl yayıldığını bulmak ciddi bir kaynak ve donanım gerektireceği için milyonlarca tweet’in incelenmesi zor. Twitter güvenli protokol kullanıyor. Herkesin wifi ve mobil internet erişimini paylaştığı bir ortamda bu tweet’lerin kaynağına ulaşmayı deneyecek kişilere sabır dileyelim.

“İnternet konusunda bilgili pek çok hukukçumuz yetişti”

* Şimdiye kadar attığınız tweet’ler için, eğer sizin attığınızın kanıtlanabileceği tweet’ler mevcut kanunlarımıza göre açık suç (hakaret, tehdit, halkı kin ve nefrete kışkırtmak) içeriyorsa endişelenebilirsiniz. Bunun dışında çıkacak bir düzenleme asla geriye doğru işletilemeyeceğinden, “milyonlarca” tweet için geçmiş olsun. “Retweet” ettiğiniz tweet’ler içinse kanun koyucu, “retweet” yapmayı örgüt bağlantısı addedecek kadar fantezi dünyasında kaybolmadıkça korkmayın.
* İzmir’de Twitter ile ilgili yapılan gözaltılarda ortada ayakta duran bir dava yok. Tek amaç, rastgele seçilmiş gençler üzerinden gözdağı verip kullanıcıları otosansüre zorlamak. Ama Türkiye’de o korku eşiği aşılalı çok oldu.
* Bir ülkede internet erişimi büyük ölçüde kesilebilir. Bunu sağlayacak DPI (derin veri sorgulama) gibi sistemler Türkiye’de de var. Ama interneti kesmek ancak umudunu kaybetmiş bir iktidarın başvurabileceği son çare. Mısır’da Mübarek bunu denedi ama borsa çökerken muhalifler tweet atmaya devam ediyordu. Yani teknik olarak interneti tamamen kesemezsiniz. Mübarek en büyük cezayı da ülke ekonomisini çökertmekten aldı çünkü internette sadece muhalif bilgi değil, borsa verisi, para ve ekonomik değer de akıyor.
Boş tehdit...
* Sadece belli sosyal medya ortamlarına erişimi engelleyebilirsiniz. Mesela Çin, İran gibi ülkeler bunu yapıyor. Bırakın şirketleri, dünyanın bu ülkelere tepkisi de ortada. Üstelik bu ülkelerde hâlâ sosyal medya kullanan, bunu da yakalanmadan yapan çok sayıda kullanıcı mevcut.
O yüzden bu “önlem” de nafile.
* Son yıllarda internet konusunda bilgili pek çok hukukçumuz yetişti. Aynı düzeyi maalesef savcılar ve yargıçlar için dile getiremeyeceğim. Adli bilişim, yani teknik delil elde etme süreçleri açısından da ülkemiz berbat durumda.

“250 kadar kalburüstü sosyal ağ var; pıtrak gibi yenileri çıkar”

Doç. dr. Mustafa Akgül
İnternet Teknolojileri Derneği


* Düzenlemeden kasıt, sınırlamak ve ceza kanununa ekler getirmektir. Belki CMUK’ya (Usul kanununa) da ekleme yaparlar. Bu tipik bir yasaklama refleksidir. Şu anda da Twitter nedeniyle davalar açılıyor, mahkumiyetler oluyor; Fazıl Say örneğinde olduğu gibi... Şu andaki düzenleme
Gezi Parkı protestolarına bir tepkiden kaynaklanan bir düzenleme olacak ve çok muhtemelen, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin katkısı olmadan
hızlı bir şekilde gerçekleşecektir. 5651 sayılı kanun ve internet filtreleri de aşağı yukarı böyle olmuştu.
* Ben gelişmiş Batı ülkelerinde bu tür düzenleme bilmiyorum. Rusya, Azerbeycan, Suudi Arabistan gibi otokratik ülkelerde çeşitli yasakalamalar var. Avustralya’da benzer bazı uygulamalar var.
* Gezi Parkı olayları sırasında 20 milyon civarında tweet atıldı. Şayet, tüm tweet’leri anında izlemek istiyorlarsa binler ölçüsünde bir ekip oluşturmaları ve Twitter’la iş birliği yapmaları gerekir. Twitter böyle bir işbirliğine yanaşmaz diye düşünüyorum.
* Yeni çıkacak düzenlemeler şimdiye dek yazılan tweet’ler için geçerli olmaz. Bir hukuk devletinde bir düzenleme geçmişe yönelik uygulanmaz.

“Gözaltılar taciz, korkutma meselesi”

* İzmir’deki Twitter ile ilgili gözaltılar basit bir taciz, korkutma ve kayıt tutma meselesiydi. Emniyette ifadeleri alındı ve serbest bırakıldı. Gençleri korkutmak, ailelere gözdağı vermek için geceyarısı aldılar. Ailere haber verseler, ifade vermeye gelirlerdi.
* Facebook ve Twitter’ı kapatmak, dünya kamouyunu ayağa kaldırır, Dünya Ticaret Örgütü gibi oluşumlardan ciddi uyarılar gelmesine neden olur. Daha önemlisi, ülkemize gelen yabancı sermayeye çok negatif bir etkisi olurdu. Ayrıca, 250 kadar kalburüstü sosyal ağ var; pıtrak gibi yenileri çıkar.
* Hukuk Fakülteleri ve Adalet Bakanlığı, bilişim hukuku konusunda insan yetiştirmekte gecikti. Aslında ülkemiz interneti anlamakta, onu geliştirmekte, tutarlı politikalar oluşturmakta geç kaldı. Hakim, savcı ve avukatlara temel bilişim eğitimi, verilmiyor. Bunun verilmesi gerekir. İlköğretim
ve lisede de bu tür eğitimler verilmeli. Çünkü bunlar her yurttaşa, her işadamına, her yöneticiye, her anneye lazım konular.

“Polise taş atan resim paylaşımı övmek olarak görülebilir”

Av. Doç. Dr. Yılmaz Yazıcıoğlu

* Nasıl bir sınırlama getirmek istediklerini bilemiyorum. Eğer bir İçişleri Bakanı “İnsanların sosyal medya dediğimiz iletişim araçlarına bir sınırlama getireceğiz” diyorsa o rejime demokratik rejim denmez, olsa olsa diktaya giden polis rejimi denebilir. Fakat
bu sosyal medya ya da iletişim araçları üzerinden kişilerin
suç işlemelerine devletin göz yumması anlamına da gelmez. Bugün sosyal medyada işlenen bütün suçları kapsayacak hükümler Türk hukuk mevzuatında bulunmaktadır. Hatta dünyadaki ilklerden biri olarak Bilişim Suçları Kanunu 1991 yılından beri mevzuatta yer almaktadır. Yani mevcut yasal düzenlemelerle de hukuki işlemler yapılabilir gerekirse. Ama burada herhalde gözdağı verilmek isteniyor. Korkuya dayalı bir sınırlama oluşturulmak isteniyor olabilir.

“Tepki olarak belirli şeyler paylaşılabilir”

* “Gümüşsuyu’ndan polis geliyor, oraya çıkmayın” demek suç teşkil etmez “Saat 16’da Taksim’de buluşuyoruz” şeklinde tweet atmak da suç teşkil etmez ama hep beraber orada bulunulması “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu”na muhalefet teşkil eder. Bu kanun uyarınca ilgili kişilerin valilikten izin almaları gerekir. Birden fazla kişinin bir araya gelip eylem yapması için izin alınmalıdır ki eylem yapmak illa taş atmak değildir, durmak da bir eylemdir. Benim şahsi kanaatim Taksim’de toplanalım demek suç oluşturmamalı. Çünkü Taksim’de toplanalım demenin amacı yoktur.
* Sosyal medyada hakaretamiz tabirlerin kullanıldığını takip ettim. Bu, şikayete tabii bir suçtur.
Bu tarz suçlarda aleniyet şartı aranır; kendi içine kapalı gruplarda bu aleniyat şartı gerçekleşmez. Facebook’ta belirli sayıda arkadaşınız arasında belirli bir haberi paylaşıyorsanız aleniyet olmayacağı için halkı kin ve düşmanlığa sevk etme suçundan bahsedilemez. Mesela polis arabasına taş atmak suçtur, bunların resimlerinin konulması da bunu övmek olarak değerlendirilebilir. Ama burada bunu değerlendiren kişilerin bağnaz değil demokratik olmaları, halkın yerine göre tepki olarak belirli şeyleri paylaşabileceklerini kabul etmeleri gerekir.
* Anneniz internet kullanmaya ne kadar vakıfsa o düzeydeki yargı mensupları da o kadar vakıf.

“Retweet savcının gözünde mesaja katıldığınız izlenimi uyandırabilir”

Av. Serhat koç

* Şu an Türkiye’de halihazırda başta Türk Ceza Kanunu ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun olmak üzere sözü geçen konu hakkında yeterli düzenleme bulunmaktadır.
* Kendi sitesinde amacının “ulusal ve uluslararası alanda faaliyet gösteren siber suç örgütleriyle, evrensel, insan haklarına saygılı, sosyal çevrenin değerlerini de dikkate alarak topluma karşı sorumluluk duygusuyla, yasaların tanıdığı yetki ve sorumluluklar çerçevesinde etkin şekilde mücadele ederek; gelişen bilişim teknolojisi sistemlerinin suçun hedefi veya aracısı olarak kötüye kullanılmasının önüne geçmek suretiyle suçun devamını ve oluşumunu önlemek” olduğunu bildiren Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın “milyonlarca Twitter mesajını incelemeye alarak” hangi suç örgütüyle mücadele etme çabasında olduğunu anlamlandırabilmek güç. Başkanlığın görev alanına girmeyen yani “siber suç” olmayan Twitter gibi sosyal medya siteleri üzerinden vatandaşların “hakaret”, “tehdit”, “şantaj” vb. internete/ siber aleme özgü olmayan “klasik” suçların başkanlıkça araştırıldığının topluma açıklanmasının altında başka bir neden aramamak iyi niyetli
bir yaklaşım olur.
* Pasif direniş ve sivil itaatsizlik sınırlarının dışında kalır şekilde; kamu görevlilerine/ mallarına zarar vermeye çağrı yapan ya da başkaca herhangi bir suç içeriğine sahip olan bir mesajı hiçbir yorum yapmadan “retweet” yapmanız savcı gözünde sizin de yüksek ihtimalle o mesajın içeriğine aynen katıldığınız izlenimini uyandırabilir.
* İzmir’deki gözaltılarla sadece nöbetçi eczanelerin numaralarını paylaşan kişilerin
dahi gözaltına alındığı yönünde bilgiler bulunmaktaydı. Eğer bu bilgiler doğru ise böyle bir kişinin ancak teröre yardım ve yataklık
gibi bir suçtan gözaltına alınmış olması akla gelebilecek olsa da
esasen tabii ki bir kişinin sadece nöbetçi eczane ya da doktor telefonu paylaşması asla başlı başına suç unsuru taşıyan bir fiil olarak nitelenemez.

14 Kasım 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber