“Pirinç tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da...”

Tayland’a yaptığım seyahatte, organik tarım yapılan bir çiftlikte bataklığa girip pirinç diktim, bufaloyla tarla sürdüm, karnımı doyurmak için kümeste yumurta avına çıktım...

“Pirinç tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da...”

Klimayla içi iyice soğutulmuş bir aracın içindeyim. Bir ara camı aralayıp elimi dışarıya uzatıyorum. Muson yağmurlu günün sıcağı çarpıyor elime. İstanbul’dakinin iki katı yoğunluktaki trafikte son yarım saattir öylece duruyoruz. Gelin görün ki ne bir korna sesi ne de sinirlenen insanlar var etrafta. Sol tarafımda, tam şehrin göbeğinde konumlanmış ve demir parmaklıklarla çevrelenmiş Budha heykelinin dört bir yanı insanlar tarafından tavaf ediliyor, tütsüler yakılıyor, çiçekler bırakılıyor ve dualar ediliyor. İstanbul’la bu şehrin arasındaki saat farkı dört, yaşam biçimi farkı ise 180 derece. Hoş geldik, Bangkok’tayız.
Bangkok’a bundan dört sene önce Tayland’ın tropikal Phuket Adası’na gitmek üzere bir durak olarak ayak basmıştım. O zaman sadece iki gün kaldığım bu şehri tam anlamıyla keşfedebildiğimi söyleyemeyeceğim. Bangkok’a bu seferki geliş amacım ise Taylandlı doğal cilt bakımı markası Thann’ın sunduğu sıra dışı bir tecrübeyi deneyimleyebilmekti. Peki, neydi bu sıra dışı tecrübe? Bangkok’a varana kadar seyahatimizle ilgili olarak sadece temel malzemesi pirinç olan Thann’ın, pirincin işlenmek üzere fabrikaya gönderilene kadarki sürecini bir köyde bizlere anlatacağını biliyordum. Henüz bilmediğim kısım ise oryza sativa (Asya pirinci) isimli bu özel pirincin yetiştiği çiftlikte bufalolarla tarla süreceğim, karnımı doyurmak için tarladan ot koparacağım, kümesten yumurta toplamak için tavukların arkasından koşacağım ve pirinç ekmek için belime kadar bataklığa girmek zorunda kalacağımdı.

Pirinç deyip geçme, tanı!
Aslında her şeyin başlangıç noktası dönüyor dolaşıyor, Tayland kralı Bhumibol Adulyadej’e dayanıyor. Dünyanın en uzun süre tahtta kalan kralı olan ve ondan bundan dinlediğim kadarıyla “Bir hırka, bir lokma” felsefesini benimseyen Adulyadej, ülkesinin ekonomisinde insan gücünün öneminin artması için modern tarım aletlerinin yerine tarımın doğal yollardan yapılmasını ve organikleşmesini desteklemek için kolları sıvamış. Böylece Tayland ekonomisinin göz bebeği olan pirincin yetiştiği tarlalarda “eski usul” sistem uygulanmaya başlanmış. Hükümetin pirinç için ton başına fiyat düşürmesini protesto eden çiftçilerin Bangkok’ta toplandığını okumuştum geçtiğimiz aylarda. Bir yandan kralın önerdiği bu uygulamanın çiftçinin yüzünü güldürmeye yardımcı olup olmayacağını düşünürken bir yandan da oryza sativa’yı bu kadar özel kılan şeyin ne olduğunu merak ediyordum. Otele yerleşip birazcık uykuyla jet lag’in ölü toprağını üzerimden attıktan sonra Bangkok’a iki saat uzaklıktaki Pratum Thani bölgesinde bulunan çeltiklere gitmeye hazır hale geldim. Pratum Thani dışında bir de Tayland’ın ortasında bu tarz tarıma geçiş yapan Sukhothai isimli bir bölge varmış ancak oraya ulaşım çok daha zahmetliymiş.
Odamıza konulan dosyalarda geçireceğimiz günün programı için “Pirinç hazinesini keşfedin” diye atılan başlığın altına da “Yanınıza temiz çamaşır ve kıyafet almayı unutmayın” şeklinde bir not düşülmüştü. Ne yapacaktık ki temiz çamaşıra ihtiyacımız olacaktı?
İki saatlik araba yolculuğumuz süresince Thann’ın kurucusu Tony Suppatranont ile susmadan konuştuk. Dünya nüfusunun yarısından fazlası için besin kaynağı olan, benim için de tereyağı ve şehriyeyle pişirildiğinde tencere dolusu yenilesi bir çekiciliğe sahip olmasına rağmen doktorların “Şeker deposu!” olarak kestirip attığı pirinç, meğerse cildi güzelleştiren
E vitamini deposuymuş, cildin su kaybını ciddi anlamda önlüyormuş ve cildi güneş ışınlarından koruyormuş.

Tayland’da çiftlik hayatı
Pratum Thani’ye vardığımızda buradaki pirinç tarlasında organik tarım yapan Profesör Tanee karşıladı bizi. Tayland’ın önde gelen üniversitelerinden Chulalongkorn’da eğitim veren Tanee, bizleri tarlanın hemen yanındaki evine konuk etti. Sakin ve sade yaşamın temel alındığı Budizm’in belki de en net şekilde hissedileceği yerlerden biriydi burası. İnsanların yavaş hareketleri ve sabrı her ne kadar ilk başta sinirimi bozsa da kısa bir zaman sonra vücut ve ruh saatim onlarınkine eşit hale geldi ve
Hong Kong’un önde gelen yayın kuruluşlarından kardeşlerimizin de katıldığı bu seyahate tam anlamıyla giriş yaptım. Bambudan yapılan ve ağaca yaslanmış dik merdivenden ilk önce ben tepeye çıktım, çanı çaldım ve macera başladı (âdet böyleymiş).
Taylandlı bir köylü tarlasını işler hale getirmek için ne yapıyorsa biz de aynısını yaptık. Kan ter içinde kaldığımız günün sonunda kendi topladığımız otları ve yumurtaları pişirdik, muz yapraklarından tabaklar yapıp hazırladığımız pirinç tatlılarını bunların içine koyduk. Bu süreçte ben, tam 45 dakika boyunca tatlının üzerine serpilecek Hindistan cevizini rendeledim. Herkesin bir örnek olmasını sağlayan çiftlik üniformamı ve diz üstü turuncu plastik çizmelerimi gün bitiminde çıkartmak istemediğimi de itiraf ederim.

“Pirinç tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da...”

Çiftlikte kan ter içinde geçirdiğimiz uzun saatlerden sonra yemeği hak etmiştik.

“Pirinç tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da...”

A’dan Z’ye kendi ellerimizle hazırladığımız yemeğimizin ödülü muz yaprağında pirinç tatlısıydı. Tatlıyı en güzel süsleyeni seçmek için yarışma bile yapıldı.

Pirincin yağı

“Pirinç tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da...”

“Pirinç tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da...”

Bangkok maceramızın son gününde Thann’ın SPA’sında işin uzmanlarından pirinç üzerine bir eğitim aldık. Çeşit çeşit, rengarenk pirinçlerin yağını çıkarma ve cilt bakımında kullanılır hale getirilmesi sürecini ilgiyle izledik.

“Pirinç tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da...”

Dünyada nadir rastlanan pembe bufaloya rengini veren şey bozuk DNA’sı imiş.

Felsefesi farklı anlayışı farklı

Bangkok yolculuğumuzda tanıştığım en ilgi çekici kişilerinden biri hiç kuşkusuz, markanın sahibi olan Tony Suppatranont idi. Tarlada da yaptığımız uzun sohbet sırasında kulaklarımda Şebnem Ferah’ın kendime yonttuğum şarkısı vardı “Pirinç tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da...”. Tony, Budizm’i damarlarında yaşayan, Feng Shui felsefesini benimsemiş ve hayatının
her alanına sokmuş, 43 yaşında ama yaşını hiç göstermeyen bir girişimci. 2002 yılında kurduğu Thann, bugün Tayland, Japonya, Avustralya, İsveç
ve Vietnam gibi ülkelerde cilt ve
SPA bakım markaları arasında oldukça popüler. Türkiye’ye giriş yapmasının
ve ilk mağazasını Kanyon’da açmasının üzerinden az zaman geçen marka,
kışa kadar da Kemerburgaz’da Thann’ın Day SPA’sını açacak.

“Pirinç tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da...”

Sığ tarafına birbirimize tutunarak girdiğimiz çeltiğin derin tarafına geçmemiz için kafamıza su döküp bizi kibarca bataklığa ittiler (üstte, solda). Pirinçleri kabuklarından ayırmak için de çok çaba sarf ettik.

Bangkok’tan bana kalanlar

Tayland seyahatimin en unutulmaz kısmı pirinç tarlası deneyimimdi ancak bu demek değil ki ikinci gidişimde Bangkok’u yine keşfedecek vaktim olmadı. Bu sefer Bangkok’un tadına vardım diyebilirim. Tayland ve Çin mutfağının en lezzetli yemeklerini sunan restoranları aklımızı başımızdan aldı. İlginçtir, yemek yerken sadece çatal ve kaşık kullanıyorlar. Bıçak yok. Dünyanın dört bir yanından fan’larının olduğu Chatuchak Pazarı’nda neredeyse bir tam gün geçirdim. Bu pazarda hem takı, hem antika, hem kıyafet, hem evcil hayvan bulabiliyorsunuz. Thann’ın İstanbul operasyonunun başındaki Nilgün Karagözoğlu ile tanışmak da yolculuğumun güzel geçmesinin bir başka nedeniydi. Hey Bangkok, bir gece ansızın yine gelebilirim!

18 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber