Psikolojimiz mi bozuldu?

Sağlık Bakanlığı’nın yeni açıkladığı verilere göre Türkiye’de psikolojik şikayetlerle doktora başvuran kişi sayısı üç kat arttı. Bu artışın nedenlerini Türk Psikiyatri Derneği ile Türk Psikologlar Derneği’nden uzmanlara sorduk.

Psikolojimiz mi bozuldu?

Sağlık Bakanlığı geçtiğimiz günlerde bir soru önergesine yanıt olarak psikolojik sorunları nedeniyle doktora başvuran kişi sayılarını açıkladı. 2009-2013 yıllarını kapsayan bu istatistiklere bakıldığında tüm Türkiye’de psikolojik şikayetlerle doktora başvuran kişi sayısının 3 milyondan 9 milyona çıktığı görülüyor. Verilerin sadece bakanlığa bağlı kurumlara yapılan başvuruları kapsadığını, artık neredeyse metropol hayatının bir gereği gibi görülen “terapiste gitme” ihtiyacını karşılayan danışma merkezlerine, yaşam koçlarına başvuruların da bu zaman içinde hatırı sayılır oranda arttığının tahmin edildiğini belirtmekte de fayda var. Bakanlığın verilerini yorumlatmak üzere Türk Psikiyatri Derneği’nden Doç. Dr. Burhanettin Kaya ve Türk Psikologlar Derneği’nden Prof. Dr. Gökhan Malkoç’la görüştük. Özellikle büyükşehirlerde rekor seviyelere ulaşan bu artışın nedeni halkın psikolojik sorunlar konusunda bilinçlenmesi mi yoksa artık verilerin kaydedilmesi konusunda daha özenli olunması mı diye sorduk...

“Siyasetçilerin kullandığı dil gerginliği artırıyor”

“Ülkemizde doğal afetleri çok sık yaşıyoruz. Buna insan faktörlü afetleri de eklemek lazım; iş kazaları, terör... Bunlar da travmalara sebep oluyor”

Prof. Dr. Gökhan Malkoç (Türk Psikologlar Derneği)

1999 depreminden sonra psikologların ve ruh sağlığı alanında çalışan diğer meslek gruplarının çalışmalarının ürün vermesi sonucunda halkta bilinçlenme arttı. Artık ruhsal bozuklukların olumsuz olarak nitelenmesi olumluya çevrilmiş durumda. İnsanlar fiziksel sorunlarda nasıl bir hekime başvuruyorsa psikolojik problemlerde de uzmana başvurmaktan çekinmiyor.
99 depreminden önce de ülkemizde ciddi travamalar yaşanıyordu ama bu alanda hizmet veren çok fazla insan yoktu.
Ben 91 mezunuyum, o zaman psikoloji bölümünü seçtiğimi duyan yakınlarım “Deli doktoru mu olacaksın?” gibi garip şeyler söylemişlerdi. Artık bu yok. “Ben psikoloğum” dediğimde karşımdaki insan sorunlarını anlatıp yardım bekliyor.

“Bütün hastalık sınıfları içinde depresyon en büyük alanı tutuyor”

Ruh sağlığı hizmetlerine erişebilirlik arttı. Eskiden sadece büyük şehirlerde dört-beş merkezde, hastanede bu hizmet verilirken artık hemen hemen her ilde, öyle ya da böyle bu alanda hizmet veriliyor.

Bütün dünyada psikolojik problemlerde artış var. Dünya Sağlık Örgütü’nün çalışmalarına göre bütün hastalık sınıfları içinde en büyük alanı psikolojik problemler tutuyor. Türkiye’deki artış bildiğim kadarıyla diğer ülkelere göre biraz daha fazla. Bunun pek çok sebebi olabilir; bu erişilebilirliğin, farkındalığın artması olabilir. Ama şu da olabilir: Türkiye’de son dört-beş yılda insanların yaşamlarıyla ilgili bazı iyileşmeler olsa da özellikle genç nüfusta çeşitli belirsizlikler olduğunu görüyoruz. Belirsizlikler endişe ve kaygıyı, bunlarla baş edememe de psikolojik problemleri beraberinde getirir.

“İstanbul’da senede iki-üç kez ev ve iş değiştirenler var"


İstanbul’daki büyük artış, İstanbul’da yaşayanların hayatındaki belirsizliklerin ne kadar yoğun olduğunu gösteriyor. Bu şehirde yaşayan ve senede iki-üç kez taşınan, iş değiştirenler var.

Ülkemizde siyasetçilerin, kanaat önderlerinin, televizyonlara çıkanların, gazetelerin kullandığı dil de gerginlik düzeyinin artmasına neden oluyor. Bir de şu var; ülkemiz önemli düzeyde afet ülkesi. Deprem, sel gibi doğal afetleri çok sık yaşıyoruz. Buna insan faktörlü afetleri de eklemek lazım; iş kazaları, terör... Bunlar travmalara sebep oluyor. Bu travmalara doğru bir şekilde müdahale edilmediğinde ileri düzey psikolojik problemler ortaya çıkmaya başlıyor.

“Antidepresan kullanımında artış olmaması iyi bir şey”

Koruyucu ruh sağlığı hizmetleri geliştirmediğimiz sürece dünya genelinden daha yüksek düzeyde psikolojik sorun artışını görürüz. Bizdeki en büyük problem; temel ruh sağlığı yasasının olmayışı. Ruh sağlığı alanında çalışan meslek elemanlarının bağımsız meslek yasaları yapılmadığı için bu tür hizmetlerin doğru şekilde alınıp alınmadığından da emin değiliz.

Son verilere göre ilaç kullanımında artış olmadığı görülüyor. Bu iyi bir şey. Artış olsaydı, “Her soruna antidepresan mı yazılıyor?” diyecektik.

“Her mutsuzluk depresyon değildir”

Doç. Dr. Burhanettin Kaya (Türk Psikiyatri Derneği)

Ruhsal bozuklukların artışını değerlendirebilmek için sadece poliklinik kayıtları yeterli değil. Dünyanın pek çok ülkesinde yapıldığı gibi kapsamlı bir alan çalışmasına ihtiyaç var. Sağlık Bakanlığı’nın en son açıkladığı veriler böyle bir alan araştırmasının ürünü değil. Polikliniklere yapılan başvurular, resmi kayıtlar... Bu verilerin elde ediliş biçimi yorum yapmayı zorlaştıran bir nitelikte.

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada ruh sağlığı bozukluklarının yaygınlığının artma eğilimi var. Bunun en önemli nedenleri sosyoekonomik faktörler; yoksulluk, işsizlik, travmalar... Türkiye’de kadına yönelik şiddet yüzde 1.400 arttı, çocuğa yönelik şiddet ve istismar yüzde 30’un üzerinde. Güneydoğu’da savaş etkisinde deneyimler var. İş kazaları çok ciddi boyutlarda. Bütün bunların ruh sağlığı bozukluklarını artırması beklenir zaten.

“İktidarlar mutluluk vâdedemiyor”

Veriler şunu söylüyor; ne kadar süslü cümleler kursalar da iktidarlar mutluluk vâdedemiyor. Savaşlar, şiddet, yoksulluk, işsizlik, ötekileştirme, travma olan bir yerde istediğiniz kadar büyüyen bir ülke olun ruhsal bozuklukların yaygınlığını durduramazsınız.

Dört yıldır Türkiye’de kayıtlar daha iyi tutuluyor. Ama bu kayıt sistemiyle ilgili de tartışmalar var. Kısa bir süre öncesine kadar hekimlerin bir hastaya bir ilacı verebilmesi için belli bir tanı koyma zorunluluğu vardı. Diyelim ki; antidepresan yazmak istiyorsunuz ama SGK diyor ki “Sadece bu tanıyı yazarsan o ilacı veririm”. Oysa o antidepresan o tanı dışında 30 yerde kullanılıyor. O nedenle birçok hekim, tanı olarak anksiyete bozukluğu, depresyon yazmak zorunda kaldı. O kayıtlara bakarak “Türkiye’de şu kadar depresyon hastası var” demek doğru olmaz.

Bu istatistikler Türkiye’de tedavici edici anlayışın öne çıktığını gösteriyor. Koruyucu ruh sağlığı çalışmaları konusunda hâlâ çok önemli eksiklikler var.

“Deli doktoru algısı kırıldı”

Son yıllarda insanların ruh sağlığı bozuklukları konusunda duyarlılıkları arttı. “Deli doktoru” algısı son 10 yılda kırıldı. Birçok kişi artık ruhsal sorunları nedeniyle daha fazla yardım talep ediyor. Buna rağmen yoksul kesimlerde insanlar hâlâ fiziksel nedenlerle yardım alıyorlar ama ruhsal nedenlerle yardım almayı reddedebiliyorlar. En az tanı konan iller, yoksul iller. Buralarda insanlar ruhsal sorunlarını da fiziksel hastalık gibi sunarak yardım istiyor. Doktora “Bir yerim ağrıyor” diye gidiyor, asıl sorunun psikolojik olduğu anlaşılana kadar çok uzun bir zaman geçiyor.

“Belirsizlik en yaygın kaygı nedenidir”

“Gelecekte ne olacağım, işten atılacak mıyım, aile kurabilecek miyim, çocuk sahibi olabilecek miyim, geçinebilecek miyim, çocuğumu okutabilecek miyim?” İnsanların psikolojik yardım alma nedenleri genelde bunlar. Belirsizlik en yaygın kaygı nedenidir. Cinsel şiddet nedeniyle gelen insan sayısı da artıyor. En yaygın başvuru sebeplerinden aile içi çatışmalar ve mobbing ekonomik faktörlerle ilişkili toplumsal sorunlardır.

İnsanların “Şiddet gördüm”, “Ensest mağduruyum” ya da “Tecavüze uğradım” demesi kolay değil. Ancak sorarsanız öğrenirsiniz. Ama hekimler de sormadan tedavi ediyor. Sistem onlara bunu öğretti çünkü. Belirti varsa tanıyı koy, ilaca başla. İlaç endüstrisi de bunu besliyor. Her türlü derdi çözen ilaçlar pazarlanıyor.

Ruhsal bozukluk konusu çok medyatik bir konu olduğu için rant getiriyor. Bunu suistimal eden çok kişi var. Eğer Türkiye’de net bir kamusal ruh sağlığı sistemi kurmazsanız, her şeyi ruhsal bozukluğa bağlayan yaşam koçları, eğitim koçları, danışmanlar üretirsiniz. Birçok insan Sağlık Bakanlığı’nın denetimi olmaksızın danışmanlık merkezi diye yerler açıyor. Televizyonlara, gazetelere çıkıyor. Her şeyin nedeni psikolojikmiş gibi gösteriyor. İnsanlar da başvurup yüksek ücretlerle ruh sağlığı hizmeti alıyor.

“Panik atak, bipolar... Moda hastalıklar çıkıyor”

Moda hastalıklar çıkıyor. Bir süredir “Bende panik atak var” demek moda. Bipolar da aynı şekilde... Oysa bipolar çok ciddi, biyolojik temelleri olan bir hastalık. Depresyon dünyadaki en yaygın hastalık. Ama her duygu değişikliği, her mutsuzluk depresyon değil. Böyle bir ruhsal belirtinin hastalık olması için en az iki hafta devam etmesi, dışarıdan fark edilir düzeyde bireyin yaşamını etkilemesi gerekir.

Psikiyatri alanında komşu, arkadaş tavsiyesiyle ilaç kullanımı çok yaygındır. Hafif bir mutsuzluk haline “Ben kullandım iyi geldi” diye bir antidepresan tavsiye eden çok olur. Psikiyatri dışındaki uzmanlar da bu alanda tedavi uygulama eğilimindeler. Biz hiçbir zaman bir epilepsi tedavisi uygulamayız ama nörologlar, dahiliyeciler, fizik tedaviciler, cerrahlar depresyon tedavisi uygulayabiliyorlar.
Bu alana meraklı felsefeciler, sosyologlar terapist kesilebiliyor.

Ben üniversite hastanesindeyim, sınırlı sayıda hasta görüyorum ama devlet hastanelerinde çalışan arkadaşlarımızdan hizmet kalitesini düşürecek sayıda hasta gördüklerini duyuyoruz. Sonra “Doktor yüzüme bile bakmadan ilaç yazdı” şikayetleri başlıyor. n

İstanbul başı çekiyor

Tüm Türkiye’de 2009’da 3.021.361 kişi psikolojik sorunu için doktora başvururken 2013’te 9.163.101 kişi başvurdu.

2013 itibariyle psikolojik sorunu için doktora başvuran en çok kişiyi barındıran şehir, 1 milyon 498 bin 340 kişi ile İstanbul. İstanbul’u
583 bin 633 kişi ile İzmir, 487 bin 29 kişi ile Ankara, 390 bin 897 kişi ile Bursa takip ediyor.

En az başvuru yapan şehirler ise Bayburt (6 bin 730), Tunceli (7 bin 463) ve Ardahan (8 bin 777).

17 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber