"Rahmi Koçu arabada ve teknede takip ettim"

Reklamcı Turan Başartan çocukluk arkadaşı, işadamı Rahmi Koçu teknede, arabada, hastanede ve yalısında görüntüledi. Başartanın yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği bir buçuk aylık çekimden "Rahmi Koçtan Yansımalar" adlı belgesel film çıktı

axpaz011.jpg Aslında ben büyük işadamlarının hepsinin bir belgeselinin olduğunu sanmıştım. Ama yokmuş. Kimse de böyle bir çalışma yapmamış." Başartan Creative adlı reklam ajansının sahibi Turan Başartan "Neden başka bir ismin değil de Rahmi Koçun filmini yaptınız?" sorusuna böyle cevap veriyor. İşin bir de başka bir yönü var. Başartanın babası, Koç Grubunun gümrük komisyoncusuymuş. Tanışıklıkları babalarının yaptığı iş sayesinde olmuş. Başartan "Rahmi Koç bizim Batıya açılan penceremiz gibiydi. Nat King Coleun siyah olduğunu bilmediğimiz yıllarda bize yurtdışından plaklar, kitaplar getirirdi. Giyimiyle kuşamıyla bize hep idol oldu" dediği Rahmi Koçun hayatını anlatmak için kamera arkasına geçti. 1,5 ay boyunca teknede, yalıda, arabada Rahmi Koç, ailesi ve yakın çevresiyle görüşmeler yaptı. 90 saatlik kayıttan da 3,5 saatlik "Rahmi Koçtan Yansımalar" adlı belgesel film çıktı. Fikir benden çıktı. Ben Amerikadaki Kennedy ailesinden etkilendim. ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedynin annesi böyle bir şey yapmış. Oğlunun küçüklüğünden itibaren eve fotoğrafçı çağırmış. Fotoğrafçı evde yaşamaya başlamış. Sonra bunu filme dönüştürmüşler. Öyle bir şey olmuş ki kameramana evin kedisi gözüyle bakmışlar. Banyo ve yatak odaları hariç adam her yerdeymiş. Kennedy öldürüldükten sonra annesi çekilen görüntülerin üç saatlik versiyonunu CNN ve BBCye vermiş. Churchill ailesi de böyle bir belgesel yapıp sadece bir kereye mahsus yayınlatmış. Ülkemize de yaptığı işler, kültür ve sanata katkısı, binlerce insana iş olanağı sağlaması nedeniyle Rahmi beyin belgeselini yapmak istedim. Film çekme fikri kimden geldi, sizden mi Rahmi Koçtan mı? "Vehbi Koçun iş arkadaşı Bernar Nahum onu yılbaşı gecesi ambarda çalıştırmış" Rahmi bey 1930 doğumlu. Cumhuriyetin ve Atatürkün getirdiği yeniliklerle beraber büyümüş. Filmin ikinci planda kalan kurgusunda da bir anlamda Türkiyenin sanayileşmesini görmek mümkün. Bu belgesel Rahmi beyin kendi ağzından hayatını anlatması üzerine kurulu. Bu arada filmde Rahmi beyin ailesinin yanı sıra dekoratörü, sekreterleri de var. Süleyman Demirelin, vefat etmeden önce Sakıp Sabancının onun hakkında yaptığı yorumları da belgesele ekledik. Bu filmde ne anlatıyorsunuz? Mesela çocukluğuyla ilgili anılar, annesiyle ilişkisi, denizle tanışması... Annesi bir kaza olur, boğulur diye denize açılmasına pek izin vermiyormuş. Ama o denizi çok seviyormuş. Denizin keyfini komşularının küçük teknelerinde yavaş yavaş almaya başlamış. Yasak konulduğu halde ilerleyen yaşlarda kendisine küçük bir tekne almış. Annesi bu tekneyi uzun bir süre komşularının sanmış. İlginç bir askerlik anısı da var: Askerden izinli geldiği bir hafta sonu geri dönecek. Asansörlü bir Çankaya apartmanında oturuyorlarmış. Annesi uğurlamak için yukarıdan öyle bir su atmış ki her yeri ıslanmış. Askerden döndükten sonra Koç Grubuna girdiği zaman kendisini Vehbi Koçun iş arkadaşı Bernar Nahumun yanına vermişler. Nahumun çok sıkı denetimi altında bu sektöre girmiş ve onun tecrübelerinden yararlanmış. Hatta Bernar Nahum kalorifersiz ambarda hem de bir yılbaşı akşamı onu gece yarısına kadar malları saydırarak çalıştırmış. Çocukluğuyla ilgili ne gibi ayrıntılar anlattı size? "Eğer böyle bir aileye doğmuş olmasaydı çok büyük bir ressama sahip olurduk" Son derece insancıl, merhamet duygusu olan bir insan ve bunu da prensip edinmiş. Girdiği her ortamda insanların elini tek tek sıkıyor, herkese ismini sorup ismiyle hitap ediyor. Bu garson da olabilir, bir işadamı da... Bir başbakana da bir garsona da aynı yakınlıkta. Kesinlikle unutmuyor. Birine yardımda bulunacağı zaman bunun notunu alıp 48 saat geçmeden sözünü yerine getiriyor. Çekimler boyunca o kadar şey öğrendik ki ondan. Onunla geçirdiğimiz süre boyunca kendi hayatımızı sorguladık, kendisine hayran kaldık. Ekibim çekimlerin sonunda bana "Biz Atatürkün hayatını çektik galiba" dedi. Gerçekten ben Atatürk gibi bir adamın filmini yaptım. Nasıl bir kişilik buldunuz? Pişman olduğu bir şey yok ama daha önce Rahmi beye "Bugünkü holding başkanı olmasaydınız ne olurdunuz?" diye sormuşlar. "Bir ressam, sanatla uğraşan bir insan" cevabı çıkmış. Bana göre böyle bir ailede olmasaydı çok büyük bir ressamımız olurdu. Size hayattaki en büyük pişmanlığını anlattı mı? Üç kameraman, üç ışıkçı, yapım şirketinden iki yönetici, teknisyenlerle birlikte 11 kişilik ekibimiz vardı. Ağustosun başından eylülün 20sine kadar 1,5 ayda saat 08.00den 23.00e kadar çekim yaptık. Rahmi beyin yalısında, Nazenin 4 adlı teknenin içinde, o bir yerden bir yere giderken arabasının içinde, her hafta bir yakınını ziyarete gittiği hastanede... Bize 90 saatlik bir malzeme çıktı. Çıkan görüntülerden 3,5 saatlik uzun versiyon, 1,5 saatlik de kısa versiyon film yaptık. Bu görüntülerin yayınlatılması Rahmi beye bağlı. Uzun versiyonu televizyonlarda yayınlatacağını sanmıyorum. Filmin kısa versiyonu için kendisi bir zaman belirleyecek ve bir kanalda gösterilecek. Çekimlerden biraz bahseder misiniz? Küçükken sapana çok meraklıymış. Yaptığı sapanlarla kuş avlamak istermiş ama her seferinde annesi elinden sapanı alıp saklarmış. Bir gün bakmış ki, annesinden 15 sapan çıkmış. Arkadaşlarıyla manzara seyretmek için küçük bir tepeye çıkmışlar. Biri arabanın kapısını açar açmaz denize düşmüş. Rahmi bey bunu bize gülerek anlattı. Bir defa Pariste bir eczaneye girerken Clarke Gablea çarpmış. Her gün sabah 07.00de kalkıyor. 45 dakika yürüyor. Öğlene kadar bütün görüşmelerini yapıyor. Öğle yemeğinden sonra dinlenmeye çekiliyor. Bu sırada bütün gazeteleri okuyor. İş programını yapıyor. Akşam üzeri yüzüyor. Akşam bir yemeğe davetliyse veya bir daveti varsa gidiyor. Hobileri yüzme, yürüyüş, yelken ve antika. En sevdiği ülke İngiltere. Özellikle de Londrayı çok seviyor. Japon ve İtalyan mutfağını seviyor. İşadamı Rahmi Koçun hayatından... 1950li-60lı yıllarda da aileler Türkiyeyi daha ileriye götürecek eğitim alınabilmesi için çocuklarını İngiltere veya Amerikaya gönderirlerdi. O dönemin doğal bir uzantısı olarak 20li yaşlarındaki Rahmi bey de ABDnin Johns Hopkins Üniversitesinde öğrenim görmüş. Ama o sırada da çalışmış. Saç bakım ürünleri satan bir şirkette bir sistem bile oturtmuş. Yanına iki çırak alarak kapı kapı dolaşıp kozmetik ürünleri satmış. Rahmi beye beyaz insanların zor girdiği zenci bölgelerinden birini vermişler ama o inanılmaz bir satış yapmış. O kadar iyi çalışmış ki şirket kendisine ortaklık teklif etmiş. İlginç bir hikaye de var burada: Şirket köpeklerin tüyleri için geliştirilen ürünleri de satıyormuş ve bir keresinde yanlışlıkla birine o şişeden vermiş. Son anda durumu fark edip doğru şişeyle değiştirmiş. "ABDde kapı kapı dolaşıp saç ürünü satmış"

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber