“Normal sözcüğünü lügatimden çıkardım”

Craft Kadıköy’de sahnelenen “Yutmak” oyununun üç başrolünden biri olan Ece Dizdar: “Normal kelimesini çok sevmem, sınıflandırır insanı. Nasıl aynı şeyi düşünebiliriz. O yüzden normal sözcüğünü lügatimden çıkardım”

“Normal sözcüğünü lügatimden çıkardım”

Feminist, özgürlükçü, özel bir kadının; Stef Smith’in yazdığı “Yutmak”, yutkunamadığınız bir biçimde çıkmanıza neden oluyor oyundan. Tabii bunda metnin yanı sıra oyunu başarılı bir şekilde sahneye koyan yönetmen İbrahim Çiçek’in ve karakterlerini canlandırmanın ötesine geçirip adeta yaşatan üç güzel kadının; Ece Dizdar, Başak Daşman ve Merve Dizdar’ın da rolü büyük. Demirören İstiklal Palas’ta buluştuğumuz Ece Dizdar da oyunun adı için “Yutmak hayatın içinde yutabildiğin ve yutamadığın şeylere ithaf ediyor. Yaşamak için yutmak zorundasın gibi” diyor.

Karakteriniz Anna’dan bahsedebilir misiniz biraz?

Anna benim kıymetlim. Çok isteyerek ve severek oynadım, özel bir bağ kurdum onunla. Anna eski bir dansçı, aynı zamanda kurumsalda çalışmış biri. Çok hassas, duyarlı, farkındalıklı. Bu farkındalık da iki yıl önce onu ezmeye başlamış. Hayatta her şeyin kötü gittiğinin ama daha fazla hiçbir şeyin kötü gitmesini istemediğinin farkına varmış. Dünyadaki bütün acıdan kendini sorumlu tutmaya başlamış ve kendini eve kapatmış. İki yıldır da çıkmıyor. Boş kaldığında acı çektiği için sürekli bir proje üretiyor ve bu projelerle kendini oyalıyor.

Nasıl bir hazırlık yaptınız Anna için?

Çok zor olmadı çünkü o dönemde evime 300 metre yakınlarda iki tane bomba patladı. Zaman zaman evden çıkamama korkusu yaşadık. Ben de bunu biraz genişlettim. Kendi duyarlı olduğum ve Anna’nın duyarlı olduğu her şeyi aldım, bir ortak kümesini çıkardım. Mesela hayvan kürkü ya da bombalarla yaşamak zorunda olan çocuklar... Anna’nın duyarlılıklarına hassasiyet göstermeye, onu anlamaya çalıştım yani her şeyden öte.

“Normal sözcüğünü lügatimden çıkardım”

“Sinema, tiyatro, müzik, kitap kurtuluşum oldu”

Anna kötülüklerden kendini sorumlu tutup eve kapanmayı tercih etmiş. Siz neler yapmayı tercih ediyorsunuz?

Kimi evde olmayı tercih ediyor, kimi kendini sokağa atıyor. Ben eve kapanmayı tercih etmiyorum ama bunun için kimseyi yargılayamam. Geçen beni ne kurtarıyor diye de düşündüm. Mesela kitap okumak ne kadar büyük bir lüks çünkü sürekli başka dünyaları ziyaret edebiliyorum kendi dünyamdan sıkılınca. Sinema, tiyatro, müzik, kitap kurtuluşum oldu. Her boş anıma bir şey sıkıştırmaya çalışıyorum belki bu da kendini oyalamanın bir yolu.

Oyunda normal olma / tuhaf olma algısı üzerine bir durum var. Sizce normal / tuhaf olan nedir?

Normal kelimesini çok sevmem, sınıflandırır insanı. Aslında tuhaf diye nitelendirilen şey bizim nev-i şahsına münhasır huylarımız ve bunlar yüzünden yalnız kalışımız. Doğaya, insanlara ayak uyduramayan kişi tuhaf mıdır? Kendi içinde normaldir belki. Keşke herkes bunu böyle görse çok daha kolay olurdu her şey.

Bu algı yaş aldıkça mı geliyor acaba?

Beş sene önce başka bir şey söylerdim ama 30’larımda herkesin yaptığı şeyin arkasındaki sebebi düşünür oldum. Herkes farklı bir ailede büyümüş, yapılandırılmış. Nasıl aynı şeyi düşünebiliriz! Bir bunu bilgi olarak bilmek, bir de bunu içine sindirerek yaşamak var. Bu oldu bana. O yüzden normal sözcüğünü lügatimden çıkardım.

“Valizim hep kapıdadır”

Oyun bir yandan da bir özgürleşme hikayesi. Siz ne yaptığınızda özgür hissedersiniz kendinizi?

Döneme göre değişiyor. 20’lerimde bu Londra’ya taşınmaktı. Şu an bazen evde oturmak bile özgürlüğüm olabiliyor. Kendimi en özgür hissettiğim yer seyahattir. Seyahat etmeyi çok severim, valizim hep kapıdadır. Fakat bunun çok reel bir özgürlük olmadığının farkındayım. Gerçek özgürlüğü çok bulabildiğimiz bir dünyada değiliz şu an.

Oyun umutlu da bitiyor aslında... İnsanın olduğu yerde umut bitmiyor galiba.

Gerçekten öyle. Karamsar gibi oldu söylediklerim ama hiç karamsar değilim. Ben inanıyorum insana. Birbirimizin varlığı birbirimize iyi geliyor. Burada doğadan da, hayvanlardan da bahsediyorum. Doğanın bütünü birbirinin eşi bence.

“Herkes son derece uyumlu”

Oyundaki renkler de çok dikkat çekici...

Yönetmenimiz İbrahim Çiçek’in fikriydi. O çok istedi. Hatta oyunun yazarı Stef de renklerle ilgili tweet attı, “Bu kadar karanlığı araştıran bir oyunda bu kadar renk görmek beni çok mutlu etti” diye. Biz ya balyoz, çekiç gibi bütün aksesuarları kullanacaktık ya da hiçbir şey kullanmayacaktık. O aksesuarların hepsi boya oldu bizde.

Partnerleriniz Başak Daşman ve Merve Dizdar ile çalışmak nasıldı?

Oyundaki üç karakter birbirine ne kadar benzemiyorsa biz üçümüz de birbirimize o kadar benzemiyoruz gerçekten. Bunu ilk tanıştığımız gün anladık. O yüzden çok doğru bir cast olduğunu düşünüyoruz. Herkes son derece uyumlu, çok güzel çalışıyoruz. Bana çok destek oldular. Oyundan önce elimi sarma görevi Başak’ın mesela.

Elinizi kırmışsınız oyun esnasında. Ben onu oyunun bir parçası sanmıştım. Nasıl oldu?

Anna kendini oyalamak için evde projeler yapıyor. Bunlardan biri de aynayı parçalamak. Prova salonunda bir perde vardı, ben de elimde çekiç var gibi perdeye vuruyordum. O arada bir-iki adım sağa kaymışım, perde bitmiş ve duvar başlamış. Fark etmedim ve duvara vurdum elimi. Herkes oyunu bırakacağımı düşünmüş ama aklımdan hiç öyle bir şey geçmedi. Oyunun bir parçası olması gerektiğini düşündüm. Astım kolumu, öyle prova yaptım. Zaten şu an bütün seyirci için de benim elim değil Anna’nın eli kırık.

Yeni projeleriniz var mı?

Yazın Edinburgh’da bir oyunda oynayacağım, ana festivalde. Fakat detaylarını veremiyoruz, 15 Mart’ta açıklanacak.

İbrahim Çiçek: “Okudum ve hayal ettim”

Ben bir yolculuğa çıktım, bu yolculuğun sonunda yönetmen dediler bana. Yolun kendisiyse güzeldi. İyi insanın peşinden koştuğum bir dönemde iyi insanlarla çalıştığım, nefes alacak vakit bulamadığım, kendimi tamamlanmış hissettiğim, yorucu ve ilklerin mutluluğuna doyduğum bir süreçti.

Yazar Stef metnin başında yönetmenler için şöyle bir not düşmüş: “İstediğiniz gibi hayal edin!” Okudum ve hayal ettim. Üç ay boyunca oyun metni çantamda dolaştım, düşündüm. Küpler, boyalar ve ışıklar ilk baştan aklımda olan şeylerdi. Zaman içinde karakterlerin ve mekanların renklerine ulaştım.

Üç erkek, üç kadın veya üç hermafroditle çalışmak benim için aynı. Erkek olarak kadınlarla çalışma anlamında herhangi bir hissi yok. Oyuncular üzerinden kişiselleştiriyorsak Başak, Ece ve Merve ile çalışmak güzeldi.

Şarkıcı Linet’ten çıplak ayak dans şovBostancı Gösteri Merkezi'nde sahneye çıkan Linet, kalça dansıyla kendisini dinlemeye gelenlerden tam not aldı. Linet'in dans gösterisi dakikalarca alkışlandı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber