“O namussuzluğu yapmak istemedik”

Güven-Gökhan Kıraç kardeşler “Özür Dilerim”de perdede de abi-kardeşi canlandırıyor. Filmde zihinsel engelli abi rolünde izlediğimiz Güven Kıraç: “Daha zor bir şeyin peşine düştük. Biz de daha öncekiler gibi dramatize edebilirdik ama o namussuzluğu yapmak istemedik”

“O namussuzluğu yapmak istemedik”

Geçtiğimiz hafta yaşanan yerli film bolluğu arasında sessiz sedasız ama sağlam bir film girdi vizyona. Genelde yerli yapımlarda görmeye alışık olduğumuz gibi bir film değil bu. Bir romantik komedi değil mesela, kadın-erkek ilişkilerini de anlatmıyor ya da küfürle güldürmeye çalışmıyor. “Özür Dilerim” gelişim bozukluğu olan ileri derecede otizmli Selim ve ailesinin hayatından bir kesit anlatıyor. Giyinmesinden tuvalet ihtiyacını gidermesine kadar yardıma ihtiyacı olan, konuşamayan, karşısındakini ne kadar anladığından emin olamadığımız 50’li yaşlarında bir zihinsel engelli Selim. İçinizi acıtıyor film ama acıklı değil. Her şey kararında...
Selim rolünde Güven Kıraç’ı kardeşi Zafer rolünde ise Kıraç’ın kardeşi Gökhan’ı izliyoruz. Kıraç kardeşlerle filmlerini konuştuk.

Film öncesi nasıl bir hazırlık süreciniz oldu?

Güven Kıraç: Cemil’le (Ağacıklıoğlu) birlikte iki yıla yakın bir süre engelli merkezlerine gittik. Kağıthane’de, Çağlayan’da... Ben İzmir ve Ankara’da da gittim. Her fırsatta onlarla bir arada olduk, yüzlerce engelli çocukla zaman geçirdik. “Hangi tip engelliyi modelleyeceğiz?” arayışımız vardı. Bu konuda karar vermek uzun sürdü. Karar verdikten sonra Mahmut isimli zihinsel engelli arkadaşımızın çekimlerini yaptık. Nasıl yataktan kalkar, nasıl yürür, nasıl tuvalete gider, bardağı nasıl tutar, sevindiğinde ne yapar... Bütün bunları tek tek çektik ve ben evde seyrettim. Mahmut’un ailesi ile bir araya geldik, anneyle filmdeki anne rolündeki Sema’yı (Poyraz) tanıştırdık. Gökhan da aileyle tanıştı.

“Anlayabilmeniz için içinde olmanız lazım”

Aile nasıl karşıladı bu durumu?

Güven K.: Yardım etme duygusuyla yaklaştılar. Böyle bir şeyin farkındalığını ortaya çıkaracak bir film yapıldığı fikri onları çok mutlu etti. Çünkü onlar kendilerini zaman zaman çok yalnız hissedebiliyor. Özellikle annenin çok zor bir hayatı oluyor böyle ailelerde. Kordon bağı kesilmeden hayatlarını sürdürüyorlar.

Çok güzel bir benzetme gerçekten...

Güven K.: Evet, ölene kadar o çocukla hep kordon bağı varmış gibi... Size bağımlı çünkü. Ama eğitimle bunlar iyileştirilebiliyor. O yüzden de Tohum Otizm Vakfı ile birlikte bir gala gerçekleştirdik. Biletler otizmli çocukların eğitimi için harcanmak üzere satıldı. Sonrasında da birlikte yol alma planımız var. Zihinsel engelliler merkezlerinde filmin gösterimini yapacağız.

Model olarak aldığınız ailede bir kardeş var mıydı? Siz nasıl hazırlandınız engelli Selim’in kardeşi Zafer rolü için?

Gökhan Kıraç: Benim bir modelim yoktu. Biraz hayal ederek, oyuncu inisiyatifi ile hareket ettim. Tabii düşünüyorsunuz böyle bir kardeşiniz olsa nasıl bir hayatım olurdu diye.

Kötü bir kardeş demek haksızlık olur belki Zafer’e ama yeterince ilgili değil...

Gökhan K.: Evet, zor bir kardeş.

Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda, engelli bir abiniz olsaydı nasıl olurdu?

Gökhan K.: İçinde olunca ve yaşayınca anlayacağınız bir durum. Benim buradan cümle kurmam çok doğru olmaz. Zor bir durum gerçekten, hele Türkiye’de...
Güven K.: Tabii şimdi Gökhan bir anda “Ben böyle olmazdım, daha farklı, daha ilgili bir kardeş olurdum” dese ahkam kesmeye girer. Zafer için de zor tabii.
Gökhan K.: Zaten asıl zorluğu etrafındakiler için belki de. Devamlı göz kulak olmak gerekiyor.

Dışarıda çok az görüyoruz Selim’i ve dışarıdan herhangi bir insanın tepkisini göremiyoruz. Ben bir seyirci olarak bunu görmek istedim.

Güven K.: Çünkü zihinsel engelli çocuklarını çok dışarı çıkarmıyor aileler.

Zihinsel engelli yetişkin hiç görmeyiz neredeyse...

Güven K.: Evet, hemen hemen hiç görmeyiz. Zaten benim oynadığım yaşlar hemen hemen onların son evreleri. İstatistikler bunu gösteriyor.

İnsan izlerken kendini kötü hissediyor. Sinema koltuğuna yayılıp da rahat rahat izlenecek bir film değil. Bunu olumlu anlamda söylüyorum...

Güven K.: O kasvetli dünyanın içine giriyorsun. “I am Sam” gibi ya da “Sol Ayağım”, “Yağmur Adam” gibi Amerikanvari bir başarı öyküsü çekmek istemedik. Bir de suistimale çok açık bir konu, istesek biz de daha önce örneklerini gördüğümüz çok ağlatan, milyonları sinemaya koşturacak kadar dramatize eden bir şey yapabilirdik. Ama öyle bir namussuzluğu yapmak istemedik. Bu filmi yapanların ortak bakışı duru bir sinemadan yana. Biz daha zor bir şeyin peşine düştük.

Sizin konuştuğunuz örneklerde, aileler çocuklarını neden dışarı çıkarmamayı tercih ediyor?

Güven K.: Bir kısmı gelen tepkilerden rahatsız olduğu için, bir kısmı çocuğun dış dünya ile temasta rahatsız olmaması için çıkarmıyor. Bazılarında da utanç duygusu var. Kimisi hiç konduramıyor. “Bir şeyi yok, ben anlıyorum onu” diyor. Anne-babaların çoğu onların kendilerine hediye olduğunu düşünüyor. Ya gerçekten böyle düşünüyor ya da durumu rasyonelize ediyor, bilmiyorum. Ama kendilerinin seçilmiş, çocuklarının da özel çocuklar olduklarını düşünüyorlar. Bence de öyle.

Peki ya babalar? Böyle ailelerde erkekler kaçıp gider ya da ilgisiz olur diye bilinir genelde...

Güven K.: Bizim gördüklerimizde
çoğu böyleydi. Baba kendine yediremiyor, sorumlu hissediyor. “Benim spermimden böyle bir çocuk oldu” gibi bir şey sanırım. Zorluğa anne kadar katlanamıyor.
Ya boşanıyorlar ya evi terk ediyor.

Hiç konuşmadan oynadınız bütün filmde. Nasıldı?

Güven K.: Şahaneydi, ezber yapmıyorsunuz bir kere! İşin şakası bir tarafa sözsüz oyun yer yer daha zor. Bir de böyle bir karakterle karşı karşıyaysanız birkaç farklı zorluk sizi bekliyor. Kendi bakışlarımı anlamsız kılmak çok zamanımı aldı. Üst damağıma da dişçide özel bir aparat yaptırdık. Üst dudağımın biraz bombe durmasını sağlıyordu.

“Kardeşimin yeteneği olmadığını düşünsem kesin söylerdim”

Abi-kardeş olarak aynı filmde oynamak nasıl? Kardeş için zor olur gibi geliyor bana...

Gökhan K.: Yoo, ben öyle hissetmedim aslında. İlk defa birlikte kamera karşına geçmedik zaten. Benim işimi kolaylaştırdı Güven’le oynamak çünkü iyi bir oyuncu ile oynadığınız zaman oyunculuğunuzu yükseltiyor. Daha rahat oluyorsunuz. O anlamda herhangi bir iyi oyuncu gibi davrandım ben hep abime.

Tavsiyelerde bulunur musunuz kardeşinize?

Güven K.: Evet. Ben de ona danışırım bir rol çalışırken. O bana fikrini söyler. İki profesyonel gibi aslında. Ama ben bu filmde oynarken görmedim onu. Onun ne oynadığını görmek için normal bakmam lazım. Biraz şey gibi oldu, ukalalık olsun istemem ama, “Kadın Kokusu” filminde Al Pacino bir körü oynuyor. Yanındaki genç aktörü nasıl buldunuz diye sorduklarında, “Ben film boyunca görmedim onu” diyor.

Abinizden etkilenerek mi oyuncu oldunuz?

Gökhan K.: O konservatuvarda okurken ben çok küçüktüm, 11 yaş fark var aramızda. Ama evet, etkilendim küçükken onun okula gidip geldiğini görünce. “Ben de oyuncu olmak istiyorum” dedim.

Siz ne dediniz kardeşinize?

Güven K.: Önce çok tedirgin oldum çünkü çok uzun ve meşakkatli bir yol. Her aşaması zor bir yolculuk. Yeteneği var mı yok mu onu da bilmiyordum. Ya hiç yeteneği yoksa?

Söyleyebilir miydiniz bunu?

Güven K.: Söylerdim tabii.

Zor olmaz mıydı kardeşinize “Yeteneğin yok” demek?

Güven K.: Zor olsun, hayatına mal olacak bir yalandan daha tercih edilir bir şey. Ama oyunculuğunu hakikaten beğendim. Konservatuvar sınavlarına çalıştık, o gitti kazandı. Ama uzun yıllar içinde bir paranoya ile yaşadı. “Sen konuştun mu kimseyle? Benim kardeşim sınava giriyor dedin mi?”
Gökhan K.: Çevrenizde sizden hızlı yol almış ve ünlenmiş bir yakınınız olduğu zaman üstünüzde bir baskı oluyor. Torpil yapılmış, ihtimam gösterilmiş gibi hissettiriyorlar. Bu sizi etkiliyor tabii. Bundan sıyrılmak, sizin kendinize inanmanız zaman alıyor.
İlk konservatuvar sınavını kazandığım dönemde bu paranoyayı yaşadım.
Güven K.: Kendine hiç yalan söylemeyen, dürüst olmayı kendine şiar edinmiş bir kumaşı olan insanlar ancak bu hassasiyeti gösterirler.
Bir de Gökhan da ben de kendimizi çok didikleriz, eleştiriz.

Ailenizin tepkisi ne oldu, siz oyuncu oldunuz, ardından kardeşiniz...

Güven K.: Gökhan’a tepkiler daha tatlı oldu tabii!
Gökhan K.: Güven oyuncu olacağım dediği zaman babamla sorunlar yaşadı. En azından o tarihlerde daha öyleydi. Sonra seneler sonra ben oyuncu olacağım dediğim zaman babam “hadi oğlum, inşallah” diye destekledi.
Güven K.: Ben iş makinesiyle açtım yolları, asfaltı döktüm. Arkadaş da mis gibi geldi o yoldan.

“Sanat eseri gibi salata yaparım”

Abi-kardeş olarak ne yapmaktan hoşlanırsınız?

Güven K.: Tavla oynarız.

Başka?

Gökhan K.: Futbol izleriz. Galatasaraylıyız ikimiz de.
Güven K.: Yemek yeriz arkadaşlarımızla.

Yemeğe özel bir ilginiz var mı?

Gökhan K.: Benim yok ama Güven iyi aşçıdır.

Öyle mi? En güzel ne yaparsınız mesela?

Güven K.: Kafaya takıp bir sürü şeyi yapabilirim. Karnıyarık da yaparım, pilav da...
Gökhan K.: Yapımı
1.5 saat süren salataları meşhurdur mesela!
Güven K.: Ama sanat eseri gibi bir salata çıkarırım ortaya, avokadolar falan... Rehabilitasyon bunlar da. Gökhan’a da tavsiye ediyorum hep.

Çocukken hiç oyuncağı olmadı,dolmuşunu oyuncakla donattıOsmaniye’de çocukken hiç oyuncağı olmayan halk otobüsü şoförü 28 yaşında ki Fatih Çokan, çocuklar için otobüsü oyuncaklarla doldurdu. Çokan, otobüsündeki oyuncaklarla hem oynuyor hem de otobüse binen çocuklara hediye ediyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber