Metin Fadıllıoğlu’nun yeni 29’u, Florya’da

İstanbul gece hayatında birçok ünlü mekanın yaratıcısı Metin Fadıllıoğlu şimdi de Walkin 29 ile “yalı AVM”de

Metin Fadıllıoğlu’nun yeni 29’u, Florya’da

Meşhur Club 29’un da yaratıcısı Metin Fadıllıoğlu bu kez İstanbul’un hiç uğramadığı bir yerine, Florya’ya, getirdi 29’u. İstanbul’un yeme-içme ve eğlence hayatının mimarlarından sayılabilecek Fadıllıoğlu’nun yeni mekanı Walkin 29, Aqua Florya Alışveriş Merkezi’nde açıldı. Onu İstanbul’un bu köşesindeki bir AVM’nin içinde yer açmaya ikna eden ne acaba diye düşünüyorum yolda. Varınca anlıyorum ki burası bildiğimiz alışveriş merkezlerine benzemiyor. Metin Bey’in şahane deyimiyle burası bir “yalı AVM”. Denizin kıyısına yapılan bu alışveriş merkezinin en güzel köşesini kapmış Metin Bey. Dekorasyonu da mimar eşi Zeynep Fadıllıoğlu’nun imzasını taşıyan Walkin 29 mutlaka gidip görülecek mekanlardan...

Neden Florya’yı tercih ettiniz?

Burada açmamızın en önemli faktörlerinden bir tanesi Floryalı köklü bir ailenin burada böyle bir yer arzu etmesi. Mine Türkantos isimli hanımefendi bu AVM’nin açılışını duyuyor. Burayı geziyor, bu manzarayı, lokasyonu çok seviyor ve burada belli kalitede bir yer olmasını arzu ediyor. Bizim yerlerimize çok sık gelen birisi olarak bana geldi. Buranın sahibi Mine Hanım ama burasını bir franchise’dan farklı olarak biz işletiyoruz. Sabah hatta konuşuyorduk kendi aramızda “Kendimize ne diyelim?” diye. ‘Yap-işlet-devret’ de diyemiyoruz çünkü biz yaptık, işleteceğiz ama galiba devredeceğimiz de yok (gülüyor). Markamızı daha geniş bir tüketici kitlesine açmak adına doğru bir seçim oldu.

Nasıl bir yer Walkin 29?

Gördüğünüz gibi kapılar açık, insanların içeri girmeye tereddüt etmeyeceği bir yer fakat yine de bir çay-kahve muhabbetinden çok fazlası... Florya ve Küçükçekmece’de Beyti’nin başlattığı bir et öncülüğü vardı. Sonradan buralarda 500 kişilik lokantalar açıldı. Biz bunların arasında belli bir sofistikasyonda bir restoran yapmak istedik. 55’te İstanbul’a Hilton’un gelişi bize barı, restoranı öğretti. 60’larda da Çınar Oteli bu yörenin gözdesiydi. Biz de gençlik yıllarımızda Çınar’ın havuzuna gelirdik. İstanbul ile kopuk bir yer değildi ama yine de Yeniköy’de oturanlar da Yeşilköy’de oturanlar da İstanbul’a iniyoruz diyorlardı. Ben de 71’de Yeniköy’e gelmiştim, Sait Halil Paşa Yalısı’ndaydım. Sonra 74’te Nispetiye Caddesi’ne ilk gelen de benim Şamdan’la. 82’de Nişantaşı’na Park Şamdan’la gelen de benim... Ama hep belli sınırlar içinde kalırdık, bu periferiyi genişletmek istedik artık. Burada bir müşteri potansiyeli olduğuna inanıyoruz. Biz de AVM’nin bu çekici gücünden istifade ediyoruz. Tabii sinemalar da yardımcı oluyor. Ama burası sadece bir sinema öncesi çabucak gelip bir şey yiyip içeceğiniz bir yer değil, doğru düzgün yemek yenilen bir yer.

Dekorasyonu da çok özel. Eşiniz Zeynep Hanım’ın imzasını taşıyor...

Zeynep’le yaptık bu işi, neler istediğimizi ona daha kolay anlatabiliyoruz. Burayı şık ve koyu renkler üzerine çalıştılar. Bir de bu “Mad Men” hikayesi olsun istedim. 50’ler, 60’ların Coca Cola’ları, Pepsi Cola’ları, otomobilleri, seyahatleri, Alka-seltzer’leri falan olsun istedim. Burada en önemlisi mekanı tamamen AVM’nin içine soktuk. Mütevazı bir yer olsun istedik, snob havalardan kaçındık.

Başka bir şube düşünüyor musunuz?

Karşıda, Bostancı tarafları olabilir mesela. Zorlu’nun yeni açılacak AVM’si gibi güzel bir yerde de olmak isteriz.
Fransız şef olduğunda da köftemiz hep bir numaraydı

Menü nasıl? Ulus 29 ayarında mı?

Porsiyonlar doyurucu. Bir salata yersiniz 28-30 TL arası, bir de kola 8 TL, üstüne de bir tatlı veya kahve... Öğle yemeğinizi 50 TL’ye yiyebilirsiniz. Bir akşam sortisi yapıyorsanız, bu rakamı ikiye katlayabilirsiniz. “Uçmak” isteyenler için de dinlendirilmiş etler var, 350 gr New York Steak, 65 TL. Ama çok da uçuk değil fiyatlar. Bir-iki balık, ev yapımı makarnalar ve ayrıca sıkı bir pizza ve sandviç menümüz var. 29 klasikleri var elbette. Mesela yoğurtlu kebap...
Bu 74’ten beri menüde, hiçbir yabancı aşçı değiştiremedi bunu. Her ay sonunda bütün satılan yemeklerin listesini çıkarırız biz. Bir gün bir Fransız aşçımıza dedim ki: “Sen bu kadar uğraşıyorsun, bu Fransız yemeklerini yapıyorsun; bu bizim gurur duyduğumuz bir şey ama gel oturup seninle, Türk müşteri ne yiyor diye bir bakalım”. Onunla çalıştığımız üç sene boyunca her zaman için yoğurtlu kebap ya da 29 köfte bir numaradaydı.

Siz nerelere gidersiniz eşinizle yemeğe çıktığınızda?

Kıyı’ya gitmeyi seviyorum. Bu taraflarda Beyti’ye geliyorum. Şimdi bir de nereyi söylersem söyleyeyim diğer arkadaşlar üzülecek. Umumiyetle şöyle oluyor; dışarı çıkıyorum, Nişantaşı’nda yürüyorum, birdenbire Park Şamdan’dan Ersoy’a
(Çetin) veya Emre’ye (Ergani) rastlıyoruz.

“Gel buraya otur diye çekiyorlar...”

Bir bakıyorsun orada oturup üç tane içki içmişsin bile. Bir de öğlenleri tekneyle Anadolu Kavağı’na gitmeyi seviyorum. Salaş meyhaneleri, Beyoğlu’nu, Tünel’i, Babylon’u da seviyorum... Kulüp olarak da Blackk’e gidiyorum, Emre’nin yerine. Benim için çıkmak da zor oldu. Eskisi gibi kafayı bulamıyoruz. Şimdi bir sorumluluk duygusu geldi, eskiden daha rahat hareket edebiliyordum. Bir de Zeynep çok çalışıyor, 9’da falan işten çıkıp Ulus’a geliyor, bir yemek yiyip oradan eve gidiyoruz. Eskiden kızımız Selin’le falan da takılıyorduk ama o da evlendi, çocuğu oldu...

“40 senedir, senede neredeyse 50-60 çifti evlendiriyoruz”

Sene sonunda benimle ilgili bir kitap çıkacak, bugüne kadar yaptığım yerleri anlatıyorum. 68’den 2012’ye kadar olan bir dönemi kapsayacak. Kitap benim gözümden bütün bu yerleri anlatacak ve aynı zamanda interaktif bir kitap olacak. Kitabın başında okuyuculara yazdığım bir mektup var: Bu kitabı okuduğunuzda bu yerlerden birine gelmişseniz bir de sizin versiyonunuzu dinleyelim. Onlar da benim yerlerimde yaşadıklarını, anılarını yazacaklar ve kitap bunlarla bir daha basılacak. Sevgilisiyle burada nasıl tanıştığını, ona nasıl teklif ettiğini anlatacak. Düşünebiliyor musunuz 40 senedir, senede neredeyse 50-60 çifti evlendiriyoruz. Onların çocukları da buraya geliyor, burada büyüyor. Bu bambaşka bir bağ. Bunun dışında beraber çalıştığım insanlar da yazacak. Benimle birlikte çalışan insanlar ayrıldıktan sonra kursaklarında sakladıkları şeyleri anlatıyor, kötü değil ama benim bir şekilde hiç duymadığım şeyler. Mesela işe alacağım biri görüşmeye geldiği günü anlattı bana geçenlerde; Çubuklu’daki yerimize görüşmeye gelip beni sormuş. Beni göstermişler işte... Ben de eskiden uçurtmaya çok meraklıydım. “Birdenbire bir adam gördüm, elinde bir şeyle havuzun kenarında koşuyor” diye anlatıyor. Ben o esnada uçurtmayı uçuracağım diye 10 tur falan atmışım (gülüyor).

“Lokantada dışarıda oturmak İstanbul’dan koparılmayacak bir hale geldi”

* Herkes artık iç mekanın dışına taştı, yaz-kış fark etmiyor. Bu kadar uğraşıyorsunuz içeriyi dekore ettiriyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz insanlar tentenin altında, taşların üzerinde oturup yemek yiyor. Çünkü burada sigara içilebiliyor. Eskiden olsa aralık ayında dışarıda kaldırımda oturmayı düşünebilir miydik? Paris’e falan gittiğimizde dışarıda oturan insanlar görünce “Efendim buralar çok temiz, kaldırımlar çok düzenli, o yüzden dışarıda oturuluyor derdik. Sarıgül’le birlikte Nişantaşı’nda kaldırımlarda oturmaya izin verildi. Artık dışarıda oturmak İstanbul’dan koparılmayacak bir hale geldi.
* Bu dans meseleleri falan da oldukça değişti. Eskiden bir yere gidip bir kızı dansa kaldırıyordunuz. Disc Jokey’e de yalvarıyordunuz, “Slow bir şarkı çal da biraz yakınlaşalım” diye. Derken bunlar bitti, şöyle bir durum başladı: Dans pistinde, karşındaki insanla aranda iki buçuk metre ile bazı hareketler yapıyorsun, sonra dönüp başka birinin karşısında aynı hareketleri yapıyorsun. Sonra bir geri dönüyorsun ki öbürü döndün diye bozulup gitmiş. O arada diğerinin de boyfriend’i gelmiş...
Bir bakıyorsun pistin ortasında tek başına bir şeyler yapıyorsun (gülüyor). Şimdi de 8-10 kişi bir masa rezerve edip onun etrafında dans etme modası var. Önce oturduğunuz yerden alkış tutuyorsunuz sonra herkes ayağa kalkıp dans ediyor. Derken bir bakıyorsun
üç kişi masanın üstünde... Başka bir masaya geçme şansınız yok. Kendi masanızda ne varsa onunla yetineceksiniz.

16 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber