'Sefa’ya el verdim onu asistanım ilan ettim'

Bu hafta Prof. Dr. Canan Karatay ve Instagram’da Karatay’ı taklit ettiği videoları izlenme rekorları kıran Sefa Doğanay’ı bir araya getirdim. Sefa, Karatay Diyeti’yle 4 ayda 36 kilo vermiş. Bu da Canan Hoca’nın çok hoşuna gitti ve röportajın sonunda Sefa’yı asistanı ilan etti.

'Sefa’ya el verdim onu asistanım ilan ettim'

Bugün 1 Nisan ve biz de size bir şaka yapalım dedik. Bir tarafta Prof. Dr. Canan Karatay bir tarafta Canan Hoca’nın taklidiyle tüm sosyal medyayı sallayan Sefa Doğanay. Hangisi gerçek ayırt etmek size kalmış. Zira biz çok zorlandık. Boy farkı olmasa bu neredeyse imkansız. Bunun nedeniyse Sefa’nın Canan Hoca’nın önerilerini içselleştirmiş olması. Dinlediğinizde sanki Canan Hoca konuşuyor. Sefa, Canan Karatay Diyeti’ni benimsemiş ve 4 ayda 36 kilo vermiş. Hal böyle olunca bir bilgili ki inanılacak gibi değil. Bu Canan Hocanın da çok hoşuna gitti tabii ve röportajın sonunda Sefa’yı asistanı ilan etti. Sefa daha 25 yaşında. Onu “Yetenek Sizsiniz” programıyla tanışmıştık. Ama kendisini iyice geliştirmiş. Gerçekten çok başarılı... Hoca’ya benzerliği sayesinde Canan Karatay’a dönüşmesi için çok şeye ihtiyacı yok. Bir peruk, gözlük, bir de ceket ve tabii hocanın olmazsa olmazı broş. Bir ara kimin broşu daha güzel konusu açıldı. Sefa “Ben bunu takmadan önce zeytinyağında beklettim o yüzden benimki daha güzel” diyince, Canan Hoca’nın gülmekten gözünden yaş geldi resmen. Biz bu işte çok eğlendik. Umarım sizin de güzel bir pazar geçirmenize vesile olur. Bu röportajın videoları milliyet.com.tr de. Mutlaka izleyin, çok güleceksiniz. Buluşmanın gerçekleşmesine sunduğu katkı için Canan Karatay’ın editörü Nihal Doğan’a ve bu söyleşi sırasında bize kapılarını açan Doubletree by Hilton Hotel Moda ve otelin roofundaki Hood Restaurant’a da çok teşekkür ederim. Keyifli pazarlar.

-Karatay Diyeti’yle nasıl tanıştın? O süreci anlatabilir misin?

Sefa Doğanay: Canan Hocamı ilk kez 2011 yılında televizyonda seyrettim, gerçekten ezber bozan şeyler söylüyordu. O zamanlar 102-103 kilolardaydım. Canan Hocamın dediklerini uygulamaya başladım. Trabzonluyum da zaten, tereyağıyla büyümüş bir çocuktum. Dolayısıyla Hocam savununca tereyağını, ben de dedim ki; hazır tereyağımız var zaten, başlayalım. Ekmeği keselim, tereyağıyla devam edelim. Hakikaten bir baktım tereyağı yedikçe yiyorum, fakat ekmeği kestikten sonra kendi kendime zayıflamaya başladım. Protein ağırlıklı beslendim. Protein ve yağ üzerine kurulu bir diyetle aç da kalmadım. Ama tabii ki ara sıra kaçamak yaptım çünkü çok keskin bir geçiş oluyor. Tatlı da yedim ama bir tabak yiyorsam, bir dilime düşürdüm. Nefsi köreltmek için. Zamanla o da kalmıyor zaten. Canın istemiyor.

Sefa’ya el verdim onu asistanım ilan ettim
Canan Karatay: Zaten azar azar oluyor. Birdenbire olmasına imkan yok. Yavaş yavaş vücudun dengesi oturuyor. Esas temel olay vücutta, insan organizmasında… Enerjiyi karbonhidrattan alma modunu yağdan ve proteinden alma moduna çevirmek. Olay bu. Bu da birdenbire olmuyor.

S. Doğanay: Benim naçizane bir tavsiyem; ekmeği azaltırken, ısırarak değil, kopararak yemeği öğrenmemiz lazım. Isırdığımızda ağzımızın ne kadar ekmek aldığını anlayamıyoruz. Ben ekmeği ilk etapta böyle azalttım. Bu yöntemle 3'te 1 ekmek yeniyor.

-103 kilodan şimdiki kilona ne kadar zamanda indin?

S. Doğanay: “Karatay Diyeti” kitabındaki önerileri uygulayarak 4 ayda 36 kilo verdim. Bir de meyve olarak ananas yedim. Ananas ve “Karatay Diyeti” ve “Karatay Mutfağı”yla sağlıma kavuştum.

-Sağlıklı yaşamak konularına Canan Hoca sayesinde mi bu kadar ilgi duymaya başladın?

S. Doğanay: Kilo vermeyi düşünüyordum açıkçası. 12 yaşından beri kilolu bir çocukluk geçirdim. Vücudumun genetiğiyle çok oynadığım için kilo alma yapım da çok çirkindi. Yani erkek çocuğu dediğin kilo alınca göbeklenir babaya benzer. Benim belden aşağım halalarıma benziyordu. Halalarımın hepsi de köy tavuğu gibidir böyle. Boyları da kısadır, koltuğa oturunca ayakları yerden kesilir.

C. Karatay: Aslında köy tavuğu tipi, şeker hastalığı belirtisidir!

"SEFA'NIN VİDEOLARINI SİNİRLENEYİM DİYE GÖNDERİYORLAR"

-Siz ne hissediyorsunuz Canan Hocam Sefa'nın sizi canlandırdığı tiplemeleri izleyince?

C. Karatay: Ben tabii ki çok mutlu oldum her zamanki gibi. Gençlerin bunu yaşayıp, uygulaması ve sağlığına kavuşması beni çok mutlu etti. Sefa bey şimdi 25 yaşında torunum yaşında sayılabilir. O 25, ben75 yan yanayız ve aynı şeyleri düşünüyoruz, bu çok önemli. Gençlerin anlattıklarımızı sahiplenmeleri ve yaymaları çok önemli…

Sefa’ya el verdim onu asistanım ilan ettim

-Siz de bizim kadar gülüyor musunuz taklidinizin yapılmasına?

C.Karatay: Gülmez olur muyum tabii ki gülüyorum, kendimi görüyorum. (Kahkahalar)Son zamanda aynı ben ama öncesinde de sesiyle, mimikleriyle, taklitleriyle, ifadeleriyle aynı şekilde yapıyordu. Hatta bana videolarını gönderiyorlar, sinirleneyim diye. Sinirlenecek ne var ki? Ne kadar güzel, müthiş bir yaratıcılık, müthiş bir kabiliyet, kutluyorum kendisini. Ve de güzel bir örnek gençler için, bütün gençlerimizin sağlığı için önemli çok önemli anlattıkları, çünkü bizim geleceğimiz gençlerimizde. Bakın 100 küsur kilodan bu kilolara inmiş, hiç beni görmeden, sadece kafasını kullanarak ve kitaplarımı okuyup prensipleri uygulayarak. Yani sağlıklı beslenerek ve doğal beslenerek, yani hiçbir ilaç kullanmadan, yani ameliyat olmadan… Çünkü metabolik bozukluklar ancak metabolizma düzelince düzelir, metabolik bozukluklar cerrahi ile düzelmez.

Sefa’ya el verdim onu asistanım ilan ettim
-Sefa sen 25 yaşındasın, senin ne düşündüğünü çok merak ediyorum. Gençler hocayı çok seviyor, düşüncelerini savunuyor ama Canan Hocaya karşı çıkanlar var.. Sence neden?

S. Doğanay: Ben sebebini bilmiyorum, insanların düşüncesine saygı duyuyorum. Ama ben bu sistemle kilo vermiş birisi olarak Canan Hocamı destekliyorum, benim sevenlerim de Hocamı destekliyor. Canan Hocanın sevenleri benim tarafımda, benim sevenlerim Canan Hocanın tarafında. Yani sevenlerimiz buluşmuş oldu aslında. Üniversite mezunu bir genç olarak sadece şunu söyleyebilirim; Dünya üzerinde kaç tane profesörün kitapları Harvard Üniversitesi Kütüphanesi’nde yer alır? Öncelikle buna açıp baksınlar, ondan sonra Canan Hocamı eleştirsinler.

"HER YERE KINAYA GİDER GİBİ GİDİYORUM"

-Paketli ürünler insanın hayatından tamamıyla çıkabilir mi? Sanki tamamıyla çıkartılamazmış gibi bir düşünce var insanların algısında.

C. Karatay: Tamamıyla de çıkabilir aslında zor bir şey değil, teorik olarak söylüyoruz çıkartabilirler diye insanlar o kadar bağımlı hale gelmişler ki onu görmüyorlar bile. Hani vardır ya…“Gözleri var görmezler kulakları var duymazlar…” Umurlarında değil yani o bakımdan yapamıyorlar. Yapmak isteyen yapıyor aslında!

S. Doğanay: Ben fındık, fıstık taşıyorum yanımda genelde. Ama insanlar arada bir kendilerine ödül verebilirler değil mi hocam? Bir öğün sağlıksız beslenme ile vücut tamamen sağlıksız olmaz diye düşünüyorum doğru mu hocam?

C. Karatay: Geriye gider, doğru bir şey değil, ben ödülü tavsiye etmiyorum, ödül tamamen kandırmaca. Geçiş dönemlerinde tabii ki vücut sarsıntı da geçiriyor ama o sürelerde de yine sağlıklı ve doğal yemeye özen göstermelerini tavsiye ederim. Siz çok güzel yapıyorsunuz fındık fıstık taşıyorsunuz yanınızda.

S. Doğanay: Çerezim mutlaka olur. Her gittiğim yere kınaya gider gibi gidiyorum (kahkahalar). Karışık çerez torbası elimde…

C. Karatay: Ben de öyleyim Sefa. Uçağı binerken kuruyemişle gidiyorum. Uçakta yemiyorum mesela. İnsan acıkır mı tabii ki acıkır, o zaman onları atıştıracaksın.

S. Doğanay: Bir de benim annem çok maharetli bir kadındır. Çocukluğumdan beri üç çeşit açık büfe gibiydi soframız. Tatlısı, tuzlusu, karışık yemeği hep olurdu masamızda. Vücudumuzun genetiğiyle oynamış olduk yani, çocukluğumdan beri şişman olduğum için de hiç huzurlu olamadım. Bunu anlatacağım artık yabancı değiliz. Adıyaman'a gittik geziyle Nemrut'a çıkamadım neden pişik olmuş oturuyordum otobüsün içinde. Lise Hocam sordu, “Karnım ağrıyor” dedim, nasıl diyeceğim yanık içinde olduğumu. Tavuk gibiyim. Zaten boyum da kısaydı o zaman. Bir de şişmanız çantamda pudrayla geziyordum o zamanlar şimdi fındık fıstıkla geziyorum.

C. Karatay: Ben üç yıl önce Nemrut'un merdivenlerini çıktım ve de indim. (Kahkahalar)Çıkabildiğim için indim, ben de espri yapayım dedim.

S. Doğanay: Benim babaannem 92 yaşında. Ona bilmediği hiçbir şey yediremezsiniz. Hocam her zaman söylüyor ya;“Ağzınıza koyamayacağınız hiçbir şeyi saçınıza da, vücudunuza da sürmeyin” diye. Babaannem de öyle, bilmediği hiçbir şeyi ona yediremezsin. Geçenlerde doktora kontrole gitti, doktor babaanneme dedi ki “Yeni doğmuş bir bebeğin iç organları gibi organların var teyzeciğim, sapa sağlamsın”.

-Nasıl besleniyor peki?

S. Doğanay: Tereyağı ve doğal yeşilliğin dışında hiçbir şey yediremezsiniz ona. Ama eti yer, mesela yağlı kuzu eti yer, yanında bol salatasıyla yer, pilav asla yemez.

C. Karatay: Fakat bir şey sormak istiyorum Sefa bey, babaanneniz bilimsel olarak araştırma yapmış mı, bütün bunları bilimsel olarak kanıtlanmış mı acaba? ( kahkahalar)

S. Doğanay: Hayır hocam. Yiyerek kanıtlamış babaannem, kendi vücudundan kanıt ortada zaten. Babaannem hep anlatır, "Paça çorbası içip tarlaya gider, öğlene kadar da acıkmazdık" der. Sabah kahvaltıda Anadolu kültüründe bol sarımsaklı, sirkeli, limonlu çorba içmek vardır zaten.

C. Karatay: Eşimle balayına Eskişehir'in Bardakçı köyüne gittik, ben balayına da köye gittim. 1979 yılında. Bütün köy tanır beni, orada çalıştım çünkü… Köy odasında kaldık, ertesi sabah arkadaşlarımın evine kahvaltıya gittik. Kahvaltı, ortada bir tencere kuru fasulye, on tane kaşık, başka bir şey yok. Gençlerin dünyadan haberi yok. Bu gelenektir, yeni bir şey değil, bunun araştırmasını yapmaya da gerek yok, asırlarca bu uygulanmıştır. Dönerken bana da fasulye hediye ettiler, ben de her sabah soğansız, kavurmadan, domatesle haşlayarak yaptım, yedik kahvaltı olarak. Bir kere daha söyleyeceğim; Amerika'da İngiltere'de, İskoçya'da kahvaltıda kuru fasulye de vardır, bütün kuzey ülkelerinde vardır. Anadolu'da da var, Balkanlar'da da var. Bunlar yeni şeyler değil ama yeniden hatırlatmak lazım.

Sefa’ya el verdim onu asistanım ilan ettim

"SEFA'NIN BAŞARISININ ALTINDA HAMSİ YATIYOR, PAÇA YATIYOR"

-Canan Karatay'ı canlandırdıktan sonra hayatında neler değişti onu anlatır mısın?

S. Doğanay: 2- 3 yıldır yapıyordum ama özellikle hocamın ceketini giyip, broşunu taktıktan sonra inanılmaz bir reaksiyon oldu. İnsanlar beni yolda görüyor, çeviriyorlar Canan Karatay, Canan Karatay başka da bir şey duymuyorum. Canan Karatay'ı ayrı, sizi ayrı seviyoruz diyorlar. İnanılmaz bir sevgi seli var şu anda.

-Ben sizin makyaj yaptığınızı düşünüyordum, çok şaşırdım. Nasıl hazırlanıyorsunuz siz, anlatır mısınız?

S. Doğanay: Bir kere Hocamı çok izledim, ikincisi de Hocamın çok sempatik bir gülüşü var, onu yapınca direk Canan Karatay gibi görünüyorsunuz. (kahkahalar).

C. Karatay: Oğluma da çok benziyor.

S. Doğanay: Broş, gözlük, hocamın doğal saç renginden bir peruk, kolye ve cekete mimikleri de ekleyince iş bitiyor zaten.

-Hazırlanırken ceketi bulmakta çok zorlanıyorum dedin…

S. Doğanay: Zorlanıyorum erkek bedeni olduğu için kadın bedeninde kendime göre ceket bulmak zor. Bir şekilde hallettik.

C. Karatay: Bu zekâyı gösterir. Bunun altında hamsi yatıyor, paça yatıyor, yağıyla kuzu eti yatıyor, Trabzon tereyağı yatıyor, yumurta yatıyor…

Sefa’ya el verdim onu asistanım ilan ettim
S. Doğanay: Beni babaannemler alıştırdı ben iki yaşından beri kelle paça, işkembe çorbası bağımlısıyımdır. Haftada bir içmeden duramam, mesela sahneden sonra içerim. Sahne öncesi diyaframa ağırlık yaptığı için bir şey yiyemiyoruz, sahneden sonra yemek yemek ihtiyacı hissettiğim de biraz geç bir öğün oluyor ama kelle paça çorbası içiyorum.

C. Karatay: O kadar ağır değil kelle paça, sıvı çünkü. Ben de Anadolu'ya çok çağrılıyorum orada da herkes bilir kelle paçadan başka bir şey yemem saat kaç olursa olsun; geç de olabilir, erken de olabilir.

S. Doğanay: Hocamın nezdinde şunu söylemek istiyorum, çorbaları genelde unla yapıyorlar, bu çok tehlikeli!

C. Karatay: Evet o çok tehlikeli. Çorbalara un katılmaması lazım, unlu terbiye yapılmaması lazım…

S. Doğanay: Katı olsun diye, çorbanın kıvamı katı olsun diye onu koyuyorlar…

-Sefa senin Canan Karatay taklidinde bu kadar başarılı olmanın nedeni, aslında Canan Hocanın söylediği şeyleri içine inanılmaz sindirmiş olman benim gözlemlediğim.

S. Doğanay: Çok… Hayatımda da uyguladığım için hiç zorlanmadım.

C. Karatay: Sefa 19 yaşındayken, 100 kg'ın üzerinde iken o zamanlar şekerli, gazlı içecekler içiyor muydunuz?

S. Doğanay: Evet, içiyordum Hocam... Pizza, patates kızartması, özelikle de gecenin bir saatinde yemek yemek istiyordum.

C. Karatay: 19 yaşında genç bir delikanlının 100 kg olmasının sebebi işte bunlar, sadece pizza, patates kızartması değil, esas şişiren şekerli, gazlı içecekler. Karaciğeri yağlandırıyor, oradan başlıyor ve bütün vücudun hormonsal metabolizmasını altüst ediyor. Bütün mesele bu…

S. Doğanay: Kilo ve yağlanmadaki o çirkinlik de zaten bundan kaynaklanıyor.

C. Karatay: Beyni de bozuyor.

S. Doğanay: Turşu ve köy yoğurdundan ben probiyotik alıyorum Canan Hocam, siz ne dersiniz? Bir de her çeşit peyniri yerim, peynire ayrı bir sempatim vardır.

C. Karatay: Bu kadar zaten, yani atla deve bir şey söylemiyoruz. Kuşkonmaz çorbası söylemiyoruz (kahkahalar).

"SEFA'YI SEVMEYEYİM DE BENİ SUÇLAYANLARI MI SEVEYİM?"

-Hocam son kitabınız herkesin elinde, herkesin dilinde. Hangi bilimsel kaynağa dayanarak Canan Karatay bu iddialarda bulunuyor diyenlere cevap niteliğinde mi oldu bu kitap?

C. Karatay: Kitabın 10 şifresi var. 10 şifresine de tıp derneklerinden hücum geldi, suçlama geldi ayrı ayrı. Ama onun dışında bir gecede okuyanlar, elinden bırakamayanlar, “Kafamdaki sorulara cevapları nihayet buldum” diyenler var. Zaten bunun için yazıldı.

-Sefa sizin bilgilerinizi size anlatıyor Canan hocam farkında mısınız?

C. Karatay: Evet, gurur duyuyorum, çok mutlu oluyorum. Onun için Sefa'yı çok seviyorum, Sefa'yı sevmeyeyim de kimi seveyim, gidip beni suçlayanları mı seveyim? (kahkahalar)

S. Doğanay: Canan Hocadan birçok konuda çok ekmek yedik, ama öyle fırındaki ekmek değil, unlu ekmek değil (kahkahalar).

C. Karatay: Resmen yaşamış, içselleştirmiş.

S. Doğanay: Bugün her şeyden evvel Türkiye için çok önemli bir bilim insanı olan Prof. Dr. Canan Karatay'la tanışmak benim için büyük bir şereftir. Hocamız gibi insanların pamuklara sarıp sarmalanması gerektiğini düşünüyorum. Tanışmaktan, bir arada olmaktan ve limonlu çay içmekten çok büyük bir keyif aldığımı söylemek istiyorum.

C. Karatay: Çok teşekkür ediyorum ben de Sefa'yı çok merak ediyordum. İkimizde Türkiye’yi geziyoruz halkın sağlığı için, gençlerin sağlığı için uğraşıyoruz. Ben onu asistanım ilan ettim, el veriyorum. Ama o zaten o eli kendi kendine almış, kitaplarımı okuyarak, 36 kilo vererek.

Şahan Gökbakar: Ne oldum değil, ne olacağım diyeceksin!Şahan Gökbakar, sosyal medya hesabından paylaştığı video ile son dönemde kendisine gelen eleştirilere ilginç bir gönderme yaptı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber