Müze şehri Amsterdam

Gece hayatının sınırlarının zorlandığı, "coffee shop"ların ağzına kadar dolup taştığı, müzeleriyle, binalarıyla görkemli ama iddiasız, bakımlı ama rüküş olmayan kanallar kenti Amsterdam'dayım

fturkmenoglu@milliyet.com.tr İki günlüğüne geldik bu kez. Kameraman arkadaşımın Schengen vizesi Fransa'dan alınmış. Pasaport kontrolünde "Hayır giremezsiniz, arkadaşınızı geri yollayacağız" dediler. Önce Fransa'ya giriş yapması gerekirmiş. "Peki Schengen'in amacı ne oldu?" sorularım boşa çıktı. Daha önceki onlarca giriş-çıkışlarımız bir işe yaramadı. İmdadımıza Türk Büyükelçiliği yetişti. Tam yedi saat süren bir çabayla, 60 avro ödeyerek yeni bir vize aldık. Sadece üç günlük...Dam Meydanı'ndaki otelimize yerleşip kendimizi şehre bıraktık. Harika bir Arjantin lokantasında karnımızı doyurduk, keyfimiz yerine geldi. Kanal boyu yürüyüşüyle de iyice neşelendik.Rengarenk laleler, tahta ayakkabılar ve esrarın serbestçe satıldığı "coffee shop"lardan sonra Hollanda'nın her turist tarafından bilinen en meşhur yeri, kuşkusuz Red Lights District. Nasıl olduğunu anlayamadan Kırmızı Işıklar'a çıkmışız. Her tür "canlı" seks şov, camekanların arkasında bekleşen her tür ırktan kadın..."Gelsene yakışıklı, ben sekse bayılırım, gel..."Büyük memeli, kırmızı saçlı, şişman, zayıf, yaşlı, genç, gözlüklü, hemşire kıyafetli, çırılçıplak, çekik gözlü, Latin; her tür kadın, müşteri peşinde. Sokaklarda da meraklı gözler; bir aşağı, bir yukarı... Bazıları bizim gibi öylesine dolaşıyor, aralarında şakalaşıyor. Bazıları da gerçek müşteri, hallerinden belli... Bu kaçıncı gelişim, bilmiyorum. Artık iyice aşina olduğum bir şehir, insanları çok tanıdık. Sanki o toplumsal bilinci hissediyorum; biraz şehrin dışına çıkınca başlayan ırkçılık bulutlarını görüp Amsterdam'ın o herkesi ve her şeyi kabullenir sakin havasına sığınıyorum. Yeryüzünün bütün dilleri ve ırkları arasında dolaşıp otele döndük. Gece yarısını geçmişti çoktan. Havaalanındaki gergin bekleyiş de sinirlerimi iyice yıpratmış. Hemen uyudum.Ertesi sabah erkenden Dam Meydanı'na uyandım. Daha kimse meydanı kirletmeden sokaklara çıktım. Dükkanlar açılmamış, çoğu 10'da kapılarını açıyor; işe koşuşturan kalabalık başlamamıştı. II. Dünya Savaşı'nda ölen Hollandalılar için dikilmiş anıtı inceledim. Meydan çevresindeki her sokağı yürüyüp, kahvemi yudumlarken müzelerin açılmasını bekledim.Amsterdam tam bir müze şehri. 12'nci yüzyılda kurulmuş olan şehir, ilk günlerindeki "balıkçı köyü" havasından ne kadar da farklı. İngilizce veya Almanca bilmeyen bir kişiye bile rastlamadım henüz. Meydan kahvelerinde tanesi 2 avroya içtiğim kahvelerin tadı, İtalya'yla yarışır nitelikte.Bu kez en çok ilgimi çeken aktivite, Nieuwe Kirk / Yeni Kilise'deki İstanbul sergisi. Saat geldi, öğrenci gruplarıyla birlikte sergiye daldım. 12'nci yüzyılda kurulmuş İki saate yakın içeride kaldım. Kapalıçarşı, cami, hamam, kıyafetler, tablolar, çanak-çömlek... Ne kadar incelikli bir sergi, ne kadar güzel bir sunum. Ağzım açık gezdim. Aylarca süren kayıtlarla, her mekanda gerçek sesleri de duyuyorsunuz. Kapalıçarşı'nın bağrışlarını, hamamda kurnaya damlayan suyun sesini dinledim uzun uzun. Grup halindeki öğrencilerin hareketlerini inceledim. Not alıyor, merak ediyor, öğretmenlerine soruyorlar; ne bileyim, gurur duydum. Sonra yine sokağa fırladım.Serseri oldum yine. Vondelpark'ın delilerini inceledim, kanal boyunca yürüdüm. Çarşı pazar turladım, Jordaan'daki antika merkezini dolaştım. Dönüş uçağına kadar, uyuduğum birkaç saati saymazsak, sadece yedim ve yürüdüm. Küresel ısınmayla iyice ılıyan iklimin tadını çıkardım. Bisiklet kiralamaktan da vazgeçtim, arada toplu taşıma araçlarına binmekten de...Bir öğün İtalyan yedim, bir öğün Çin. Anna Frank'ın Evi'ne girdim ve beş dakika sonra kendimi sokağa attım yine. Elimde Amstel Nehri kıyısında kurulan Amsterdam'ın tarihini anlatan kitabım; şehri boydan boya katettim. Sokaklarda, binalarda ve insanlardaki o fazla gösterişli olmayan zarafeti çok sevdim. Çarşı pazar turladım Bol bol yürünür, bu şehir en güzel yürünerek keşfediliyor. Kanal turu yapmak çok akıllıca. iki saate yakın sürüyor, şehrin birçok önemli yapısını keşfetmek mümkün oluyor. Amsterdam'da birçok müze var. Ulusal Müze ve Van Gogh Müzesi'ni özellikle tavsiye ederim. Picasso ve Monet içinse Stedjik Müzesi. Anna Frank'ın evi de Amsterdam 'da. Meşhur günlüğün bir bölümü bu evde tutulmuş. Tüyler ürpertici... Benim yüreğim kaldırmadı. İlgilenenler için Amsterdam Seks Müzesi de ilginç olabilir. Red Light District her turistin mutlaka turladığı genelevler sokağı. Vondel Park, Amsterdam'ın en büyük parkı. 19'uncu yüzyılda inşa edilmiş. Birçok aktivite ve ders de var. Gece hayatının çok renkli olduğu söylenir. Amsterdam'da son yıllarda hiçbir kulübe gitmedim, bu konuda yardımcı olamayacağım. Paradiso diye bir yer varmış, çok yeni ve hoşmuş. Tüm dünya mutfaklarının iyi örnekleri var, çok iyi lokantalara gittim. İtalyan, Arjantin, Tayland, Çin; hepsi de birbirinden lezzetliydi. Eğer iyi bir sürücüyseniz bisiklet de kiralayabilirsiniz. Ne yapılır?

16 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber