“Okurların önünde yalvarıyorum, çok çalış, mastırını Harvard’da yap”

ÖSS birincisi ve yedincisi Çağrı Berk ile Fatih Berk Onuk’un babası Berk Onuk: “Küçük oğlum hayalimdeki gibi Princeton’da okuyor. Oğlum Fatih de Boğaziçi’ni bitirdikten sonra Harvard, Yale, Princeton gibi okullardan mastır davetiyesi alabilir. Onun için ona yalvarıyorum. Oğlum ne olur düzenli çalış. Okulunu dereceyle bitir”

“Okurların önünde yalvarıyorum, çok çalış, mastırını Harvard’da yap”

Geçen haftanın en çok konuşulan kişileriydi onlar: ÖSS birincisi Çağrı Berk Onuk, aynı sınavın Sözel 2 bölümünün yedincisi abi Fatih Berk Onuk ve babaları Berk Onuk. Onlarla aynı adı taşıyan Berk Dersanesi’ne onlardan önce varıyorum. Bu arada ailenin soyadıyla dershanenin aynı adı taşıyor olması tamamen tesadüfmüş. Dershane müdürü Aziz Kütük’ten aileyle ilgilitüyo alma peşindeyim. En çok da babayı merak ediyorum. Hani basın toplantısında “Geçen yıl ikinci olan oğlum Çağrı’nın hakkı otomobildi ama dershanesi laptop verdi. O yüzden tekrar sınava girdi” açıklaması yapan doktor babayı.
Bu açıklamadan sonra ödül avcısı yakıştırması yapıldı onlara. Kimi, babanın çocuklarını bir yarış atı gibi sınava soktuğunu söyledi. Kütük’e Onuk kardeşlerin babalarının nasıl biri olduğunu sorduğumda
“O da oğulları gibi cins attır” diyor. Enteresan bir hafızası varmış. Kütük, bana doğum tarihimi sorunca şaşırmamam gerektiği tüyosunu fısıldıyor.
Berk Onuk röportajın beşinci dakikası bile dolmadan birdenbire “Pardon Elif hanım sizin doğum tarihiniz neydi?” diye soruyor. Tarihi öğrenince birkaç saniye düşünüyor: “Çarşamba günü doğmuşsunuz." Sonra cep telefonunun ajandasına doğum tarihimi yazıyor. Çarşamba doğru cevap! Bu muhabbet kardeşlerimin doğum tarihinden fotoğrafçımız Ercan Arslan’ınkine kadar uzuyor. Onuk tüm günleri gururla doğru olarak veriyor.
Onuk üniversite sınavı birincilerini yıllardır takip ettiğini anlatıyor. Hakikaten de hangi yılda, hangi okuldan, kim birinci olmuş ezbere biliyor. Ayrıca; çocuklarının arasındaki yaş farkını sorduğumda yıl, ay, gün, saat ve dakika olarak takır takır söylüyor.
Onuk, söyleşinin sonlarına doğru dershane müdürü Kütük’ten soyadımın Berköz olduğunu öğreniyor. Bu soyadı benzerliği acayip hoşuna gidiyor. Besbelli “kanı ısınıyor” bana. Kan değil, soyadı çekiyor! “Gerçekten mi? Ne büyük tesadüf. Karımın ilk soyadı da Özberk’ti. Burçlarınız da aynı. Röportaja gelenlerden en çok sizi sevmiştim zaten” diyor.
İçimden bir de kocamın adının Berkuk olduğunu bilse diye geçiriyorum ama susuyorum!

“Üniversitede arkadaşlarım sınava üç gün çalışırdı, ben üç saat. Çocukların zekası bana çekmiş” 

Oğullarınıza neden kendi adınızı verdiğinizi merak ediyorum. Sizin yapamadıklarınızı aynı adla onlar yapsın diye mi?
Bazıları “Megalomanlıktan mı?” diyor, değil. Baba Berk’in yapamadıklarını, bebe Berk’ler yapsın istedim. ÖSS’de üst düzey derece yapsınlar istedim, ben yüzme bilmiyordum onlar öğrensin istedim. Ben gitar çalmayı bilmiyordum şimdi Çağrı çalıyor. Harvard’da, Princeton’da okumak istedim, şimdi Çağrı okuyor.

Bu cevaptan çocuklarınızın sizin için bir proje olduğu sonucunu çıkarabilir miyiz? Eğer öylese sınav sonuçları başarılı olduğunuzu gösteriyor.
Onları bir proje gibi görmedim. Görmem komik olurdu. Benim beklemediğim bir sürpriz yapabilirdi hayat. Benim ulaşamadığım hayallere, mutluluklara ulaşmalarını istedim. Ben mutsuz bir ailede büyüdüm. Babam ve annem ayrıydı. İstemediğim bir mesleği seçmek zorunda kaldım. Benim çektiğim sıkıntıları çekmelerini istemedim.
Ben çalışkan bir öğrenciydim çünkü hayata karşı hırslıydım. Sıkıntılarımın bedelini hayata ödetmem gerek diye düşünüyordum. Onlarsa okumak istedikleri üniversite ve bölüm konusunda hırslılar. Dönüp çocuklarımla ilgili hayallerime baktığımda bir arpa boyundan çok daha fazla yol katetiğimi, hayallerime ulaştığımı görüyorum.

“Doktorluk hayalimdeki meslek değildi. Rahmetli annemin ısrarı ve duygusal baskısıyla tıp okudum”

Fatih Boğaziçi’nde okuyacak. Sizin istediğiniz okullardan birinde değil. Ne olacak şimdi?
Valla tüm okurların önünde ona yalvarıyorum, oğlum ne olur düzenli çalış. Okulunu dereceyle bitir. Harvard’dan, Yale’den veya Princeton’dan mastır davetiyesi al. Yeter ki iste, sen yaparsın.

Karşıma şöyle bir tablo çıkıyor: İstemediği üniversitede okuyan, istediği bölümü kazanamayınca ihtisas yapmayan bir baba. Acaba çeşitli engeller nedeniyle başaramadıklarınızı çocuklarınız başarsın istemiş olabilir misiniz?
Hiçbir şeyi dikte etmedim. Ben annemden darbeyi yedim, inanın meslek seçimleri konusunda onlara baskı yapmadım. Bana yol gösteren yoktu, ben onlara yol göstermek istedim. Sadece konuşmalarımızda mühendis olmalarını istediğimi söyledim. “Üzerine de bir işletme-ekonomi mastırı yaparsınız” dedim. Hatta Princeton’da okuyan Çağrı’ya şunu söyledim: “Önümüzdeki yıl bölüm seçerken işletme-ekonomi oku. Mühendislik senin için yorucu olur.”

Çocuklarınız size mi çekmiş? Siz nasıl bir öğrenciydiniz? Üniversite sınavında nereyi kazanmıştınız?
1983 Ankara Tıp mezunuyum. Aslında doktorluk benim hayalimdeki meslek değildi. Rahmetli annemin ısrarı, teşviki ve duygusal baskısıyla yazdım tercihlerime. Amacım Boğaziçi Üniversitesi’nde endüstri mühendisliği okumaktı. İhtisasımda da aksilikler çıktı. Tek bir tercih yazdım, orası olmayınca ihtisas yapmadım. Pratisyen hekim olarak kaldım. 

“Isparta’dan İstanbul’a gelince ‘Bakalım buradaki analar neler doğuruyor?’ dedim"

Siz nasıl bir öğrenciydiniz? Hani zehir gibi dediklerinden mi?
Çağrı ve Fatih yaşıtlarından daha az ders çalışarak derece yaptılar. Üniversitede arkadaşlarım laboratuar sınavına üç gün çalışırdı, bana üç saat yetiyordu. Çocukların zekası bana çekmiş. Çocuklarımdaki zeka cevherini fark edince onların eğitimine ağırlık verdim. Evde olduğum zamanlarda dersleriyle ilgilendim. 

Okuldaki başarılarını artırmak için siz de onlar gibi ders mi çalışıyordunuz?
Başta Isparta’da yaşıyorduk. Memleket Mersin ama iş dolayısıyla oraya taşınmıştık karımla. Fatih, İstanbul Erkek’i kazanınca İstanbul’a geldik. O dönem geçinebilmek için haftada dört-beş gün hastanede nöbete kalıyordum. İşten eve geldiğimde ders konularına bakıyordum. Üzerlerinde çalıştıktan sonra onlara aktarıyordum.
Çocuklar Isparta’daki okullarında, dershanelerinde hep birinci oluyordu. İstanbul’a geldiğimde “Bakalım İstanbul’daki analar neler doğuruyor, boyumuzun ölçüsünü mü alacağız acaba?" demiştim. Allah’tan almadık! 

Çocuklarınızın yaşıtlarından farklı olduğu ilk ne zaman dikkatinizi çekti?
Oğlum Fatih daha sekiz aylıkken gazetede Mehmet Ali Birand’ın “32. Gün”üyle ilgili bir haberini gördü parmağıyla televizyonu işaret etti. Onun televizyonda program yaptığını biliyordu. 1,5 yaşında sayı saymaya başladı. Abisinden iki yaş küçük olan Çağrı abisiyle birlikte okuma-yazma öğrendi.
Fatih’e ilkokul birinci sınıfta bir problem sordum. Testte, eğer üç aşamada çözerse çocuğunuz zekası çok yüksektir yazıyordu. Fatih o soruyu iki aşamada çözdü. İkisi de daha birinci sınıfta iki bilinmeyenli denklemleri kafadan çözüyordu.
Etraftakiler de farklılıklarını görüyordu. Onların da ısrarıyla küçükken IQ’larını ölçtürdük, ikisininki de deha seviyesinde çıktı. 

Anneleri ne diyordu sizin onlara sürekli problemler sormanıza? “Rahat bırak çocukları” diye kızmıyor muydu size?
“Birinci sınıftaki çocuğa dördüncü sınıftakilerin problemleri mi sorulur?" diyordu. Ben de “Ya bilirse” cevabını veriyordum. “Çocuklar soruyu yanıtlarsanız dondurma alacağım size” diyordum. Dondurmayı kapıyorlardı tabii. 

Çağrı Berk Onuk: “Bana inek demek, bir yöneticiye ‘Sen niye çalışıyorsun?’ diye sormak kadar komik” 

Ortaokul, lise ve üniversite yıllarında sınıfta çalışmayla kafayı bozmuş, inek olarak anılan tiplerden miydiniz?
Fatih Berk Onuk: Okuldakiler şaşırıyor derece yapmama. Çünkü lisede de üniversitede de başarı ortalamam düşüktü. Onlar daha yüksek olsaydı, üniversite sınavındaki puanım da yükselirdi.
Çağrı Berk Onuk: İnek olarak tabir edilen öğrenciler genelde dersten başını kaldıramayan tiplerdir. Devamlı çalıştıkları için neden çalıştıklarına bile kafa yormazlar. Ben hiçbir zaman gerektiğinden fazla çalışmadım. Benim ruhum çalışkan. Çalışkan ruhlu olmak bu dünyadaki başarıyı getiren en önemli anahtarlardan biri. Bir şirketin başındaki yöneticiye “Neden çalışıyorsun, inek misin?” diye sormak ne kadar komikse bana inek denmesi o kadar komiktir.
Berk Onuk: Çağrı’nın okuduğu Princeton Üniversitesi dahi ineklerin okulu olarak anılıyor. Aralarında dört saat uyuyup 18 saat ders çalışanlar var. Bizim oğlan sekiz saat uyuyor. Yedi-sekiz saat ders çalışıyor. 

Babanızın “Geçen yılki dershanesi 21 birinciye otomobil verirken oğluma sadece laptop vermek istedi. Biz de reddettik. Zaten çocuklarım devamlı dershanede birinci oldukları için laptop kazanıyorlardı. Normalde herkese verildiği gibi hakkı otomobildi lafı antipati yarattı. Herkes sizin araba ödülü için çocuklarınızı sınava soktuğunuzu düşündü. “Bu çocuklar yarış atı gibi” yorumlar yapıldı.
Çağrı B.O.:
Bize yarış atı yakıştırması yapanlara söyleceğim şu: Bizim ailemiz jokey değil, biz de yarış atı değiliz. Gülerek karşılıyoruz bu benzetmeleri. Ben dershanenin bana aldığı tavır karşısında sinirlendim ve sınava girmeye karar verdim.
Berk O.: Bizim haberimizi yapmaya gelen muhabirin bir tanesi bu yarış muhabbetini açtı. Tabii ki bu bir yarış. Hayat doğduğun andan öldüğün ana kadar bir yarış zaten. O konuyu açan arkadaş da çalıştığı gazeteye, televizyona bizim haberimizi yetiştirme yarışındaydı.

“Bisiklet, yorgan, çarşaf, televizyon, bilgisayar... Hepsi dershanelerin hediyesi” 

Çocuklarınızın ikinci kez sınava girmesinde ne kadar etkili oldunuz?
Onların danışmanı durumunda olabilirim ancak. Gazetedeki ombudsman neyse ben de onlar için öyleyim. Hatta Princeton’daki derslerini etkiler diye Çağrı’nın sınava girmesini istemedim. Kararını kendi verdi. Geçen yıl Çağrı ikinci olunca ve birinciler nedeniyle onun başarısı gündeme gelmeyince bu kararı aldı. 

Çağrı ve Fatih sınavlarda hep derece mi yapıyorlardı?
Anadolu ve LGS sınavında ilk 100’ün içindeydiler. Fatih, İstanbul Erkek’i; Çağrı, Koç Lisesi’ni burslu kazandı. Dershanelerdeki sınavlarda ilk 10’a giriyorlardı, sonra ilk 3’e girmeye başladılar. Küçük yaştan beri dershaneye gittikleri ve derece yaptıkları için bisiklet, televizyon, yatak, yorgan, çarşaf, bilgisayar, laptop, video kamera... Hepsi çocuklara hediye edildi. Bir ÖSS’de birincilik kalmıştı. Onu da aldı Çağrı.  

Sınava hazırlanırken oğullarınız aşık olsaydı... Engel olur, ayrılın mı derdiniz?
Asla böyle bir şey istemedim, istemem. Aşka engel olamam çünkü. Her iki oğlumun da sınava girerken kız arkadaşı yoktu. Tesadüfen. Bilinçli olarak değil. 

“Okurların önünde yalvarıyorum, çok çalış, mastırını Harvard’da yap”
Kız arkadaş demişken karınızdan bahsetmediniz pek.
Mühendis kendisi. Devlet Su İşleri’nde çalışıyor. Bana huzur veren bir kadın. O yüzden evlendim ama ailede dominant olan benim. Evde benim sözüm geçer. 

“ÖSS’de birinci olacağım diye kız arkadaşımdan ayrılmazdım”

Geçtiğimiz yılki birincilere geçen yılki dershanem tarafından araba verildi. Bana laptop uygun görüldü, halbuki başarım onlardan büyüktü. Ben de buna kırıldım, “Daha iyisini de yaparım” dedim. Birincilik hissini tatmak istedim, içimde kalmıştı çünkü.
İkinci sınavda daha stressizdim. Nasıl olsa Princeton’a girmiştim.
“Helal olsun, ÖSS’yi de ekmek kapısına çevirdiniz” diyerek arkadaşlarım birinciliğimle ilgili espriler yaptılar. Bunda gazetede çıkan haberlerin de etkisi oldu.
ÖSS’ye hazırlandım ama okul derslerini ve okuldaki sosyal hayata adapte olmayı da es geçmedim.
Bundan önceki birinciler verdikleri röportajlarda “Sınava çalışırken kız arkadaşımdan ayrıldım” gibi açıklamalar yapmışlardı. Ben sınav için kız arkadaşımı bırakmazdım. ÖSS’de birinci olacağım diye ilişkimi bitirmezdim.
Ders çalışmadığım zamanlarda romanları elimden düşürmem. Okul kütüphanesinde ne bulursam okurum. Konserlere giderim.

“Okurların önünde yalvarıyorum, çok çalış, mastırını Harvard’da yap”
“Araba muhabbeti doğaçlamaydı. Çağrı’ya önceden böyle bir söz vermemiştik”
Adem Kütük (Berk Dersanesi kurucusu)
Çağrı’nınki üstün başarı. Sözel 2 puan türünün yanı sıra Eşit Ağırlık puan türünde de birinci oldu. Araba muhabbeti tamamen doğaçlamaydı. Çağrı’ya veya Fatih’e derece yaparsan sana araba vereceğiz sözünü vermemiştik. Çünkü en başarılı öğrenci bile sizi yanıltabilir, sınavda bir anlık stres, bir hata ile dereceyi kaçırabilir. Çağrı’nın başarısını takdir etmemiz gerektiğini düşündüğümüz için o anda araba hediye edeceğiz dedik.
Çağrı kesin birinci olur diye düşünseydik ondan dershane ücreti de almazdık. Halbuki aldık. Amerika’ya yolladığımız testlerin ve dokümanların parası olarak 500 YTL alındı. Çağrı yolladığımız programa göre ders çalıştı. Sınava bir ay kadar kala İstanbul’a geldi, dershanemizde deneme sınavlarına soktuk. Günde arka arkaya üç deneme sınavına giriyordu. 9 saat 45 dakika boyunca soru cevaplıyordu. 

“Sınava ikinci kez istediğim için girdim, üçüncüyü de deneyebilirim” 
Koç Üniversitesi’nde elektrik-elektronik bölümü üçüncü sınıfta okuyordum. Bölümümü sevmedim pek. Boğaziçi İşletme’ye girmek istiyordum. Okulu bıraktım, tekrar sınava girdim. Son iki ayda günde beş-altı saat çalıştım. İstediğim bölümü kazandım. Eğer yeni bölümümü de sevmezsem seneye tekrar sınava girebilirim.
Sınava hazırlanırken sosyal hayatımı hiç kısıtlamadım. Eğer fedakarlık yapsaydım derece yapamazdım. Tiyatroya gittim, halı saha maçları yaptım. Felsefe ve edebiyata meraklıyım. Babam hep “Fatih çok hobin var. Onlara biraz ara versen de ders çalışsan” der.
Eğer bir şeyi çok istiyorsam yaparım, babam ne kadar diretse de onu dinlemem. Biraz umursamaz bir tarafım vardır, içimden gelmeyen şeyi yapmam. Sınava ikinci kez girmeyi ve Boğaziçi’ni kazanmayı da ben istedim, babam değil. 
 Babamla ilgili neyi değiştirmek istediğimi sorsaydınız cevabım “Babamın daha yumuşak biri olmasını isterdim” olurdu.

Şahan Gökbakar: Ne oldum değil, ne olacağım diyeceksin!Şahan Gökbakar, sosyal medya hesabından paylaştığı video ile son dönemde kendisine gelen eleştirilere ilginç bir gönderme yaptı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber