Geri Dön

“Ortaçağ’da fener ve köpeklerle arama yapılırdı”

Çocuk Suçlarını Önleme Derneği Başkan Yardımcısı ve kayıp-kaçak çocuk ilk müdahale uzmanı Gülhan Şişman “Türkiye’de derhal dünya ile entegre bir kayıp, kaçak ve istismar edilmiş çocuk merkezi kurulmalı. Biz fener ve köpekten çok daha ileri sistemler kurabilecek bir ülkeyiz. ”

“Ortaçağ’da fener ve köpeklerle  arama yapılırdı”

Geçtiğimiz haftalarda Yavuz Bingöl’ün öncülük ettiği çocuklara güvenlik kurallarını öğreten ders zili projesi sayesinde tanıdım Gülhan Şişman’ı. Kayıp-kaçak çocuk ilk müdahale uzmanı olan Şişman, Çocuk Suçlarını Önleme Derneği’nin de başkan yardımcısı. Aynı zamanda bir çocuk sözcüsü, “Yani çocuğun toplum içinde esenlik ve güvenlik içinde yaşaması için onun haklarını savunan kişi... Bu işten para kazanılmaz. En büyük plaketim çocuk öpücüklerim” diye anlatıyor mesleğini. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün yardımıyla, uzun yıllardır yaşadığı Amerika’da FBI’dan eğitim alıyor; çocuk istismarları soruşturma uzmanlığı, kayıp-kaçak çocuk ilk müdahale uzmanlığı... Sonra Türkiye’ye dönüp bu konularda eğitmenlik yapıyor.
Üç çocuğu var Şişman’ın ama sanki kendi çocuğuymuş gibi sevgi dolu bahsediyor bütün çocuklardan. “Benim patronlarım pembe elbiselidir, lastik ayakkabı giyerler ve çok üzüntülüysem sarılıp öperler. Daha iyi bir patron düşünemiyorum” diyor. Ve iş çok sevdiği çocukların güvenliği konusuna gelince anlatıyor da anlatıyor: “Senelerdir anlatıyorum. Kocam artık ‘Bas Gülhan’ın düğmesine, anlatsın’ diye benimle dalga geçiyor”. Ben de tabiri caizse basıyorum Gülhan Hanım’ın düğmesine...

Son zamanlarda kaybolan kaçırılan, öldürülen çocuk sayısı arttı mı yoksa biz mi daha duyarlı olduk?

Artmadı. Biz üçüncü sayfalarda bunları küçücük puntolar halinde okuyorduk ama bu olaylar hep vardı. Çocuk suçları sonucu ölüm oranı
arttı diyebilirim ama. Türkan, Ahmet, Dilruba... Bir bayram günü kaçırılıp öldürülen çocuklar... Hemen arkasından Ümraniye’de üvey annesi tarafından öldürülen Fırat... Hep vardı ama sanırım toplumda bir farkındalık başladı.

Türkiye’deki kanunlar, etkili bir biçimde uygulandığını varsayarsak, yeterli mi çocukları korumak için?

Değil. Bundan iki sene önce ben günde 26 çocuğun kaybolduğunu söylüyordum. Saat başına bir çocuk demek. Ben bu sayının sene sonunda
30 olacağını öngördüm bir kayıp-kaçak uzmanı olarak. Bunun önlemleri alınabilirdi. Çocuk suçlarında en önemli şey önleyici, koruyucu kanunlardır. “Bu adamları ne yapalım?” diye soruluyor sürekli. Bu sorudan önce yapmanız gereken, dünyadaki tüm çocuk koruma kanunlarında olduğu gibi, masumu korumak için fon ve kanun çıkarmaktır. Caydırıcı olması için vereceğiniz cezalar ikinci işinizdir. Ben niye bir suçluyu cezalandıracağım diye harcayayım o fonu, çocuğu korumak için harcamak varken. Kurtaracağınız en kesin çocuk henüz suça bulaşmamış çocuktur.

“Yurt dışındaki pedofilleri biliyoruz ama ülkemizde yaşayanları bilmiyoruz”

Çocuk kaybolmaları ve kaçırılmalarının önlenmesi için neler yapılmalı?

Üç ana madddeden söz edebiliriz. Bir: Zorunlu ihbarcı kanunu çıkmalı.
Bu kanun çocukla çalışan 50 meslek grubunu kanuni olarak çocuk istismarı şüphesini ihbar etmek zorunda bırakıyor. Bu çok önemli. Çünkü çocuğa yönelik suçlar kısa süreli değildir. Çocuklara yönelik suçların sadece yüzde 2’si fırsat suçudur yani “o anda gördüm, şartlar müsaitti, yaptım”. Yüzde 98’i çocuğun ya da ailenin tanıdığı kişiler. Kayıp-kaçırma olaylarının yüzde 78’i de aile içidir. Bu yüzde 2’lik dilime giren fırsat suçu küçük bir oran olmasına rağmen önemlidir çünkü neredeyse yüzde 100 ölümle sonuçlanıyor. İşte bu amaçla çocukla çalışan öğretmen, antrenör, sağlık çalışanları gibi 50 meslek grubu bu konuda eğitilmeli. Çünkü çocukların yüzde 80’i aile dışında birine açıklıyor. Çocuk hesaplar; “Babam bu adamı vurur mu?” “Bunu duyduğu zaman evi terk eder mi?” Bu yüzden aile dışında birine açılır. Bu da bu 50 meslek grubundan biri oluyor. Bu kişilere istismarın ve çocuğa yönelik tehlikelerin belirtileri üzerine eğitim verince nelerden şüphelenilmesi gerektiğini bilirler.

Nelerden şüphelenmeli?

Fiziksel istismar görmüş çocuklar mevsime uygun olmayan kıyafetlerle okula giderler. Gırtlağındaki morluğu gizlemeye çalışır mesela. Bunun birkaç gün tekrar ettiğini gören öğretmen sormalı, “Sen bunu neden giyiyorsun, bugün hava sıcak değil mi?” diye. Zaten çocuklar çok iyi yalancı değil, belli eder. Cinsel istismarın da belirtileri vardır. Çocuk sık idrara gider, mesane enfeksiyonları başlar. Huy olarak değişme yaşanır; ya kadınlaşma ya çocuklaşma olur, hep aşırı uçlar... Her ilde ilgili bir merkez kurarak şüphelenenlerin orayı aramasını sağlıyorlar. Bu merkez ihbar eden kişinin adını gizliyor, böylece ihbar eden kişiyi korumuş oluyor. Bir başka önlem de çocuğa karşı cinsel suç işleyen kişilerin kaydı yasal olarak tutulmalı.

Yurt dışında çevresindekilere bildirmek zorundalar bir pedofil varsa.

Evet ama ben ona da karşıyım. Geçenlerde Amerika’da bir çift bir pedofili öldürdü bu nedenle. Ama bunu çocuk şubeleri takip ederse bu sorun değil. Bu kişiler belli aralıklarla gidip konumunu bildirmek zorunda. Bunlara uyuşturucu müptelası gözüyle bakıyorlar yurt dışında. Bu kayıtlar doğal bir kaynak aynı zamanda. O bölgede bir çocuk suçu işlenirse nereye bakacağınızı biliyorsunuz.

“Milli güvenlik yerine bireysel güvenlik dersi”

Bu kayıt sistemi suçun gerçekleşmesi ihtimalini de azaltıyor...

Tabii. Pedofiller de kültür seviyesine göre iş buluyor. Profesörler ya da doktorlar pedofil olmaz diye bir şey yok. Bu yüzden çocuğa karşı cinsel suç işleyenlerin kaydı tutulmalı. Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içine bir İngiliz, Amerikalı veya Avrupalı pedofil girdiği zaman emniyete kağıt geliyor:
“X havayolları aracılığıyla şu gün, şu saatte şu havaalanına bizde şu suçtan hükümlü pedofil giriş yapacaktır.”
Biz yurt dışından gelen pedofilleri biliyoruz ama ülkemizdekileri bilmiyoruz, yanında oturuyorsak bile. Üçüncü olarak da okullarda bireysel güvenlik dersinin müfredata sokulması lazım. Bizim dernek olarak milli güvenlik dersi yerine konsun diye bir teklifimiz olmuştu. Çünkü biz doğru “inşa edilmiş” çocuğun suça mukavemetli olduğunu biliyoruz. Pedofillerin ne tür çocukları tercih ettiğini biliyorsak o çocukları o alışkanlıklarından kurtarmak gerekir.

Ne tür çocuklar oluyor?

Biz pedofillere predatör diyoruz. Hani Afrika belgesellerinde seyrettiğimiz avcı hayvanlar vardır ya. Nasıl bir leopar bir sürüye yaklaştığında hangisi daha zayıf, hangisi bana karşı koyamaz, hangisi sürüden ayrı diye düşünüyor, pedofil de aynen böyledir. İçine kapanık, sessiz, karşı koymayacak çocuğu tercih eder.

Önleyici çalışmalar dışında neler yapılmalı?

Kayıp, kaçak ve istismar edilmiş çocuk merkezi kurulmalı Türkiye’de derhal. Dünyayla entegre bir merkez olmalı. İnternet denen bir şey var ve orada
çocuk pornosu hatları mevcut. Bunun dışında Amber ikazı sistemi de kurulmalı.

Nedir o?

Kaybolan çocuğa kısa sürede müdahale etmeyi hedefliyor. İlk tepki merkezleri adı verilen bu merkezler tarafından verilir alarm ve polisle beraber çalışan bir konsorsiyumdur. Merkez tarafından gazetelere, televizyonlara, GSM operatörlerine, Facebook ve Twitter’a amber ikaz alarmı verilir. O bölgedeki herkesin telefonuna çocuğun fotoğrafı ve failin arabasının tarifi gelir.

Bahçede oynayan çocuğumuzun bahçede olmadığını fark ettik, sağa sola baktık ve yok. Hemen ne yapmalıyız?

Öncelikle kendi cep telefonunuzu kullanmayın, çocuğunuz veya çocukla ilgili
biri arayabilir sizi. O yüzden başkasının telefonundan akrabalarınızı
ve yakın arkadaşlarını arayın. Oralarda da yoksa, evde birinin kalması kaydıyla hemen bir karakola gideceksiniz. Yanınızda çocuğunuzun mutlaka
güncel bir fotoğrafı olması lazım. Cep telefonuyla çekilmiş değil, biyometrik parametre dediğimiz vesikalık olmalı.

“Günde ortalama 31 çocuk kayboluyor”

Kameraların tanıması için mi?

Evet. Çocuğun yüzü net görünmese bile bu fotoğraflar sayesinde tanınır. Böylece polisleri kısa bir sürede çocukla ilgili bilgilendirmiş oluyorsunuz. En ileri ülkede bile kaybolan çocuk iki saat içinde ihbar edilir, oysa çocuğun yaşama şansı üçüncü saatten sonra hızla düşer. Bunu çok iyi değerlendirmek lazım. Bununla ilgili bir birimin yani bahsettiğim ilk tepki merkezinin hazır bekliyor olması lazım.
Şu anda dernek olarak Emniyet Müdürlüğü ile görüşüyoruz bu merkezlerin kurulması için.

Günde ortalama kaç çocuk kayboluyor?

Bundan bir sene evvel günde 25 çocuk kaybolurken şu an 31’e çıktı bu sayı. Bunların üçte ikisinin bulunduğunu söylüyor emniyet, bu çok sevindirici.

“Ortaçağ’da fener ve köpeklerle  arama yapılırdı”

“Facebook’ta kayıp çocuklar sayfasına Pamir’in fotoğrafı konduktan sonra altına ‘En yakındaki villanın havuzuna bakın, Pamir orada’ yazdım. Ya da o bölgeye araçla servis yapan biri tarafından kaçırılmış olabilirdi.”

“Ortaçağ’da fener ve köpeklerle  arama yapılırdı”

Şişman, nisan ayında kaybolan ve iki gün sonra ölü bulunan Gizem için “O da annesinden izin almadan birinin arabasına binmişti”?diyor.

“Ortaçağ’da fener ve köpeklerle  arama yapılırdı”

“Kaçırılıp öldürülen 10 yaşındaki Halil İbrahim’in teyzesi ağlayarak aradı ve ‘Bana bu kuralları neden öğretmedin?’ dedi.”

“Tanımadığı birinin arabasına binen çocuğun ölümü neredeyse kesin”

14 güvenlik kuralı ile ilgili ders zili projesi yaptınız sanatçılarla birlikte...

Evet. Ne kadar eğitim veriyor olsam da sahada herkese ulaşmam mümkün değil elbette. Anadolu’ya ulaşamamanın acısını çekiyorum mesela. Halil İbrahim Aktaş’ın (geçtiğimiz ay Kırklareli’nde tecavüz edilerek öldürülen çocuk) teyzesi beni aradı ve ağlayarak bana “Bu 14 güvenlik kuralını neden öğretmedin?” dedi. Bunlar çok ağır yükler. Hüngür hüngür ağladım. Bu gibi düşüncelerle aklıma gelmiş bir proje. Yavuz Bingöl çok büyük bir cömertlikle “Ben hallederim müzik kısmını” dedi. Emniyet projeyi hemen sahiplendi. Şimdi bakanlıkta. Umarım yerini bulacak. 14 güvenlik kuralı doğru çocuğu inşa eder. Bu kurallar bireysel güvenlik dersinin bir bardağa konmuş konsantre halidir aslında. Çocuğun hayati tehlike arz edecek durumlara girmesini engellemek amaç. Mesela “ailemden izinsiz birinin arabasına binmem” kuralı. Tanımadığı birinin arabasına binmenin hayati tehlike olduğunu biliyoruz. Böyle durumlarda çocuğun ölümü neredeyse kesin.

“İzinsiz bir şey yapmayacak, bunun istisnası yok”

Gizem örneğinde akrabasıydı mesela arabasına bindiği kişi...

Gizem de annesinden izin almamıştı. Mevzu bu. İzinsiz hiçbir şey yapmıyor çocuk ve hiçbir istisna koymuyoruz. Kim olursa olsun bu kurallar geçerli. Çünkü çocuk demogojiye açıktır. “Teyzen hariç” dersin mesela, sonra biri çıkıp der ki “Ben de senin teyzen değil miyim, seni bebekliğinden beri tanımıyor muyum?”

Çocukları korkutmadan nasıl öğreteceğiz bütün bunları?

Çocuk neyin normal olmadığını bilmediği için anormale yönelebilir.
Biz çocuğa neyin normal olduğunu anlatıyoruz. Mesela “özel bölgelerini biri ellerse bunu annene söyle” demiyoruz. “Özel bölgelerin mayonla kapattığın yerdir. Bunlara hasta olduğun zaman, kıyafet giyerken yardıma ihtiyacın olduğu zaman annen-baban ve doktorun bakabilir”. Amaç çocuğu korkutmak değil, tam tersi güçlendirmek.

“Öpmeden önce rahatsız olur musun diye soruyorum”

Karakola başvurudan sonraki aşama ne?

Bu karakola gitmek için 24 saat bekleme lafı palavra, onu da söylemek isterim mutlaka. 24 saat geçtiğinde eğer çocuk kaçırılmışsa zaten yaşam şansı
yüzde 1. Bu aşamada kayıp çocuğun klasifikasyonu çok önemli; kaçırıldı mı, kaçtı mı, incindi mi (deprem örneğinde olduğu gibi), teröre giden çocuk mu?
Bu kategoriler iki taneydi eskiden şimdi yediye yükseldi. Bu klasifikasyona göre tedbir alır, harekete geçersin. Araştırmayı nasıl yapman gerektiği belli oluyor, böylece bir standart oluşturmuş oluyorsunuz. Protokoller ve standartlar
bu tür suçlarda hayatidir. Bütün bunlar eksikken biz adamları asmaktan bahsediyoruz. Bakın Ortaçağ’da kaybolan çocuğu fenerle ve köpeklerle arıyorlardı.

Aynen bugünkü örneklerde gördüğümüz gibi...

Biz fener ve köpekten çok daha ileri sistemler kurabilecek bir ülkeyiz. Çok
iyi niyetli ve yaratıcı bir şekilde çalışan insanlar var bu çocuk şubelerinde ama artık dünyayla entegrasyon içinde,
o bilinçle çalışmalıyız. Kendimize göre
bu sistemleri geliştirmeliyiz. Mesela
teröre giden çocuk grubu gibi.

Bizim kültürel kodlarımıza uyarlamak da lazım bunları değil mi? Mesela teyzen, amcan “gel gidelim” derse bile annenden izin al diyoruz ya çocuğa. Buna bozulacak milyonlarca Türk vardır eminim. “Aa aşk olsun bana güvenmiyor musun?” diye...

Bozulsun! Kültürler de kendilerini günceller. Bizim kültürümüzde berdel de vardı mesela. Hiçbir teyzenin o yeğenini koruyacak bir şeye bozulacağını inanmıyorum. Benim torunum da olursa ileride, benden bir şeyden almadan önce annesinden izin alsın, alsın ki bunu herkes için yapsın. En sevdiğim şey bir çocuğu öpmek, mıncıklamak. En az yaptığım
şey de bu çünkü çocukların kendi bireysel sınırlarını inşa etmesini isterim. Çok sevdiğim bir çocuksa “Seni öpsem
rahatsız olur musun?” diye soruyorum annesinin yanında.

13 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber