Mahremiyet hakkı

Sanal dedektiflik bürosu kuruldu. Eşiniz sizi aldatıyorsa artık çaresi var; ama unutmayın onun da bir hakkı var

can.dundar@e-kolay.net Vay canına!"Acaba dürüstlük ilacı mı bulundu?" diye düşünüyorsunuz; hayır...Bulunan şey, bir "banal hafiyelik hizmeti"nden ibaret...Diyelim eşinizin sizi aldattığınızdan kuşkulanıyorsunuz.Hemen "sanal dedektif"imize başvuruyorsunuz. O da "yeni teknoloji"yi hizmetinize sokuyor ve -gelen mesajdan anlaşıldığı kadarıyla- şunları yapabiliyor:Eşinizin sesli cep telefon kayıtlarına, aldığı ve gönderdiği aşk mesajlarına ulaşıyor; hem de -her nasılsa- geçen 8 aydaki kayıtlara... Hatta "iş üzerindeyken" yaptığı telefon konuşmalarını paralelden size dinletiyor.Gizli numaraların, gizlediği özel telefonların, analog cihazların şifresini çözerek, ne zaman, nereyi aradığına, nereden arandığına dair dökümleri çıkarıyor.Ve ileri tarihlere yönelik Telekom telefonlarına ait ses kayıtlarını vaat ediyor. Haftalardır internetten bir mesaj geliyor. Gönderen: "Sanal dedektiflik hizmetleri". Vaadi şu: "Artık eşler, sevgililer, arkadaşlar birbirini aldatamayacak!" Bitmedi. Diyelim eşiniz çok uyanık, telefonlar dinleniyor endişesiyle görüşmeleri internet üzerinden sürdürüyor. Ve siz bilgisayarı şifreli olduğu için, mesaj kutusunu kıramadığınız için girip bakamıyorsunuz.Çare yine "sanal dedektif"te...O, gidip eşinizin kişisel bilgisayarına giriyor, bilgisayarda ve online ortamında kullandığı şifreyi kırıyor. Geçmiş, anlık ve gelecek e-mail yazışmalarını, chat yazışmalarını döküyor. Hard disk'teki her dosyaya ve dokümana ulaşıyor. Aldatma içerikli diyalogların yaşandığı zamanlama bilgilerini çıkarıyor. "Bonus" olarak da "muhatap"ın yani rakibinizin "resim, ses ve sanal kimlik bilgileri"ne ulaşabiliyorsunuz. Mesaj söyle son buluyor:"Bu bilgilere rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Elde ettiğiniz bilgileri belge olarak kullanabilirsiniz. İlişkilerinizi bu veriler doğrultusunda belirleyebilirsiniz"Bitmedi. Büromuz kayıp kişi, çalıntı araba bulma tüyoları da veriyor. Kredi kartı dolandırıcılığında fail tespitinden, kanun kaçaklarının bulunmasına, hatta ticari rakipler ve muhaliflerle ilgili tespit ve araştırmaya kadar her işi yapıyor."Casus kulaklık"la ortam dinlemede, tele-kulak ile istediğiniz telefonu kablosuz dinletmede, kaydetmede yardım vaat ediyor. İnternet mesajları da Harika değil mi?Peki kim bunu yapan? Kaça bu hizmet?Bana gelen mesajın altında "N. Cem, Antalya" diye bir isim ve cep telefonu vardı.Geçen hafta hazır Antalya'dayken meraktan aradım N. Cem'i...Kendimi tanıttım. Soğuk bir erkek sesi, niye ilgilendiğimi sordu. "Kişisel bir sorun mu?" dedi."Hayır, gazeteci merakı" dedim.Bunun üzerine isteklerini sıraladı:"Konuşmanın aynen yayınlanması için noterden senet ve konuşmak için para..."Bunları kabul etmeyeceğimi söyleyince konuşma sona erdi.Fakat doğrusu merakım dinmedi. Vaat edilen hizmet, öyle sıradan bir faaliyet değil çünkü... Düpedüz suç... En temel insan haklarına, evrensel kurallara, ulusal yasalara aykırı...Ve suç içeren bir hizmet, internet üzerinden açıkça pazarlanıyor. Ancak Telekom'da kayıtları elinde bulunduran birinin sahip olabileceği bilgiler satışa sunuluyor.Mektuplarımız açılıyor, şifrelerimiz kırılıyor, telefonlarımız dinleniyor. Kaça? Sadece yeniyetme dedektiflik büroları da değil bunları yapan; bazen devletin kulağı, bazen medyanın kamerası, bazen komşumuzun merak dürtüsü gelip deliyor mahremiyetimizi...Özel yaşantımızı halka açıyor, kamuya arz ediyor.Teknoloji marifetiyle kamulaştırılıyoruz.Listeye eşinin cep telefonu mesajlarını kurcalayan beyleri, kocasının internet mesajlarını didikleyen hanımları da katabilirsiniz.Evinin önündeki kameramanlar ordusundan yakınan star, eşinin cep telefonunu kurcalamakta sakınca görmüyor.Teknoloji geliştikçe mahremiyet örseleniyor.İnsanlığın hizmetine sunulan cep telefonu, magandalar elinde seviştiği kadını görüntüleyip satan bir suç aletine dönüşüyor.Kamuoyunun açlık sınırındaki ilgisiyle suç, büyüyüp yaygınlaşıyor.Herkes dedektif kesilip görüntülerin çekildiği odanın peşine düşüyor. Otelin müdürü, komisi, değnekçisi sıraya girip "Biz de gördük. 3 kişilerdi. Şu saatte, bu kapıdan girdiler" diye ihbarcılığa soyunuyor.Meraklı kitleler akın akın odaya gidip resim çektiriyor. Suç kolektifleşiyor. Kamusal olanla özel olanın sınır çizgileri hepten belirsizleşiyor. Büyük gözaltı Hep bilgiyi gizlemeyip paylaşan şeffaf bir devlet, saydam bir toplum özlemiştik.Ne yazık ki şeffaflaşan, devletin hazinesi değil, bireyin mahremiyeti oldu.Bu süreç tersine çevrilmeli...Devlet, sırlarından soyunurken, bireye mahremiyet hakkı tanınmalı. Çağdaş toplum, bir gösteri malzemesi haline dönüştürdüğü bireyi, devlete, medyaya, mahalleliye, sanal dedektiflere karşı korumalı...Ve artık, eşlerin "cep telefonu ve mesaj kutusu kurcalama hakkı" da tartışmaya açılmalı... Şeffaf toplum? Neşet Ertaş, Leyla'sından özür diledi Cuma gecesi Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi pek alışkın olmadığı bir görüntüye tanık oldu. Atatürk'ün İran Şahı'na opera izlettiği görkemli salonda, bağlama, davul, zurna, kaşık sesleri yankılandı.Hacı Mehmet Duranoğlu ile birlikte hazırladığımız, 3. ve son bölümü bu gece Star'da yayınlanacak olan "Garip", "Neşet Ertaş belgeseli"mizin galası vardı.Neşet Ertaş ile onun girişimleriyle bakanlık tarafından kurulan Kırşehir ve Keskin Ustalar Müzik ve Oyun Topluluğu'nun abdalları bir aradaydı.Bozlaklar, halaylar çalıp söyleyerek Ankaralılara "bozkırın yanık sesi"ni duyurdular.Ama gecenin en çok akıllarda yer eden kısmı, Neşet Usta'nın, uğruna en güzel türkülerini yaktığı Leyla'sından özür dilediği bölüm oldu.Belgeselin geçen pazar yayınlanan 2. bölümünde, Muharrem Ertaş'ın oğlu Neşet Ertaş ile Leyla Ertaş'ın evlenmelerine karşı çıktığına değinmiş ve "Alma Neşet'im" dediği bir türküyü yayınlamıştık.Kasetçilerde elden ele gezen ve kişisel bir serzeniş olmaktan çıkıp kültürel bir vesikaya dönüşen bu türküde Muharrem Ertaş, "acının söylettiği sözlerle" oğluna şöyle sesleniyordu:"Küsmedim Neşet'im kahrettim sanaBaban değil miydim sormadın banaOlan olmuş yavrum ne deyim sanaSen aklını yitirmişsin evladım"Türkünün sözlerinde Leyla Ertaş'ı kırabilecek tanımlamalar vardı.Ancak Neşet Ertaş, sevdiği kadını savunmak uğruna babasına karşı çıkmış ve o da tepkisini babasından öğrendiği yöntemle, yani bir türküyle göstermişti:"Aşkı kimden aldın, sevgiyi kimdenAslı bozuk deme, gel şu insanaSoracak olursan eğer ki bendenAslı bozuk deme gel şu insana... Yazımızı felek yazdı Mevla'dan değilSenin dediklerin evladan değilHer hata suç bende Leyla'dan değilAslı bozuk deme gel şu insana..."Bu türküdeki sahiplenişe rağmen Leyla Ertaş, rahmetli olmuş eski kayınpederinin sözlerine kızınca, babası adına özür dilemek yine Neşet Ertaş'a düştü.50 yıl önce, uğruna en güzel sevda türkülerini bestelediği, adını türkü türkü dillerde gezdirdiği, çocuklarının anası, eski sevdalısından ve onun hemşerilerinden, galada herkesin gözü önünde özür diledi.Gözlerde bir kat daha büyüdü. Çavuş Hrant Dink Hrant Dink'in yaşamöyküsünü geçen hafta Hürriyet Pazar'da Emel Armutçu'nun kaleminden okuduk.Hrant ilk kez askerdeyken kendini azınlık hissettiğini söylemiş. Denizli piyade alayında 8 ay yaptığı askerliğinde bütün arkadaşları çavuş olurken, sınavdan 100 üzerinden 100 almasına rağmen ona pırpır takılmamış.Çavuşluğu önemsediğinden değil, negatif ayrımcılığı hissettiğinden çok ağlamış Hrant...Ve "Kimliğime daha fazla sahip çıkmalıyım" diye düşünmeye başlamış.Hrant'ı tanırım.Onun değil Türklüğe, hiçbir ulusal kimliğe hakaret etmeyeceğini iyi bilirim.Eğer bir halka hakaret etmek suçsa, Hrant'tan bir çavuşluk rütbesini esirgeyenler veya en sevmediklerine "Ermeni dölü" diye hitap edenler suçludur.Hrant "biz"dendir."Onlar" bizden değil. Sinema bir mucize midir? "Sinema Bir Mucizedir" filmine bakarsak hayır!Çünkü o mucizeyi göremedik perdede...Usta Memduh Ün'ün jübile filmi diye koşarak gittik, ama ne yazık ki, Ün tarafından tamamlanamadığı, elden ele dolaştığı belli bir filmle karşılaştık.Ve bir süre sonra yanımızdakilerle hata bulma oyununa başladık.Birkaç örnek:1950'lerde geçen filmde Menderes iktidar oldu, DP'liler İnönü resimlerini indirip yeni başbakanınkileri astılar. Lakin astıkları fotoğraf, Menderes'in İmralı'da çekilmiş resmiydi.Kore harbinin çıktığını duyuran gazete ise 1960 tarihliydi.Film, belli ki aceleye gelmişti.Yine de alkışladık ustayı, bunca yıllık emeğine hürmeten...

16 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber