Geri Dön

Rumlar renk olunca güzel, eşit vatandaş deyince ses yok

İmroz (Gökçeada) 1964’ten sonra cennette cehennemin yaşanıldığı bir ada olmuş. Adanın geçmişini ve bugününü, “İmroz Rumları”nı derleyen Feryal Tansuğ ile konuştuk

Rumlar renk olunca güzel, eşit vatandaş deyince ses yok

Rumlar renk olunca güzel, eşit vatandaş deyince ses yok

Türkiye’nin “en batı ucu” diye geçer İmroz... Ama “batı”, sadece bir koordinatın adı. Önce mübadele, sonra Kıbrıs sorununun çıkmasıyla adadaki “Türkleştirme” çabaları sonuç vermiş. Bugün sadece 300 kadar yerli Rum’un yaşadığı İmroz (Gökçeada) hakkında akademik çalışma yok denecek kadar az. “İmroz Rumları-Gökçeada Üzerine” (Heyamola Yayınları), ada hakkında yapılmış, seçme sosyal ve kültürel çalışmalardan oluşuyor... Kitap su gibi akıp gidiyor ve adanın bilinmeyen tarihini, tarafsız bir dille anlatmayı başarıyor. Bahçeşehir Üniversitesi desteğiyle çıkan kitabı derleyen tarihçi, Doç. Dr. Feryal Tansuğ ile adanın makus talihini konuştuk.

Feryal Hanım, sizin tanıdığınız kadarıyla İmroz adası, nasıl bir yer?

Bana sosyolojik ve tarihsel olarak çok fazla şey anlatıyor. Yaşadığımız toplumu, ülkenin durumunu, azınlıklara karşı uygulanan politikaları sorgulatıyor. Bende oraya gidince bir tatil yapma arzusu uyanmıyor. Düşünmek, kitap okumak, insanları tanımak, onları daha iyi anlayabilmek, analiz edebilmek istiyorum... Oraya gittikçe
bir sorumluluk duygusu geldi. Bir şey yapılmalı, sesleri duyurulmalı, diye sonra bu kitabı yapma fikri doğdu.

Nasıl başladı kitap macerası?

Doktoramı bitirdikten sonra kuzey
Ege adalarıyla ilgili bir proje başlattım. İmroz’dan başlayalım dedim. Osmanlı arşivine gittim. Acaba Osmanlı’da durum nasıldı, nasıl yaşıyorlardı diye merak ettim.

Kitapta sizin yazdığınız dönem, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı devleti ile ilişkiler. İlginçtir, Adalılar her şikayetlerini dilekçeyle iletip karşılığını alabiliyormuş...

Evet, merkezi yönetimle bir diyalog halindeler. Rum adası olduklarını biliyorlar. Sadece yönetici, üst grup Müslüman. Kadı, kaymakam, muhassıl-vergi toplayıcı- gibi. Ada halkı merkezi hükümete kendi dindaşı sivil liderlerini şikayet edebiliyor. Ve cevap alıyor. Bu ilgimi çekti. Osmanlı devleti, o dönemde artık iyice milliyetçilik akımlarından etkilenmiştir. Kendi devlet sistemine kurmasında da bunun etkileri yavaş yavaş görülüyor. Fakat adada, Müslüman yöneticiler haksızlık ettiklerinde de Rumlar şikayet ediyor. Devlet, “Halkıma eziyet ettiniz” diye görevden alıyor! Bu benim için çok ilginçti.

Hatta Sultan Abdülmecit adayı ziyaret ediyor. Ada halkının sorunları çözülmüş...

Evet, evet...Cevap almaları sizin de dikkatinizi çekmiş. Yani somut bir etkileşim var. Bazı durumlar uzun
sürmüş. Ama diğer durumlarda, mesela kendi dinleri... Sivil liderlerine “Kocabaşı” deniliyor. Kocabaşı’nı
şikayet ediyorlar. Bizden fazla vergi alıyor, üzümlerimizi ucuz fiyata kapatıyor, diye... Aslı olmayan dilekçeler yazmış. 20’inci yüzyılın başında, İngiliz ve sonra Yunan yönetimine giriyor ada... İngilizler üs olarak kullanıyorlar adayı.

İmroz ile ilgili neden az kaynak var?

İmparatorluk zamanında her ada bir sürgün yeridir. Mesela Tenedos (Bozcaada) Ege kıyılarına yakındır. Ama İmroz’a ulaşım gerçekten de zor o zamanlar. Kendi kendine yetmeyi öğrenmesinde bunun da etkisi olabilir. Neden hakkında az çalışma olduğuna gelince... Belki bu bizim toplumsal refleksimiz. Ülkenin gayrimüslimleri bir renk olarak görülüyor. Mozaiğin en renkli yerlerinden bir kesit deniliyor. Ülkenin batıyı temsil eden yüzleri olarak algılanıyor. Bu da güzel, ama onların eşit vatandaş olarak muamele görmesine gelince herkeste bir çekingenlik, bir suskunluk, bir sessizlik...

İmroz özelinde bunu anlatır mısınız?

Bu insanların mallarının mülklerinin bir yumurta fiyatına istimlâk edildiğini söyleyince, ne cevap verebiliriz acaba? Okulları kapatılıyor.
Okullar kapanınca bir çözüm bulmaya çalışmışlar, çok ilginç. Bana çok dokunan bir konu. Anadillerini öğrensinler diye çocuklarını İstanbul’a, Lozan anlaşması gereği açık olan okullara yolluyorlar.
Ama bu insanlar kırsal geçim imkanlarıyla geçiniyor.
Buraya gelip ev tutmak, iş bulmak gibi şeyler yok. Ne yapmışlar biliyor musun? Her yıl köyden beş-altı anne seçiliyor. Hepsi üç-dört tane çocuğu alıyor ve İstanbul’a geliyor. Çocukları bu şekilde okutmaya çalışıyorlar.

Hiç duymamıştım. Çok etkileyici...

Düşünsenize; dört-beş tane daha çocuk alıp İstanbul’a geliyorsunuz. Çalışıyorsunuz.
Ya bir kilisenin içinde kalıyorlar ya da ev kiralıyorlar. Nereye kadar bu olabilir?
Tabii dayanamıyorlar fazla...

“Önce felaket sonra göç”

Adaya 1964 sonrası açık cezaevinin yapılması ve sonra yaşananlar çok dramatik...

Cezalıların, ceza almışların, hükümlülerin adada serbestçe dolaşabilmesi... İnsanoğlu suç işleyebilir ama adalılara rahatsızlık vermesi başka. Sonra erkekler yok. Erkekler, çalışmaya gidenler, okumaya gidenler... Geri çağırılıyorlar.
Genç kızlar, anneler korkuyorlar. Birkaç tane vukuat oluyor.

Ve son büyük göç başlıyor, değil mi?

Daha yakın diye Yunanistan’a gidiyorlar. Avustralya, Yeni Zelanda, Amerika’ya kadar giden çok... Belki diğer Yunan, yani Osmanlı adalarından bolca olsaydı, daha bir parçamız olarak kabul ederdik. Ama iki tanecik var. Thenedos’ta yedi tane, İmroz’da
250-300 Rum kaldı.

“Yunanistan’dakiler de şüpheyle yaklaşıyor”

Giorgos Tsimouris’in makalesinde vardı... Kaçan İmrozlular, Yunanistan’dan da kabul görmemiş!

Ben de onu İmrozlularla tanışınca öğrendim. Çok bilinen bir şeymiş. Hollanda’da çalışıyor, pasaport almak istiyor ama bin bir türlü zorluk çıkartmışlar. “Siz Yunanistan’dan değilsiniz” demişler, “Siz Türk’sünüz. Türkiye-Gökçeada
yazıyor” diyor. Yunanistan’dakiler de onları Helen olarak kabul etmiyorlar. Şüpheyle yaklaşıyorlar. Ve gerçekten bir gurbet duygusuyla yaşıyorlar orada.

Her iki ülkeye de ait olamama hali var İmrozlu’da.

Gerçekten çok ilginç bir durum. Orda da kabullenilmiyorlar. Kimse onlara ah bizim soydaşlarımız, dindaşlarımız geldi demiyor... Mesela bu benim yanımda oldu, bir İmrozlu arkadaşımla sırada bekliyoruz. “Sen neredensin?” diye konuşmaya başladılar. “İmroz’danım” dedi. Karşıdaki “Ha, Türkiyelisin” dedi.

Türkiye’de yaşayan Rumlara vatandaş değil, azınlık veya gayrimüslim denmesi gibi...

Azınlık muamelesi görmemesi gerektiğini düşünüyorum insanların.
Onları neden bu toplumun bir dokusu olarak kabul edemiyoruz? Bu kadar basit, buralı onlar. M.Ö. 5000 den beri burdalar. Atina kolonisi zamanında bile gelmiş olsalar, M.Ö. 500 ediyor.

Neden kabul edilmiyorlar sorusunun cevabını bulabildiniz mi?

Buna çok farklı perspektiflerden bakmak lazım. Ekonomistler, sosyologlar, psikologlar, antropologlar cevap verebilir. Bizim algımızla da ilgili. Algıyı değiştirmek için insanlara ulaşabilen yazılar lazım. Yavaş yavaş belki bu algı değişir diye düşünüyorum. Resmi tarih, medyanın etkisi, çok okunan yazarların ideolojik duruşları da etkili olabilir. Filmlere konu olmamaları olabilir.

İmroz nasıl Gökçeada oldu?

* İmroz hakkında Yunancada makaleler, özellikle 1964 sonrasına odaklanan çok fazla çalışma var. Ama ben Türk okuyucuya bunu daha bilimsel bir perspektifte sunmak istedim. Referanslarıyla, yargı ve yorum içermeyen.
* Adayla igili en kült makaleler bunlar. Adanın arkeolojisiyle ilgili çok az makale var. Onu da Suna Çağaptay yazdı, Osmanlı öncesi dönemi.
* Bozcaada adı, Gökçeada’ya göre daha yaygın. Çünkü Osmanlı, Bozcaada diye kullanmış. Ama İmroz... Bütün Osmanlı dönemine vergi defterlerine baktım, 1456’dan beri hep İmroz. 1974’te Gökçeada oldu.
* İmroz’un mimarisi çok önemli, kendine özgü evleri var. Yani bu yeni yapılan yerleşimler için biraz baksalardı. Çok zor bir şey değil. Neden bir yerin mimari dokusunu bozuyoruz ki? Ne gerek var?

Hakan Ural'dan Barık ailesine yardımKanal D ekranlarında yayınlanan 'Neler Oluyor Hayatta?' programında gündeme gelen Barık ailesinin yaşadığı dram herkesi derinden etkiledi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber