Şarap "milli ülkü"ydü

Bugün devlet eliyle baltalanan şarapçılık, Atatürk ve İnönü dönemlerinde bir "milli dava" olarak görülüyordu. 1947'de Dünya Bağ ve Şarap Kongresi'nin İstanbul'da toplanması ve zamanın bakanının "Ülkümüz nefis şaraplar yapmaktır" sözleri, bugün hayal bile edemeyeceğimiz şeyler

myalcin@turk.net Hükümet ve bir kısım bürokraside şaraba duyulan saplantılı düşmanlık, yetişmesi binbir emek isteyen, 20-30 senede kıvamına gelen ve bir asra kadar yaşayabilen asma kütüklerinin bağcı deyimiyle "köklenmesine", bu doğa cinayetine kadar işi vardırdı. Erdoğan'ın dediği oldu, Bozcaada'da, Trakya'da, Ege'de yaşlı bağlar, verdikleri kütür kütür salkımlarla kim bilir kaç neslin evini geçindirmiş, okutmuş, evlendirmiş heykel gibi koca asmalar, sökülüp sobalarda yakıldı. Şarapçılığın çanına ot tıkandıktan sonra, hükümet geçtiğimiz hafta aşırı yüksek vergide küçük bir indirim yaptı ama bu da şaraba destek verme amaçlı değil, maliyenin kayıtdışı şarapçılığı kayıt içine almasına yönelik bir girişim. Yoksa Maliye Bakanı'nın "İçki sağlığa zararlı. İçme demek için fiyatını vergiyle yükseltiyoruz" sözleri hâlâ hatırda...Bugünlerde şaraba böyle bir karşıtlık güdülüyor ama, işin ilginci Atatürk ve İnönü'lü dönemlerde şarapçılık bir "milli ülkü", "milli politika"ydı. Tabii ki kalkınma hamlesindeki genç cumhuriyet vatandaşlarının zil zurna sarhoş dolaşmasını, alkolizmin artmasını, işgücü kaybını ve aile dramlarını teşvik ediyor değildi. Tam tersine, şarabın bir "kültür içkisi" olduğu fark ediliyor, içkilerin en sağlıklısı olduğu biliniyor ve bu topraklarda şarapçılığın nasıl bir ekonomik zenginlik yaratabileceği öngörülebiliyordu. Bağlarınızı sökün o zaman..." Geçtiğimiz günlerde bağ ve şarapla geçinen Bozcaada'yı ziyaret eden Başbakan Tayip Erdoğan, "Şaraba çok vergi koydunuz. Tüketim düştü, şarap fabrikaları üzümlerimizi almaz oldu" diye yakınan ada halkına bu hoyrat cevabı vermişti. Sanki kıraç topraklarından dolayı yüzyıllardır "Bozca"ada denilen adanın sulama istemeyen bağcılıktan başka şansı varmış gibi... Avrupa'nın II. Dünya Savaşı'nın yaralarını sarmaya çalıştığı 1947'de, Dünya Üzüm ve Şarap Kongresi İstanbul'da yapılmıştı. Hemen üstte fotoğrafını yayınladığımız posta pulu da, PTT tarafından bu kongrenin anısına çıkarılmıştı. Kongre için o yılların İstanbul'unun en görkemli yeri olan Yıldız Sarayı'nın Şale Köşkü tahsis edilmişti. 20 ülkenin önde gelen şarap simalarının katıldığı kongreyi açan Uluslararası Bağcılık ve Şarapçılık Ofisi Başkanı Edouard Barthe, "Yeryüzünün yol kavşağında ve milletlerin geçit yerinde bulunan Anadolu'da bu köylü demokrasisinde bağ, kendi tabii evinde sayılır" diye iltifatta bulunmuştu. Hükümet kongrede bakan düzeyinde temsil edilmiş, Gümrük ve Tekel Bakanı Tahsin Coşan "Yurdun her yerinde yetişen ve daha çok yetişecek olan yaş üzümlerimizi sanatla şaraba çevirmek suretiyle kıymetlendirmek zorundayız. Yurdun büyük yetiştiricisi olan asil Türk köylüsünü zengin yapabiliriz, boş ve geniş topraklarımızla bozkırlarımızı üzümlüklerle şenlendirip yeşillendirebiliriz" demişti. Ve sözlerini soyadı gibi coşan ifadelerle bağlamıştı: "Arkadaşlarım! Ucuz, çok ve nefis çeşitli şarap yapmak bu sanat için ülkümüz olmalıdır..." PTT'den şarap pulu! Tekel Genel Müdürü ise işin sağlık boyutuna değinmişti. "Bol, ucuz ve sıhhatli şarap kurmak suretiyle, halkımızın yüksek alkol dereceli içkiler yerine besleyici ve düşük dereceli bir içki olan şaraba rağbet etmelerini sağlamakla da memleket sağlığına hizmet edilmiş olacaktır ki, bu da davanın içtimai cephesini teşkil etmektedir..."Kongrenin bugün için hüzün verici olan bir detayı da, günümüzde Türk şarapçılığını yüze katlayan, şaraptan milyarlarca dolar kazanan Avustralya'nın temsilcisinin sözleri: "Üzüm üretimi safhasında Avustralya henüz ilkel durumdadır. O yüzden biz bu kongreye ancak öğrenci sıfatıyla katılıyoruz..."Aradan tam 61 yıl geçmiş durumda... Bugün devletin şarapçılığı kalkındırmak üzere böyle kongreler toplaması, dünya şarapçılarını ağırlaması ve şarapçılığı bir ulusal dava olarak görmesi uzak birer hayal. Devlet tam tersine vergiyle, reklam sınırlamasıyla, RTÜK'e TV'lerde şaraplı sahneleri ayıklatmakla dolaylı bir "din polisliği"ne soyunmuş durumda. Eksik kalan noktaları da iktidar partili belediyeler tamamlıyor, Balıkesir'de, Korkuteli'nde olduğu gibi şarap içilen lokantaları şehir dışına sürüyor, ruhsat vermiyor.61 yıl önceki kongrenin tutanakları, nereden nereye geldiğimizi çok daha iyi ortaya koyuyor... Artık hepsi bir hayal

19 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber